Dünyanın dört bir yanında aynı anda yaşanan büyük orman yangınları yalnızca ormanları değil, atmosferi de değiştiriyor. Bilim insanlarının "yangın bulutları" olarak tanımladığı bu olağanüstü oluşumlar, iklim krizinin en çarpıcı göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Peki, doğa bize ne anlatmaya çalışıyor?

Yaz ayları geldiğinde artık dünyanın farklı coğrafyalarından benzer haberler gelmeye başlıyor. Bir yanda Kanada'da milyonlarca hektarlık ormanlar yanıyor, diğer yanda Akdeniz Havzası'nı etkisi altına alan sıcak hava dalgaları Yunanistan, İtalya, İspanya ve Türkiye'de peş peşe yangınlara neden oluyor. Aynı günlerde Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyılarında gökyüzünü duman kaplıyor, Avustralya ise tarihin en yıkıcı yangın sezonlarından birinin izlerini hâlâ taşımaya devam ediyor. Türkiye de artık bu küresel tablonun dışında değil. Muğla, Antalya, İzmir, Çanakkale, Bursa, Karabük ve son olarak Ayvalık ile Gömeç çevresinde yaşanan yangınlar, toplumda haklı bir soruyu gündeme getiriyor:

NEDEN AYNI ANDA?

Bu soruya verilecek en kolay cevap, insan ihmali veya kasıtlı kundaklama olabilir. Elbette insan kaynaklı yangınlar bugün de en önemli nedenlerden biridir. Ancak bilim insanları bunun tek başına yeterli bir açıklama olmadığını söylüyor. Çünkü artık yangınların yalnızca çıkış nedenleri değil, davranış biçimleri de değişiyor. Eskiden birkaç hektarlık alanı etkileyen yangınlar, bugün binlerce hektarlık ormanları saatler içinde küle çevirebiliyor. Bir zamanlar günler süren yangınlar artık birkaç saat içinde kontrol edilemez büyüklüklere ulaşabiliyor. Daha da önemlisi, bazı yangınlar artık kendi hava sistemlerini oluşturacak kadar güçlü hâle geliyor. İşte bilim dünyasının dikkatle izlediği "Yangın Bulutları" tam da bu noktada ortaya çıkıyor.

YENİ BİR DİL Mİ?

Atmosfer, milyonlarca yıldır belirli fizik kurallarıyla çalışan dev bir sistemdir. Ancak son yıllarda gözlemlenen bazı olaylar, bu sistemin iklim değişikliğinin etkisiyle farklı tepkiler vermeye başladığını gösteriyor. Bir orman yangını yalnızca ağaçların yanması değildir. Yanan her ağaç atmosfere büyük miktarda ısı, su buharı, karbon parçacıkları ve çeşitli gazlar bırakır. Yangın büyüdükçe bu enerji de katlanarak artar. Bazı mega yangınlarda ortaya çıkan enerji, küçük ölçekli volkanik patlamalarla kıyaslanabilecek düzeylere ulaşabilir. Bu olağanüstü enerji, sıcak havayı büyük bir hızla atmosferin üst katmanlarına taşır. Yükselen hava, beraberinde külü, isi, yanma gazlarını ve su buharını da götürür. Atmosferin daha soğuk seviyelerinde bu su buharı yoğunlaşarak önce sıradan görünen kümülüs bulutlarını oluşturur. Ancak yangın yeterince büyükse ve atmosfer uygun koşulları sağlıyorsa, bu bulutlar kısa sürede devasa fırtına bulutlarına dönüşebilir. Bilim insanları bu oluşumları Pyrocumulus ve daha gelişmiş hâline ulaştığında Pyrocumulonimbus olarak adlandırıyor. Kamuoyunda ise çok daha çarpıcı bir isim kullanılıyor: Yangın bulutları. Bu bir tesadüf değil. Son yıllarda yaşanan büyük yangınlara bakıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. Kanada'nın rekor sıcaklıklarla mücadele ettiği yıllarda dev yangın bulutları oluştu. Avustralya'da 2019–2020 yangın sezonunda onlarca Pyrocumulonimbus bulutu kaydedildi. Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinde benzer atmosfer olayları gözlendi. Yunanistan ve Fransa'da yaşanan mega yangınlar sırasında uydu görüntüleri, kilometrelerce yüksekliğe ulaşan duman sütunlarını kayıt altına aldı. Akdeniz Havzası'nın doğusunda yer alan Türkiye ise sıcak hava dalgalarının, uzun kurak dönemlerin ve düşük toprak neminin etkisiyle giderek daha kırılgan bir yapıya bürünüyor. Ayvalık ve Gömeç çevresinde aynı dönemde peş peşe çıkan yangınlar, yalnızca yerel olaylar olarak değerlendirilmemeli. Bunlar, Akdeniz iklim sisteminde yaşanan büyük değişimin küçük parçalarıdır. Elbette her yangını doğrudan iklim değişikliğine bağlamak bilimsel olarak doğru değildir. Yangınların çıkışında insan etkisi, elektrik hatları, ihmal, kasıt veya doğal nedenler rol oynayabilir. Ancak bilimsel çalışmaların ortaklaştığı nokta şudur: İklim değişikliği yangınları her zaman başlatmayabilir; fakat başladıklarında çok daha hızlı büyümeleri, daha şiddetli seyretmeleri ve kontrol edilmelerinin zorlaşması için uygun koşulları oluşturur.

