Nihat AK/EGE TELGRAF- Dünya 8,3 milyar nüfusa ulaşırken, insanlık bir yandan üretim ve teknoloji rekorları kırıyor diğer yandan tarihin en ağır açlık ve yoksulluk krizlerinden biriyle karşı karşıya kalıyor. Bugün dünyada her 11 kişiden biri açlıkla mücadele ediyor. Doğu Afrika’da her 3 kişiden biri, Afrika’da her 5 kişiden biri, Batı Asya'da (Orta Doğu) ise nüfusun yüzde 12,7'si açlıkla mücadele ediyor. Açlık oranlarının yüzde 5'in altında seyrettiği Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin gündeminde yoksulluk var. Türkiye’deki yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşayanların sayısı 25 milyon kişiyi aşarken bu oran ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 30’una yakın bir kesimin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı anlamına geliyor.

Ege Telgraf’a değerlendirmelerde bulunan gıda ve tarım uzmanları, Türkiye ve dünyadaki mevcut kaynakların insan nüfusunu beslemeye yetecek düzeyde olduğunu belirtti. Uzmanlar, buna rağmen açlığın temel nedeninin kaynak yetersizliği değil; üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerindeki yapısal çarpıklıklar olduğuna dikkat çekti.

EKMEK YETECEKTİ ASLINDA

Dünya ve Türkiye’deki açlığın adaletsizlik kaynaklı olduğuna vurgu yapan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Uğur Toprak, “Ekmek herkese yetecekti aslında; tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami...” diyor ya şair. Aslında hem ülkemizde hem de dünyada üretilen gıdalar, herkese yetecek miktarda. Üretim açısından bir sıkıntımız yok; asıl sorun bölüşümde. Maalesef gıdanın da, suyun da, gelirin de, verginin de adaletsiz bir şekilde dağıtıldığını görüyoruz. Bu durum devam ettiği sürece, toplumun bir kesimi açlıkla mücadele ederken ve yetersiz beslenmenin sonuçlarıyla karşı karşıya kalırken, diğer bir kesim her türlü gıdaya rahatlıkla ulaşabiliyor. Bu tablo yalnızca ülkemiz için değil, dünya genelinde de geçerli. Gözü doymayanlar olduğu sürece bazı insanların karnı da doymuyor. Bu nedenle dağıtımın planlı ve adil bir şekilde yapılması gerekiyor. Verginin de, gelirin de, suyun da, gıdanın da adil bir biçimde dağıtılması şart” dedi.

‘PLANSIZ ÜRETİMİN SONUCU’

Devlet Planlama Teşkilatı 2010-2011'li yıllarda kapatılması yanlışlığına dikkati çeken Başkan Toprak, “Çalıştığı dönemde o kurumun birçok alanda planları vardı. Stratejik planlar ve kalkınma planları hazırlanıyordu. Ülkenin nüfusu ne kadar, memleketin nüfusu kaç, ne kadar turist geliyor, ne kadar göçmen ve mülteci bulunuyor; bunların hesaplamaları yapılıyordu.

Bu verilere göre ne kadar una ihtiyaç olduğu, dolayısıyla ne kadar buğday, ne kadar domates üretilmesi gerektiği planlanıyordu. Bu planlamanın da ülke genelinde buna uygun şekilde dağıtılması gerekiyordu. Ancak bunları yapmadığımız için çiftçi, o dönem hangi ürün daha fazla para ediyorsa onu ekiyor. Bu kez o ürün çok fazla üretiliyor ve elde kalıyor. Çiftçi zarar ediyor. Zarar ettiği için de bir sonraki yıl aynı ürünü ekmiyor. Böylece çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, temiz suya erişim sorunları ve savaşlar, gıda krizlerini derinleştiriyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze ve Afrika'daki açlık bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Maalesef gelir, su ve gıda kaynaklarının adaletsiz dağılımı bu sorunları derinleştiriyor. Unutulmamalıdır ki, gıdanın ve suyun adil paylaşılmadığı bir dünya güvenli bir dünya değildir” diye konuştu.

BİLİNÇLİ TÜKETİM

Üretimden sofraya kadar büyük bir gıda israfının olduğunu da dile getiren Başkan Toprak, “Ortada yalnızca bir israf değil, üretimden sofraya kadar uzanan devasa bir gıda kaybı sorunu var. Bu kayıp market rafında değil, daha tarlada başlıyor. Bilinçsiz üretim, plansız ekim ve yanlış hasat uygulamaları nedeniyle ürünlerin önemli bir bölümü daha toprağın içindeyken kaybediliyor. Hasat sırasında, hasat sonrasında ve taşıma süreçlerinde de tonlarca gıda çöpe gidiyor.

