Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki nüfus hızla artıyor. 2018 yılında 7 milyon 186 bin 204 olan bu nüfus, 2023’te yüzde 21,4 oranında bir artışla 8 milyon 722 bin 806’ya ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam içindeki oranı ise 2018’de yüzde 8,8 iken, 2023’te yüzde 10,2’ye çıktı. Son bir yılda 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı yüzde 10,6’ya yükselirken 0-14 yaş grubundaki çocuk nüfusun oranı yüzde 20,9’a geriledi. Nüfus projeksiyonlarına göre, 2030’da yaşlı nüfus oranının yüzde 12,9, 2040’ta yüzde 16,3, 2060’ta ise yüzde 22,6’ya çıkması bekleniyor. 2080 yılında ise bu oran yüzde 25,6’yı bulacak.

‘EN TEMEL SORUN’

Verilerin Türkiye’nin yaşlanma sürecinde olduğunu gözler önüne serdiğini, yaşlı bakım hizmetlerinin bu artışı karşılayacak şekilde güçlendirilmesi gerektiğini belirten Ege Geriatri Derneği Başkanı Psikolog Mevlüt Ülgen, “Veriler Türkiye nüfusunun yaşlandığını gösterirken İzmir’de bu oranın ülke ortalamasının üstünde olduğunu bizlere anlatıyor. 2023 yılının sonu itibariyle İzmir’de 4 milyon 479 bin 525 kişi yaşamaktaydı ve şehrimizdeki yaşlı oranı yüzde 12,8 seviyesindeydi. 2024 yılının sonu itibariyle İzmir nüfusu 4 milyon 493 bin 242 kişiye ulaştı. Kentimizdeki nüfusa yaşlı oranı ise yüzde 13,3’e yükseldi. Bu artışı göz önünde bulundurarak, yerel ve merkezi yönetimlerin hızla hak temelli yaşlı bakım politikalarını geliştirmeleri gerekir. Türkiye’deki mevcut yaşlı bakım sistemi, evde bakım ve kurumsal bakım kapasitesinin artması gerekiyor. Yaşlı yoksulluğu ve bakım sorunları, Türkiye’deki en temel toplumsal sorunlar arasında yer alıyor. Bu sorunu çözmek için yaşlıların yaşadığı çevrelerin, onların ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi gerekiyor. Engelsiz şehirler, ulaşım hizmetleri ve yaşlıların hak temelli sosyal politikalarla desteklenmesi büyük önem taşıyor” dedi.

‘UÇURUM VAR’

Türkiye’deki yaşlı bakım hizmetleriyle gelişmiş ülkeler arasında uçurum düzeyinde büyük farkların olduğunu dile getiren Ülgen, “Türkiye ile Avrupa gibi gelişmiş ülkelerdeki yaşlı bakım hizmetleri arasında uçurum var. Çanlar Türkiye’deki yaşlı nüfus için çalıyor. Avrupa ülkelerinde, özellikle Almanya ve İtalya gibi ülkelerde, 65 yaş üstü nüfus oranı yüzde 25 civarında. Bizde bu oran çok düşük. Bu ülkelerde, yaşlılara yönelik bakım ve sağlık hizmetleri kamusal olarak sunuluyor ve sigorta sistemleriyle destekleniyor. Yaşlı bakım hizmetlerinin tüm yaşlıları kapsayan bir yapıya sahip olduğu bu ülkelerde, bakım hizmetlerinin örgütlenmesinde hak temelli bir yaklaşım benimseniyor” ifadelerini kullandı.

‘DÜŞÜK ÜCRETLİ YABANCI’

Türkiye’de yaşlı bakım teknikerliği gibi bölümler açılsa da bu alanda yetişen mezunların büyük bir kısmının iş bulamadığını vurgulayan Ülgen, bu sorunun temelinde ailelerin maddi zorluklar nedeniyle yaşlı bakımını üstlenmeye çalışmaları ve düşük maaşlarla çalışan yabancı bakıcıların artan etkisinin bulunduğunu ifade etti. Ülgen, “Yabancı bakıcılar, daha düşük ücretlerle çalıştıkları için Türkiye’de yaşlı bakım sektöründe önemli bir yer tutuyor. Türk vatandaşları ise ağır çalışma koşulları ve düşük ücretler nedeniyle bu sektörde tercih edilmiyor. Bu, iş gücü açığını daha da derinleştiriyor” dedi.

‘KALİTELİ VE KALİFİYE’ 

Kamusal destekle birlikte, yaşlı bakımının sadece bir bakım hizmeti sunma değil, aynı zamanda önemli bir istihdam alanı yaratma fırsatına da dönüşebileceğine dikkati çeken Ülgen, “Eğer sosyal güvenlik sistemi güçlendirilir ve kamu sektörü bakım hizmetlerine yatırım yaparsa, bu alanda kalifiye iş gücü için yeni istihdam fırsatları doğacaktır. Yaşlı bakımında kaliteli bir hizmet sağlamak, hem yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artıracak hem de bu alanda çalışacak gençler için yeni iş olanakları yaratacaktır” ifadelerini kullandı. 

‘SORUNLAR YAŞANABİLİR’

Türkiye'nin nüfus dinamiklerinin değiştiğini, genç nüfus düşüşlerinin gelecekte büyük ekonomik ve sosyal dönüşümlerin ortaya çıkmasına neden olacağını vurgulayan İzmir Sosyoloji Derneği Başkanı Sadık Aktaş, “Yüksek enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi birçok neden birçok aileyi çocuk sahibi olma konusunda kaygılandırıyor. Eğitim, sağlık ve bakım masrafları artıyor. Bu durum genç çiftlerin çocuk yapma konusunda caydırıcı olmasına neden oluyor. Kadınların iş hayatında daha aktif rol alması, bireysel yaşam tercihleri ve evlilik yaşının yükselmesine, doğurganlık oranlarının düşmesine neden oluyor olabilir. Büyükşehirlerde yaşamın daha pahalı ve zor olması, ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını özgürlüklerine veya sınırlamalarına yol açıyor olabilir. Genç nesillerin eğitim sürecinin uzaması ve kariyer planlarının daha ön plana çıkmasına ve doğum oranlarının düşmesine sebep oluyor olabilir” diye konuştu.

‘POLİTİKALAR ÜRETİLMELİ’

Türkiye'nin genç nüfusunun korunabilmesi için bazı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Başkan Aktaş, “Daha az çalışan, daha fazla emekli demek. Sistemi finanse etmek zorlaşacak. Genç nüfus azaldıkça üretim düşer, ekonomi yavaşlar. Gençlerin azalması, dinamizmin ve yenilikçi fikirlerin de azalması anlamına geliyor. İş gücü açığını göçmenler kapatabilir ama bu sosyal dengeleri de sarsabilir. İnsanlar klasik aile yapısından ve toplumsal çözümlerden uzaklaşıyor, bireyselleşme artıyor. Peki, genç nüfusu teşvik etmek mümkün mü? Doğum yardımları, kreş desteği, vergi avantajları. Kadınlara esnek çalışma saatleri, uzun doğum izinleri. Ev sahibi olmayı kolaylaştıran projeler, eğitim maliyetlerini düşüren reformlar. Yapılarak geleceğimiz olan genç nüfus desteklenmelidir. Onları desteklemezsek, ileride çok daha büyük sorunlarla karşılaşabiliriz!” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Haber Merkezi