Engelli çocuklar ve yaşlılar için hazırlanan tahliye planlarının düzenli tatbikatlarla denenmesi, eksiklerin afet yaşanmadan görülmesini sağlayabilir. Dünyanın başarılı uygulamaları türkiye için yol gösteriyor
Japonya, ABD ve Avustralya'daki uygulamalar, afet öncesinde kişiye özel planlama, erişilebilir tahliye ve kurumlar arası koordinasyonun hayat kurtardığını gösteriyor.
Deprem, yangın, sel, aşırı sıcaklar ve diğer afetler toplumun tamamını tehdit ediyor. Ancak afet anında herkesin aynı imkânlara sahip olmadığı gerçeği çoğu zaman gözden kaçıyor. Özellikle engelli çocuklar ve yaşlılar, afet öncesinde, sırasında ve sonrasında daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilen grupların başında geliyor.
Bir afet sırasında saniyeler bile büyük önem taşırken, hareket etmekte zorlanan, görme veya işitme engeli bulunan ya da bilişsel desteğe ihtiyaç duyan bir çocuğun tek başına güvenli bir bölgeye ulaşması mümkün olmayabilir. Benzer şekilde, hareket kabiliyeti azalmış yaşlıların merdivenlerden indirilmesi, kalabalık ortamlarda yönlendirilmesi veya acil sağlık hizmetlerine ulaştırılması ciddi sorunlara dönüşebilir.
Sorunun yalnızca afet anıyla sınırlı olmadığı da unutulmamalı. Afet öncesinde hazırlanan acil durum planlarının erişilebilir olması, tahliye güzergâhlarının önceden belirlenmesi, görevli personelin eğitimli olması ve düzenli tatbikatların yapılması hayati önem taşıyor.
Özellikle çocuk bakım evleri, özel eğitim kurumları, rehabilitasyon merkezleri ve yaşlı bakım kuruluşlarında standart bir acil durum planının bulunması tek başına yeterli değil. Bu planların farklı engel gruplarının ihtiyaçlarını dikkate alması ve gerçek koşullarda test edilmesi gerekiyor.
Bugün afet yönetiminde önemli bir soru öne çıkıyor: Acil durumda herkes aynı hızda hareket edemiyorsa, hazırlanan plan gerçekten herkes için güvenli midir?
Bu sorunun yanıtı, afet yönetiminin yalnızca binaları ve altyapıyı değil, insanları ve onların farklı ihtiyaçlarını da merkeze alması gerektiğini gösteriyor.
En büyük sorun güvenli ve hızlı tahliye
Afet anında en kritik aşamalardan biri, tehlike bölgesindeki insanların kısa sürede güvenli bir alana ulaştırılmasıdır. Ancak tahliye planları çoğu zaman herkesin aynı hareket kabiliyetine sahip olduğu varsayımıyla hazırlanıyor. Oysa engelli çocuklar ve hareket kabiliyeti sınırlı yaşlılar için birkaç dakikalık gecikme bile hayati sonuçlar doğurabilir.
Tekerlekli sandalye kullanan bir çocuğun merdivenlerden indirilmesi, görme engelli bir bireyin yoğun duman veya karmaşa içinde yönlendirilmesi ya da işitme engelli bir kişinin yalnızca sesli anonslarla uyarılması mümkün değildir. Bu nedenle afet planlarının farklı ihtiyaçlara göre hazırlanması gerekiyor.
Tahliye tatbikatlarının yalnızca yılda birkaç kez kâğıt üzerinde yapılması da yeterli değil. Gerçek bir afet sırasında yaşanabilecek elektrik kesintisi, iletişim kopukluğu, yoğun duman, kapalı geçişler veya hava koşulları gibi senaryoların tatbikatlara dâhil edilmesi gerekiyor.
Özellikle bakım ve eğitim kurumlarında kişiye özel tahliye planları önemli bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Hangi çocuğun veya yaşlının kim tarafından tahliye edileceği, hangi güzergâhın kullanılacağı, toplanma alanında kimin sorumluluk üstleneceği önceden belirlenmeli. Personel değişikliklerinde bu bilgiler güncellenmeli ve yeni çalışanlar da sisteme dâhil edilmeli.
Burada teknoloji de önemli bir destek sağlayabilir. Giyilebilir cihazlar, erken uyarı sistemleri ve merkezi takip platformları sayesinde risk altındaki kişilerin konumu daha hızlı belirlenebilir. Ancak teknoloji, eğitimli personelin ve doğru hazırlanmış afet planının yerine geçmemeli; bu sistemleri destekleyen bir araç olarak kullanılmalı.