İŞTE ASIL TEHLİKE BURADA!

Yangın bulutlarının bilimi: Ateş atmosferi nasıl değiştiriyor?

Orman yangınları, yalnızca yeryüzünde gerçekleşen yanma olayları değildir. Özellikle son yıllarda sayıları artan ve "mega yangın" olarak tanımlanan büyük ölçekli yangınlar, atmosferin alt katmanlarından başlayarak kilometrelerce yükseğe ulaşan güçlü hava hareketleri oluşturuyor. Bu durum, meteorolojide uzun yıllardır bilinen ancak son dönemde çok daha sık gözlemlenen yeni bir atmosfer olayını gündeme taşıyor: Yangın bulutları. Bilimsel adı Pyrocumulus (PyroCu) olan bu bulutlar, büyük yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava sütunlarının atmosferde yükselmesiyle meydana geliyor. Eğer yangının açığa çıkardığı enerji yeterince büyükse ve atmosferdeki nem ile sıcaklık koşulları uygunsa, bu bulutlar gelişerek Pyrocumulonimbus (PyroCb) adı verilen dev fırtına bulutlarına dönüşebiliyor. Bu noktadan sonra yangın artık yalnızca yerde ilerleyen bir afet olmaktan çıkıyor; atmosferi etkileyen aktif bir meteorolojik sisteme dönüşüyor. Bazı Pyrocumulonimbus bulutlarının 12 ila 16 kilometre yüksekliğe ulaştığı ve duman ile kül parçacıklarını stratosfere kadar taşıdığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu yükseklik, ticari yolcu uçaklarının uçuş irtifasına yakındır. Atmosferin bu katmanına taşınan parçacıklar haftalar, hatta aylar boyunca dolaşabilir; güneş ışınımını etkileyebilir ve hava kalitesini binlerce kilometre uzaklıkta bile bozabilir.

Yangın kendi havasını üretebilir mi?

Bu soru, birkaç yıl öncesine kadar bilim kurgu gibi gelebilirdi. Oysa bugün bilimsel yanıt nettir: Evet!

Mega yangınlar, çevrelerindeki hava akımlarını değiştirebilecek kadar büyük enerji üretmektedir. Yangının oluşturduğu aşırı sıcak hava hızla yükselirken, çevredeki daha serin hava büyük bir hızla yangın alanına doğru çekilir. Böylece yangın kendi rüzgâr sistemini oluşturmaya başlar. Bu durum, alevlerin yönünü aniden değiştirebilir ve söndürme çalışmalarını son derece güçleştirebilir. Daha da çarpıcı olanı ise, Pyrocumulonimbus bulutlarının elektrik yükü üreterek yıldırım oluşturabilmesidir. Bu yıldırımların önemli bir kısmı yağış bırakmadan yere ulaşır. "Kuru yıldırım" olarak bilinen bu olay, ana yangından onlarca kilometre uzakta yeni yangınların başlamasına neden olabilir. Başka bir ifadeyle, bir orman yangını kendi atmosferini oluşturabilir, kendi rüzgârını üretebilir ve kendi yıldırımlarıyla yeni yangınlar başlatabilir. Bu durum, yangınla mücadelede klasik yöntemlerin neden zaman zaman yetersiz kaldığını da açıklamaktadır.

