Bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan lenfositlerin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan lenfoma, farklı alt tipleri bulunan bir hastalık grubu olarak biliniyor. Hastalık çoğunlukla boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde görülen ağrısız ve giderek büyüyen lenf bezi şişlikleriyle kendini gösterebiliyor. Lenfomanın yalnızca lenf bezleriyle sınırlı kalmayabileceğini belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Müfide Okay Özgeyik, hastalığın kemik iliği, dalak, mide-bağırsak sistemi, cilt ve diğer organları da etkileyebileceğini ifade etti.
“LENFOMA TEK BİR HASTALIK DEĞİLDİR”
Lenfomanın tek bir hastalık olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Özgeyik, hastalığın genel olarak Hodgkin lenfoma ve Hodgkin dışı lenfomalar olmak üzere iki ana grupta değerlendirildiğini söyledi. Bu iki grubun altında biyolojik özellikleri, ilerleme hızları ve tedavi yaklaşımları birbirinden farklı çok sayıda alt tip bulunduğunu belirten Özgeyik, “Lenfoma tanısı konulması tek başına tedaviyi belirlemek için yeterli değildir. Hastalığın doğru alt tipinin, yaygınlığının ve hastaya ait özelliklerin birlikte değerlendirilmesi gerekir” dedi.
HER ŞİŞLİK LENFOMA DEĞİL
Lenfomanın en sık görülen bulgusunun ağrısız lenf bezi büyümesi olduğunu belirten Özgeyik, ancak her lenf bezi şişliğinin lenfoma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok iyi huylu durumun da lenf bezlerinde büyümeye yol açabileceğini ifade eden Özgeyik, enfeksiyon belirtileri ortadan kalkmasına rağmen küçülmeyen, büyümeye devam eden veya birkaç haftadan uzun süren lenf bezlerinin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladıŞüpheli lenf bezi büyümesi bulunan kişilerin hekime danışmadan antibiyotik veya kortizon kullanmaması gerektiğini belirten Özgeyik, özellikle kortizonun lenf bezini geçici olarak küçültebileceğini ve biyopsi sonucunu etkileyerek tanının gecikmesine neden olabileceğini aktardı.
GECE TERLEMESİ VE KİLO KAYBI ÖNEMLİ
Lenf bezi şişliklerinin yanı sıra bazı belirtilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Özgeyik; çamaşır ve çarşaf değiştirmeyi gerektirecek düzeyde gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı, sürekli ve yoğun halsizlik ile yaygın ve açıklanamayan kaşıntıya dikkat çekti.Karında şişkinlik, ağrı ve erken doyma, uzun süren öksürük, nefes darlığı veya göğüste baskı hissi ile sık tekrarlayan enfeksiyonların da lenfoma açısından değerlendirilmesi gereken şikâyetler arasında yer alabildiğini ifade etti.
KESİN TANI BİYOPSİYLE KONULUYOR
Lenfoma şüphesinde öncelikle hastanın öyküsü ve fizik muayenesinin değerlendirildiğini belirten Doç. Dr. Özgeyik, ardından kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanıldığını söyledi. Kesin tanının ise çoğunlukla büyümüş lenf bezinden veya tutulan dokudan alınan biyopsinin patolojik ve gerektiğinde moleküler yöntemlerle incelenmesiyle konulduğunu aktardı. Lenfoma tedavisinde kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve radyoterapinin tek başına veya birlikte kullanılabildiğini belirten Özgeyik, bazı yavaş seyirli lenfomalarda hastanın herhangi bir şikâyeti veya tedavi gerektiren bulgusu bulunmuyorsa yakın takibin tercih edilebildiğini söyledi. Bu yaklaşımın tedavinin geciktirilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Özgeyik, yakın takibin gereksiz tedavi ve buna bağlı yan etkilerden kaçınmayı amaçlayan bilimsel bir izlem yöntemi olduğunu ifade etti. Son yıllarda monoklonal antikorlar, hedefe yönelik ilaçlar, antikor-ilaç konjugatları ve hücresel tedaviler gibi yeni seçeneklerin kullanıma girmesiyle özellikle daha önce tedavi görmüş veya dirençli hastalarda önemli ilerlemeler sağlandığını belirten Özgeyik, uygun hastalarda otolog veya allojenik kök hücre nakli ile CAR-T hücre tedavisinin de tedavi seçenekleri arasında yer alabildiğini söyledi. Doç. Dr. Özgeyik, birçok lenfoma alt tipinde tedaviyle tam iyileşme sağlanabildiğini belirterek, şüpheli belirtilerin erken dönemde değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.