Çünkü gerçek bir afet sırasında amaç yalnızca “tahliye etmek” değil, kimsenin geride kalmadığından emin olmaktır.
İklim değişikliği riski büyütüyor
Afet denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak deprem geliyor. Ancak iklim değişikliğiyle birlikte aşırı sıcaklar, ani seller, şiddetli fırtınalar ve orman yangınları da giderek daha önemli riskler haline geliyor. Bu gelişmeler, özellikle engelli çocuklar ve yaşlılar gibi daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilecek gruplar açısından yeni güvenlik sorunları ortaya çıkarıyor.
Aşırı sıcaklar bunun en açık örneklerinden biri. Yüksek sıcaklıkların uzun süre devam etmesi, özellikle yaşlılar açısından ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Engelli çocuklarda ise hareket kısıtlılığı, iletişim güçlükleri veya sürekli bakıma ihtiyaç duyma gibi durumlar, sıcak hava koşullarında ortaya çıkan risklerin daha hızlı fark edilmesini zorlaştırabiliyor.
Sel ve yangınlarda ise zaman faktörü daha da önem kazanıyor. Bir anda değişen hava koşulları veya hızla yayılan yangınlar karşısında güvenli bölgeye ulaşmak için çok az zaman kalabiliyor. Bu nedenle riskli bölgelerde bulunan kurumların yalnızca tek bir afet türüne göre değil, birden fazla tehlikeyi dikkate alan planlar hazırlaması gerekiyor.
İklim değişikliğinin getirdiği yeni riskler, afet yönetiminde de yeni bir anlayışı zorunlu kılıyor. Tehlike ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, tehlikeyi önceden tahmin etmek, risk altındaki kişileri belirlemek ve erken uyarı mekanizmalarını devreye sokmak daha etkili bir yaklaşım olabilir.
Teknoloji hayat kurtarabilir
Gelişen teknoloji, afetlerde kırılgan grupların korunması için önemli imkânlar sunuyor. Giyilebilir cihazlar, erken uyarı sistemleri, yapay zekâ destekli risk analizleri ve konum takip teknolojileri, doğru şekilde kullanıldığında müdahale süresini kısaltabilir.
Örneğin bir bakım merkezinde bulunan kişilerin konumlarının güvenli bir sistem üzerinden takip edilmesi, tahliye sırasında kimin binada kaldığının daha hızlı belirlenmesine yardımcı olabilir. Benzer şekilde, sıcaklık, hava kalitesi veya çevresel risklerdeki değişikliklerin önceden tespit edilmesi, kurumların erken önlem almasını sağlayabilir.
Ancak teknolojinin tek başına çözüm olmadığı unutulmamalı. En gelişmiş sistem bile eğitimli personel, düzenli tatbikat ve doğru hazırlanmış bir acil durum planı olmadan yeterli olmayacaktır.
Asıl hedef, teknolojiyi insan merkezli afet yönetimiyle birleştirmek olmalı. Çünkü teknoloji ancak doğru zamanda, doğru kişi tarafından ve doğru amaçla kullanıldığında hayat kurtaran bir araca dönüşebilir.
Aileler ve kurumlar ne kadar hazırlıklı?
Afetlere hazırlık yalnızca kamu kurumlarının görevi değil. Aileler, okullar, bakım merkezleri, rehabilitasyon kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Özellikle engelli çocuklar ve yaşlılar söz konusu olduğunda, günlük yaşamda ihtiyaç duyulan desteklerin afet sırasında da sürdürülebilmesi büyük önem taşıyor.
Ailelerin öncelikle kendi acil durum planlarını oluşturması gerekiyor. Çocuğun veya yaşlının kullanmak zorunda olduğu ilaçlar, tıbbi bilgiler, iletişim araçları ve temel ihtiyaç malzemeleri kolay ulaşılabilecek şekilde hazırlanmalı. Acil durumda hangi aile üyesinin sorumluluk üstleneceği ve güvenli buluşma noktasının neresi olacağı önceden belirlenmeli.
Kurumlarda ise sorumluluk paylaşımı daha ayrıntılı yapılmalı. Personelin yalnızca kendi görevini değil, gerektiğinde başka bir çalışanın görevini de üstlenebilecek şekilde eğitilmesi önemli. Çünkü afet sırasında personel eksikliği yaşanabilir veya bazı çalışanlar kuruma ulaşamayabilir.
Düzenli tatbikatlar da hazırlığın önemli bir parçası. Ancak tatbikatların göstermelik olmaması gerekiyor. Elektriklerin kesildiği, asansörlerin çalışmadığı, iletişim sistemlerinin devre dışı kaldığı veya bazı tahliye yollarının kullanılamadığı senaryolar denenmeli.
Kamu kurumları ve STK'lara büyük görev
Afetlerde başarılı sonuç alınabilmesi için kurumlar arasındaki koordinasyonun önceden kurulması gerekiyor. Yerel yönetimler, afet ve acil durum birimleri, sağlık kuruluşları, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları ortak hareket edebilecek bir yapıya sahip olmalı.
Sivil toplum kuruluşları burada önemli bir tamamlayıcı rol üstlenebilir. Gönüllülerin eğitilmesi, ihtiyaç sahibi kişilerin belirlenmesi, afet sonrasında destek ekiplerinin oluşturulması ve toplumsal farkındalığın artırılması bu çalışmaların başlıca alanları arasında yer alabilir.
Özellikle engelli çocukların ve yaşlıların bulunduğu kurumların çevresindeki kamu birimleriyle önceden iletişim kurması, olası bir afet sırasında müdahalenin hızlanmasına katkı sağlayabilir.
Afet yönetiminde başarı, yalnızca afet günü gösterilen performansla ölçülmemeli. Asıl başarı, afet yaşanmadan önce yapılan hazırlıklarla başlamalı.
Çözüm: Erişilebilir ve kapsayıcı afet yönetimi
Artık afet planlarının “ortalama vatandaş” üzerinden hazırlanması yeterli değil. Her bireyin aynı hızda hareket edemediği, aynı şekilde iletişim kuramadığı ve aynı ihtiyaçlara sahip olmadığı gerçeği dikkate alınmalı.
Engelli çocuklar ve yaşlılar için erişilebilir tahliye güzergâhları, anlaşılır uyarı sistemleri, eğitimli personel, düzenli tatbikatlar ve güvenilir iletişim mekanizmaları afet planlarının temel unsurları haline getirilmeli.
Bu yaklaşım aynı zamanda afet yönetiminin insan merkezli hale gelmesini sağlayacaktır. Amaç yalnızca binaları korumak veya afet sonrasında müdahale etmek değil; insanların hayatını ve güvenliğini mümkün olan en yüksek düzeyde korumaktır.
Afet sonrası asıl sınav başlıyor
Bir afetin sona ermesi, özellikle engelli çocuklar ve yaşlılar açısından tehlikenin tamamen bittiği anlamına gelmiyor. Asıl zorluk, güvenli bölgeye ulaşıldıktan sonra başlayabiliyor. Barınma alanlarının erişilebilir olmaması, ilaçlara ulaşılamaması, özel beslenme ihtiyaçlarının karşılanamaması ve ailelerle iletişim kurulmasında yaşanan sorunlar, afetin etkilerini günler hatta haftalar boyunca sürdürebiliyor.
Geçici barınma alanlarında rampaların, erişilebilir tuvaletlerin ve uygun dinlenme alanlarının bulunması bu nedenle büyük önem taşıyor. İşitme veya görme engelli bireyler için bilgilendirmelerin farklı iletişim yöntemleriyle yapılması gerekiyor.
Çocuklar açısından ise psikolojik destek ayrı bir önem taşıyor. Yaşanan afet, çocuğun güven duygusunu uzun süre etkileyebilir. Özellikle iletişim kurmakta zorlanan çocukların yaşadığı korku ve kaygının anlaşılması daha güç olabilir.
Bu nedenle afet yönetimi yalnızca “kurtarma ve tahliye” olarak görülmemeli. Afet sonrası bakım, sağlık, eğitim ve psikososyal destek de planın ayrılmaz parçaları olmalı.
Bir çocuğun afet çantasında ne olmalı?
Afet hazırlığı denildiğinde akla genellikle standart bir afet çantası geliyor. Oysa engelli çocuklar için hazırlanacak çantanın içeriği çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre değişebilir.
Çocuğun kullandığı ilaçlar, yedek iletişim araçları, kişisel bakım malzemeleri, özel beslenme ürünleri ve ihtiyaç duyabileceği yardımcı ekipmanlar önceden belirlenmeli. Görme veya işitme engeli bulunan çocukların iletişim ihtiyaçları da dikkate alınmalı.
Çantanın üzerinde çocuğun temel bilgilerini içeren, ancak kişisel verileri gereksiz biçimde açık etmeyen güvenli bir tanımlama sistemi bulunabilir. Ayrıca ailelerin ve kurumların bu malzemelerin son kullanma tarihlerini ve çalışır durumda olup olmadığını düzenli olarak kontrol etmesi gerekiyor.
Buradaki amaç büyük ve ağır bir çanta hazırlamak değil; afet sırasında çocuğun günlük yaşamını mümkün olduğunca sürdürebilmesini sağlayacak temel ihtiyaçları önceden güvence altına almak.