Bitcoin 63 bin doların üzerine çıktı! Kripto piyasasında 2,26 trilyon dolarlık değer
Bitcoin 63 bin doların üzerine çıktı! Kripto piyasasında 2,26 trilyon dolarlık değer
İçeriği Görüntüle

Sorunun bir diğer boyutu ise tüketim alışkanlıklarımız. Biraz çizilmiş, şekli bozulmuş ya da görüntüsü kusursuz olmayan ürünleri satın almıyoruz. Kusursuz görünen ürünü tercih ederken tonlarca meyve ve sebzenin israf edilmesine neden oluyoruz. Tavsiye edilen tüketim tarihi yaklaşan ürünleri de rafta bırakıyor, sadece son kullanma süresi daha uzun olanları seçiyoruz. Oysa kısa süre içinde tüketebileceğimiz bu ürünler de çoğu zaman çöpe gidiyor.

Plansız alışveriş, ihtiyaçtan fazla satın alma ve tüketilemeyecek kadar fazla yemek hazırlama da gıda kayıplarını büyütüyor. Bir yanda milyonlarca insan açlıkla mücadele ederken, diğer yanda sofraya ulaşan gıdayı kendi ellerimizle çöpe gönderiyoruz. Bu tabloyu değiştirmek istiyorsak çözüm tarlada başlamalıdır. Çiftçilerin bilinçli üretim konusunda desteklenmesi, hasat ve lojistik süreçlerinin iyileştirilmesi, vatandaşların da bilinçli tüketim konusunda eğitilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘ARAZİ HEDER EDİLİYOR’

Üretim yapılan toprakların her geçen gün azaldığına vurgu yapan Ziraat Yüksek Mühendisi ve İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu Başkanı Ahmet Tomar,Tarımsal araziler dünyada da azalıyor ancak Türkiye’de durum daha ağır. Bir zamanlar 10 kişiyi geçindiren araziler, bugün bir kişiye bile yetmez hale geldi. Türkiye’de her yıl yaklaşık bir Kıbrıs büyüklüğünde tarım arazisi üretim dışına çıkıyor. Üstelik verimli ovalar sanayi ve konut baskısı altında kalmaya devam ediyor. Tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına verilen izinler ise sorunu daha da büyütüyor. Toprak Koruma Kurulları kurulsa da uygulamada ciddi sorunlar yaşanıyor. Toprak Koruma Kanunu çıktıktan sonra tarım arazisi alanların bile amaç dışı kullanım için izin alabildiği görülüyor. Bu durum, kurulların işlevselliğini tartışmalı hale getiriyor. Öte yandan son yıllarda yaşanan kuraklık, yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da tarımsal üretimde düşüşe neden oldu. Kuraklık ve iklim değişikliği tarımsal üretimi olumsuz etkilerken, Bir dönem “kendine yeterli ülkelerden biri” olarak gösterilen Türkiye, bugün saman dahi ithal eden bir konuma geldi” dedi.

TOPRAK, HAYVAN VE İNSAN AÇ

Tarımsal yüksek maliyetlerle düşük alım gücündeki orantısızlıkların sorunun kaynağı olduğunu dile getiren Başkan Tomar, “Bugün asgari ücretin 28 bin lira, emekli maaşının 20 bin lira olduğu bir dönemde vatandaşın temel gıda ürünlerine ulaşmakta zorlandığını görüyoruz. Pazarda ve markette birkaç domates ya da salatalık almak bile birçok kişi için ciddi bir maliyet haline geldi.

Oysa hem Türkiye’de hem de dünyada işlenmesi halinde yeterli tarım arazisi bulunuyor. Sorun üretim kapasitesinden çok, girdi maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki dengenin bozulmuş olmasında yatıyor. Son iki yılda mazot, gübre, tohum ve tarımsal ilaç fiyatlarında yüzde 300’leri aşan artışlar yaşanırken, ürün fiyatlarındaki artış bunun çok gerisinde kaldı. Bu nedenle üretici maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor. Hayvancılıkta da benzer bir tablo var. Sektörde kabul gören ölçü, 1 litre sütle 2 kilogram yem alınabilmesidir. Ancak bugün 1 litre süt ancak 1 kilogram yem alabiliyor. Bu da üreticinin sürdürülebilir şekilde üretim yapmasını zorlaştırıyor. Yıllar önceki “Toprağı aç, hayvanı aç, insanı aç bıraktınız” sözü, bugün daha anlamlı hale gelmiş durumda. Çünkü çiftçi toprağına yeterince gübre veremiyor, hayvanına yeterince yem alamıyor. Toprak da hayvan da aç kalınca, bunun sonucu olarak insan da gıdaya erişimde sorun yaşıyor” şeklinde konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi