Türkiye’nin 86 milyon insanının gündemi aslında çok açık. Vatandaş, siyasi tartışmalardan, bitmeyen polemiklerden ve birbirini suçlayan açıklamalardan önce insanca yaşamak istiyor. Bugün milyonlarca insanın ortak sorusu şudur: Bu ülkede çalışarak, üreterek ve emek vererek neden geçinemiyoruz? O halde çözüm de halkın hayatına dokunacak kadar açık olmalıdır. Öncelikle kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı yeniden sorgulanmalıdır. Muhtarlık sistemi ve muhtar maaşları, günümüzün dijital kamu hizmetleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir. Vatandaşın vergileriyle oluşan bütçede her kuruşun hesabı verilmelidir. Emekli milletvekillerine ödenen maaşlar ve ayrıcalıklar da toplumun vicdanını rahatsız etmektedir. Milyonlarca emekli geçim mücadelesi verirken, siyasette görev yapmış kişilere sağlanan imkânlar yeniden değerlendirilmelidir. Milletvekilliği bir ayrıcalık değil, millete hizmet görevi olmalıdır. Vekil maaşları, vatandaşın ekonomik gerçeklerinden kopuk olmamalıdır. Türkiye’nin en önemli meselesi ise geçimdir. Asgari ücret, açlık sınırının altında kalmamalıdır. Emekli maaşı da insan onuruna yakışır bir yaşam sağlamalıdır. Bir insan yıllarca çalışıp ülkesine hizmet ettikten sonra pazar filesini dolduramaz hâle gelmemelidir. Devletteki makam aracı ve gösteriş harcamaları da mutlaka azaltılmalıdır. Tasarruf önce vatandaştan değil, devleti yönetenlerden başlamalıdır. Ancak en büyük mesele gençlerdir. Diplomalı gençler iş bulamıyor, üniversite mezunları gelecek kaygısıyla yaşıyor. Türkiye, gençlerini işsizliğe değil; üretime, teknolojiye, sanayiye ve girişimciliğe yönlendirmelidir. Vatandaşın mutfağında ise yangın var. Gıda fiyatları düşmelidir. Bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılaması lüks olmaktan çıkarılmalıdır. Barınma da temel bir insan hakkıdır. Ev fiyatları ve kiralar makul seviyelere çekilmelidir. Gençler evlenemiyor, aileler taşınamıyor, insanlar gelirlerinin büyük bölümünü kiraya veriyorsa ortada ciddi bir sorun vardır. Otomobil artık ulaşım aracı olmaktan çıkıp lükse dönüşmüştür. Vergi politikaları ve piyasa koşulları yeniden ele alınmalıdır. Artık vatandaşın sabrı da, cüzdanı da tükeniyor. İnsanlar lüks istemiyor; sadece insanca yaşamak istiyor. Emekli pazardan yarım kilo meyve alırken hesap yapıyorsa, asgari ücretli ayın ortasında parasız kalıyorsa, gençler diplomalarıyla işsiz geziyorsa, aileler kirayı ödeyebilmek için temel ihtiyaçlarından vazgeçiyorsa ortada başarı hikâyesi anlatmanın hiçbir anlamı yoktur. Devlet önce kendi harcamalarına bakmalıdır. Tasarruf vatandaştan istenmeden önce makam odalarından, araç filolarından, gereksiz harcamalardan ve ayrıcalıklardan başlamalıdır. Bu ülkenin kaynakları vardır. Sorun kaynak yokluğu değil; kaynakların doğru, adaletli ve verimli kullanılmamasıdır. İnsanlar lüks istemiyor; sadece insanca yaşamak istiyor. Türkiye’de 86 milyon çok şey istemiyor. Çalışanın emeğinin karşılığını aldığı, emeklinin geçinebildiği, gencin iş bulabildiği, gıdanın ulaşılabilir olduğu ve bir ev sahibi olmanın hayal olmadığı bir Türkiye.
Artık söz değil, sonuç zamanı.
Çünkü vatandaş vaat dinlemekten yoruldu. Halk artık konuşanları değil, sorunları çözenleri görmek istiyor. Halkın sofrası küçülürken saraylar büyüyemez. Türkiye’nin geleceği, makamların konforunda değil, vatandaşın refahında ve cebinde kazanılacaktır.