Afet sonrası hayata dönüş
Afet yönetiminin en fazla gözden kaçan aşamalarından biri de normal yaşama dönüş süreci. Bir çocuğun yeniden okula başlayabilmesi, rehabilitasyon hizmetlerine ulaşabilmesi veya bir yaşlının günlük bakım düzenine kavuşabilmesi, fiziksel güvenlik kadar önemli.
Afet sonrasında eğitim ve bakım hizmetlerinin ne zaman ve nasıl devam edeceği önceden planlanmalı. Çocukların alıştıkları rutinlerden tamamen kopması, yaşanan travmanın etkisini artırabilir.
Bu nedenle güvenli binaların yeniden açılması kadar, eğitimcilerin, bakım personelinin ve ailelerin de sürece hazırlanması gerekiyor.
Afetlere dirençli toplum yalnızca afet sırasında insanlarını kurtaran toplum değildir. Aynı zamanda onların hayatlarını yeniden kurmalarına yardımcı olan toplumdur.
Dünyada engelli çocuklar için nasıl önlem alınıyor?
Bazı ülkeler, afet yönetiminde engelli bireylerin ihtiyaçlarını genel planların içine sonradan eklemek yerine, hazırlık sürecinin başlangıç noktasına koyuyor. Japonya'da özellikle kendi başına tahliye olmakta zorlanan yaşlı ve engelli kişiler için “bireysel tahliye planları” hazırlanıyor. Bu planlarda kişinin nasıl tahliye edileceği ve kimin destek sağlayacağı önceden belirleniyor. Japonya ayrıca engelli bireylerin katıldığı tahliye tatbikatlarını ve yerel afet ağlarını teşvik ediyor.
ABD'de yaklaşım daha da ayrıntılı. Federal Acil Durum Yönetim Ajansı'nın (FEMA) planlama rehberlerinde, engelli çocukların tahliye sırasında bakım verenlerinden, tekerlekli sandalye gibi yardımcı cihazlarından ve gerekli tıbbi ekipmanlarından ayrılmaması özellikle vurgulanıyor. Okullardan gelen ulaşım taleplerinin önceden belirlenmesi, erişilebilir araçların ve eğitimli personelin hazır tutulması da planlamanın parçası. Acil barınma merkezlerinde ise çocukların ilaç, özel beslenme ve tıbbi ekipman ihtiyaçlarının karşılanması öngörülüyor.
Avustralya'da ise engelli bireylerin afet yönetimine doğrudan katılması dikkat çekiyor. Ulusal Engellilik Kapsayıcı Acil Durum Yönetimi çalışması, hükümetler, acil durum kuruluşları, engelli bireyler ve toplum kuruluşlarının birlikte çalışmasıyla geliştirildi. Amaç, engelliliğin afet planlarına sonradan eklenen bir başlık değil, planlamanın temel unsurlarından biri olması.
Bu ülkelerdeki ortak nokta oldukça açık: Kişiyi afet anında bulmaya çalışmak yerine, afet gelmeden önce onun nasıl korunacağını planlamak.
Türkiye'de de benzer bir yaklaşımın temelleri bulunuyor. Mevzuat kapsamında belediyelerin, afet sırasında kendi başına tahliye olmakta zorlanabilecek yaşlı ve engelli kişiler için bireysel tahliye planları hazırlaması öngörülüyor.
Bu nedenle engelli çocuklar ve yaşlılar için hazırlanan afet politikalarının hedefi yalnızca hayatta kalmak olmamalı; güvenli, onurlu ve mümkün olduğunca normal bir yaşama dönüşü de garanti altına almak olmalıdır.
Sonuç: Kimse geride bırakılmamalı
Afetlerin ne zaman ve nerede meydana geleceğini önceden kesin olarak bilmek mümkün değil. Ancak afetlerin sonuçlarını azaltmak için bugünden hazırlık yapmak mümkün. Bunun ilk şartı ise toplumun bütün kesimlerini afet planlarının içine dahil etmek.
Engelli çocuklar ve yaşlılar için güvenli bir afet yönetimi oluşturmak yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk. Onların ihtiyaçlarını afet öncesinde belirlemek, tahliye planlarını buna göre hazırlamak, personeli eğitmek ve düzenli tatbikatlar yapmak hayat kurtarabilir.
Özellikle iklim değişikliğiyle birlikte aşırı sıcaklar, seller ve yangınlar gibi risklerin artması, klasik afet planlarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getiriyor. Kurumların yalnızca deprem senaryosuna değil, farklı afet türlerinin aynı anda veya art arda yaşanabileceği durumlara da hazırlıklı olması gerekiyor.