İklim değişikliği yangınları başlatıyor mu?

Bu soru kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biridir. Bilimsel açıdan bakıldığında, iklim değişikliğinin her yangının doğrudan nedeni olduğunu söylemek doğru değildir. Bir yangın; ihmal, kasıt, elektrik hatları, yıldırım veya başka nedenlerle başlayabilir. Ancak bilimsel çalışmaların ortak sonucu şudur: İklim değişikliği, yangınların çıkmasından çok, çıktıktan sonra nasıl davranacağını belirleyen koşulları ağırlaştırmaktadır. Yükselen sıcaklıklar, azalan toprak nemi, uzun süren kuraklıklar ve daha sık görülen sıcak hava dalgaları; bitki örtüsünü daha yanıcı hâle getiriyor. Böylece küçük bir kıvılcımın kısa sürede kontrol edilmesi güç bir yangına dönüşme olasılığı artıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), son değerlendirme raporlarında sıcak hava dalgalarının sıklığı ve şiddetindeki artışın, dünyanın birçok bölgesinde yangın riskini yükselttiğini vurgulamaktadır. Özellikle Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında gösterilmektedir. Türkiye'nin de içinde bulunduğu bu coğrafyada, gelecekte yangın sezonlarının daha uzun sürmesi ve büyük yangınların daha sık görülmesi beklenmektedir.

Ayvalık ve Gömeç bize ne anlatıyor?

Ege kıyılarında son yıllarda yaşanan yangınlar, toplumda haklı olarak büyük endişe yaratıyor. Ayvalık ve Gömeç çevresinde kısa aralıklarla meydana gelen yangınlar, yalnızca yerel olaylar olarak değerlendirilmemelidir. Elbette her yangının çıkış nedeni farklıdır ve soruşturmalar tamamlanmadan kesin hükümler vermek doğru değildir. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında, bu yangınların ortak bir iklim arka planı üzerinde gerçekleştiği açıktır. Uzun süren kuraklık, yüksek sıcaklık, düşük bağıl nem ve kuvvetli rüzgâr; yangınların çok daha hızlı yayılması için uygun bir ortam oluşturur. Bu nedenle bugün yalnızca "Yangını kim çıkardı?" sorusuna odaklanmak yeterli değildir. Asıl sorgulanması gereken, iklim koşullarının neden her geçen yıl daha tehlikeli hâle geldiğidir. Çünkü yangını başlatan kıvılcım tek olabilir; ancak o kıvılcımı felakete dönüştüren çoğu zaman doğanın değişen dengesidir.

Bilim uyardı, dünya ne kadar dinledi?

Bilim insanları, orman yangınlarının geleceğine ilişkin uyarıları yeni yapmıyor. Yaklaşık otuz yıldır yayımlanan araştırmalar, yükselen sıcaklıkların, azalan toprak neminin ve uzayan kurak dönemlerin özellikle Akdeniz Havzası'nda yangın riskini artıracağını ortaya koyuyordu. Bugün yaşananlar, bu öngörülerin büyük ölçüde gerçekleştiğini gösteriyor. Ancak asıl tartışılması gereken konu, yangınların neden arttığı kadar, bu uyarılara karşı ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Birçok ülkede orman yangınlarıyla mücadele hâlâ yangın başladıktan sonra verilen reflekslerle yürütülüyor. Oysa çağdaş afet yönetiminin temel ilkesi, afet meydana geldikten sonra müdahale etmek değil, afet oluşmadan önce riski azaltmaktır. İklim değişikliğinin etkileri artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir. Bu nedenle yangın yönetimi de yeni gerçekliğe göre yeniden tasarlanmalıdır.

