Temmuz ayı geldiğinde milyonlarca emeklinin gözü kulağı yine Ankara’dan gelecek zam haberlerine kilitlendi. Ancak bu yıl beklenti, alışılagelmiş bir yüzdesel artışın çok ötesinde: Emekliler artık adalet, yani "seyyanen zam" istiyor. Ekonomi yönetiminin paylaştığı verilere ve piyasa beklentilerine göre, bu dönemin 6 aylık enflasyon zammının yüzde 18 civarında gerçekleşeceği öngörülüyor. İlk bakışta normal bir endeksleme gibi duran bu oran, emeklinin mutfağındaki yangını söndürmek bir yana, haksızlığı daha da derinleştiren yapısal bir kördüğüme dönüşmüş durumda. Emeklilerin meydanlarda, sokaklarda ısrarla seyyanen zam talep etmesinin arkasında yatan asıl gerçek, artık bir sistem krizi haline gelen "Kök Maaş" sorunudur. Mevcut sistemde, resmi enflasyon oranında yapılan yüzdesel zamlar emeklilerin eline geçen net tutara değil, kağıt üzerindeki ham "kök maaşlarına" uygulanıyor. Bugün kök aylığı 16 bin TL ve altında kalan milyonlarca emekli bulunuyor. Bu vatandaşlarımıza yüzde 18’lik Temmuz zammı uygulandığında, maaşları kağıt üstünde artsa dahi yasal en düşük sınır olan 20 bin TL’nin altında kalıyor. Yani devletin alt sınırı eşitlemek için yaptığı sosyal destek payı azalıyor, emeklinin cebine giren net parada ise tek bir kuruş artış gerçekleşmiyor. Yüzdelik zam, milyonlarca emekli için koca bir sıfır anlamına geliyor. Hayatın gerçekleri ile resmi masal arasındaki uçurum ise hiç bu kadar derin olmamıştı. TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 35.05 olarak açıklarken, halkın çarşıda, pazarda hissettiği hayat pahalılığını yansıtan ENAG enflasyonu yüzde 68.68 seviyesine dayanmış durumda.
40 BİN TL SINIRINDA
İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde en mütevazı evlerin kiraları bile artık 40 bin TL sınırından başlıyor. Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 36 bin TL’ye ulaşmışken, toplam yoksulluk sınırının 115 bin TL'yi aşması durumun vahametini gözler önüne seriyor. Bu korkunç ekonomik tabloda, kök maaş cenderesinde ezilen ve 20 bin TL'ye mahkum edilen bir emeklinin barınması, beslenmesi, insanca yaşaması matematiksel olarak imkansızdır. Emekliyi yüzdelik zam illüzyonlarıyla oyalamak, ülkeye yıllarca emek vermiş bir nesli açlığa terk etmektir. Çözüm bellidir: Kök maaş adaletsizliği derhal ortadan kaldırılmalı, tüm emeklilere taban fiyata ek olarak insanca yaşayabilecekleri seyyanen bir artış yansıtılmalıdır. Aksi takdirde, bu temmuz sadece maaşları değil, toplumsal vicdanı da kökünden sarsacaktır. Netice itibarıyla, 2026 Türkiye’sinde emeklilerin yaşam mücadelesi artık bir sabır testine dönüşmüştür. Rakamların gerçeği gizleyemediği bu tabloda, milyonlarca insanı taban fiyata sabitleyip enflasyon karşısında eritmek toplumsal barışı da zedelemektedir. Çözüm; günü kurtaran geçici formüller veya adaletsizliği büyüten yüzdelik oranlar değil, kök maaş cenderesinin derhal kırılarak insanca yaşanacak seyyanen bir zammın hayata geçirilmesidir. Ankara, emeklinin sesini bu temmuzda da duymazdan gelirse, sadece ekonomik bir kriz değil, ülkenin geçmişine ve emeğine sahip çıkamayan derin bir vicdan krizi de tescillenmiş olacaktır.