Teknoloji var, önemli olan onu kullanabilmek: Bugün dünya, bundan yirmi yıl önce hayal bile edilemeyecek teknolojilere sahip. Avrupa Birliği'nin Copernicus uydu sistemi, dünyanın hemen her noktasındaki sıcaklık değişimlerini, bitki örtüsünün kuruma durumunu ve aktif yangınları neredeyse gerçek zamanlı izleyebiliyor. NASA'nın uydu sistemleri, yangınların oluşturduğu duman sütunlarının atmosferde nasıl hareket ettiğini saat saat takip edebiliyor. Yapay zekâ algoritmaları ise meteorolojik veriler, rüzgâr yönü, toprak nemi, bitki yoğunluğu ve geçmiş yangın kayıtlarını birlikte değerlendirerek yüksek riskli bölgeleri önceden belirleyebiliyor. Bugün artık soru "Yangını nasıl söndürürüz?" olmamalıdır. Asıl soru şudur: "Yangın başlamadan önce onu nasıl önleyebiliriz?" Çünkü yangın başladıktan sonra harcanan her milyonlarca liralık kaynak, çoğu zaman önleyici sistemlere ayrılacak çok daha düşük bütçelerle engellenebilecek kayıpların telafisine yönelmektedir. Kahramanlık yetmez, güvenlik de gerekir. Her büyük yangından sonra televizyon ekranlarında aynı görüntüler yer alıyor. Alevlerin içine korkusuzca giren ormancılar… Gece gündüz çalışan itfaiye ekipleri… Gönüllüler… Helikopter pilotları… Ancak bu görüntülerin arkasında çoğu zaman konuşulmayan başka bir gerçek var: Bu insanlar hangi koşullarda çalışıyor? Mega yangınlarda sıcaklık, yangının merkezine yakın bölgelerde yüzlerce santigrat dereceye ulaşabiliyor. Yoğun radyant ısı, yalnızca alevlerle temas edenleri değil, metrelerce uzaktaki ekipleri de ciddi risk altına sokuyor. Solunan sıcak hava, toksik gazlar, yoğun duman ve ani rüzgâr değişimleri, yangınla mücadeleyi son derece tehlikeli hâle getiriyor. Bu nedenle modern yangın yönetiminde başarı yalnızca hava araçlarının sayısıyla ölçülmez. İnsan hayatını koruyan ekipman da en az müdahale kapasitesi kadar önemlidir.

Koruyucu elbise bir lüks değil, hayat sigortasıdır: Bugün gelişmiş ülkelerde orman yangınlarında görev yapan personel, uluslararası güvenlik standartlarına uygun kişisel koruyucu donanımlarla çalışmaktadır. Bu ekipmanlar arasında: Isıya ve aleve dayanıklı çok katmanlı koruyucu elbiseler, yüksek sıcaklığa dayanıklı yangın botları, alev geciktirici eldivenler, ısıya dayanıklı başlık ve kasklar, yüz ve göz koruma sistemleri, duman ve zararlı gazlara karşı solunum maskeleri, haberleşme sistemleri ve konum takip cihazları bulunmaktadır. Bu ekipmanlar yalnızca personelin güvenliğini artırmaz; aynı zamanda daha uzun süre ve daha etkili çalışabilmelerini sağlar. Yangınla mücadelede deneyim kadar, doğru ekipman da hayat kurtarır. Türkiye'de son yıllarda ekipman konusunda önemli yatırımlar yapılmış olsa da, iklim değişikliğinin oluşturduğu yeni riskler dikkate alındığında, teknolojik koruyucu donanımların sürekli güncellenmesi ve uluslararası standartların yakından takip edilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü yangınla mücadelede en değerli kaynak, ne uçaktır ne helikopterdir. En değerli kaynak, eğitimli insan gücüdür. Onları koruyamayan hiçbir sistemin başarılı olduğu söylenemez.

Devam edecek…