Ahlak deyince aklımıza neden hep kadınlar gelir? Halbuki direkt olarak din ve vicdanla ilişkili bir konudur. Ve erkeklerle de bağlantılı bir olgu. Şimdilerde erkeklerle daha da bağlantılı ahlak konusu… Ne demek istediğimi anladınız siz!

Bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için değer yargıları bütünüdür ahlak.
Sözlüğe bakalım: “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre.”
Ahlak kavramı, din kavramıyla bire bir örtüşüyor. Diğer dinlerde de böyle bizim dinimiz Müslümanlıkta da.
Dünyada var olan tüm dinler, iyi güzel ahlaklı, namuslu olmayı öğütlüyor. Aslında hepsinin dolaylı olarak anlattığı şey aynı. Hiçbir dinde duymadım; kötülüğün, yalancılığın, çalmanın, zarar vermenin iyi bir şey olduğunu. Ha bir de namus var tabii. Hepsi de kadına özgü ne yazık ki!

İşin tuhaf kısmı, toplumların sürekliliğini ve düzenini sağlayan din kavramının olmadığı ülkelerde, mesela ateist olan Çin’de suç oranlarının diğerlerine göre az olması, ahlakın dinle ilişkisini çürütüyor gibi…O zaman da maskesini takmış din ve ahlak tüccarları beliriveriyor bu dindar toplumlardan.
“Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu o’dur!” diyor Nietzsche. Ne de doğru diyor. Bu sözü, başka davranış biçimlerinde de genelleyebilirsiniz. Abartılı mutluluk pozları verenler, çok çalışkanım diye övünenler hepsi aynı…

Günümüzde ise duyarsızlaşan ve yalnızlaşan insanoğlu; başkalarına yapılan ahlaksızlıklara, kaba davranışlara, horlamalara, aşağılamalara ses çıkarmıyor. Oysa haksızlık ve zulüm karşısında suskun kalmak en büyük ahlaksızlıktır.

Size Marina Abramoviç’ten bahsetmek istiyorum. Ünlü bir performans sanatçısı olan Abranoviç’in performansları sosyolojide yaratıcı ve canlı olmasından dolayı, sosyal deney olarak değerlendiriliyor.

1974 yılında canlandırdığı “Rhythm 0” isimli performansı insanı dehşete düşüren sonuçlarından dolayı diğer sanat performanslarından keskin bir şekilde ayrılmıştır.
“Abramovic altı saat boyunca olduğu yerde hareketsiz kalarak, etrafında olan hiçbir şeye tepki vermemeyi amaçladığı Rhythm 0 performansı, başladığı gibi bitmemiştir. Bu performans insanlığın ne kadar vahşi boyutlara gelebileceğini kanıtlamıştır.

Abramovic’in performans için altı saat duracağı yerde, hemen yanındaki masanın üzerine yetmiş iki adet nesne dizilmiştir. İzlemeye gelenlerin ise bu nesneleri istedikleri gibi kullanabileceklerine dair yazılı bir metin asılmıştır. Masanın üzerinde çiçek, kek, peçete gibi zararsız nesnelerin yanında bıçaktan zincire, silahtan jilete kadar da insanoğlunun vahşiliğini ölçebilecek tehlikeli nesnelere de yer verilmiştir. Altı saat sürmesi planlanan gösteride Abramovic’in cansız bir manken gibi sabit kalmasının yanında hayatının en zor gününü yaşayacağını gösterinin en başında tahmin edip edemediği ise merak konusu olmuştur.

Çaresiz ve hareketsiz duran bir insana diğer insanların ne tepkiler vereceğini gözlemlemek isteyen Abramovic, gösterinin ilk başlarında izleyicilerden oldukça insancıl tepkiler almıştır. Kendisine gül verenler, saçını sevenler, kek yedirenler ile başlayan ilk dakikalarda kim performansın sonunun böylesi bir yere gideceğini tahmin edebilirdi ki? Çünkü dakikalar geçtikçe bir sanat performansı adeta vahşete dönmeye başlamıştır.

İzleyicilerden birinin kadına tokat atmasıyla ve karşılık olarak hiçbir tepki almamasıyla birlikte diğer izleyiciler de bundan cesaret almışlardır. Abramovic’in reaksiyon göstermemesi üzerine bazı izleyenler kendisine daha sert vurmaya başlamışlardır. Gösterinin ilk dakikasında ona gül veren, saçını seven ve kek yediren insanlar bile karşısında gerçekten tepki vermeyen bu kadının savunmasız olduğunu anlayarak şiddete eğilim göstermeye devam etmişlerdir.

İşler öylesine çığırından çıkmıştır ki masada bulunan dolu silahın Abramovic’e dayandığı ve basit bir performans sanatının adeta vahşet gösterisine dönüşmesine sebep olmuştur. Bedenine çeşitli eziyetlerde bulunan topluluğun yanında olanlara duyarlı olan ve sessiz kalmayan insanlar da yer almıştır. Araya girerek durum karşısında çaresiz olan sanatçının gözyaşlarını silenler ve yaralarını temizleyenler bile olmuştur.

Deneyin sonucunda; altı saatlik performansın bitmesi ile kan revan içinde hareket etmeye başlayan Abramovic’i gören izleyiciler sanat galerisini korku içinde terk etmeye başlamışlardır. Basit bir fikirle başlayan bu sıradan performans, insanların kötülük konusunda birbirlerinden cesaret aldıklarını ortaya koymuştur. Karşılarında bulunan savunmasız bir insana karşı ne kadar vahşileşebileceklerini gözler önüne sererek olayın bir sosyal deney olmasına sebep olmuşlardır. “Hiç tanımadığınız bir insana karşı olan davranışlarımızda etkili olan sebepler nelerdir?” sorusuna Rhythm 0 deneyi oldukça açık bir cevap sunar.
Marina Abramovic performansı bittikten sonraki verdiği röportaj konuşmasında, “Gösteri bittikten sonra otel odasına gidip aynaya baktığımda saçımda belirli bir bölümün beyazlamış olduğunu fark ettim” açıklamasını yapmıştır.”

Bu deney, yaşadığımız yüzyıldaki insanoğlunun geldiği noktayı, karakter ve davranışı birebir anlatıyor bence. Eskiden toplumdaki yanlış davranışlarda birbirinden çekinen insanoğlu, artık kimseyi umursamıyor. Çünkü toplum sessiz kalıyor. Çünkü sessizlik, ahlaksızlığı da onaylamış oluyor. Tıpkı deneydeki gibi, insanlar ahlaksız davranışlardan sessizlik karşısında daha fazla cesaret alıyorlar ve gittikçe şiddetin boyutunu arttırıyorlar!

“Ahlaksal olay yoktur, yalnızca olayların ahlaksal yorumu vardır”
Ahlak kavramı sadece çıplaklık ve namusla ilgili değil anlayacağınız. Çalmak, yalan söylemek ve kandırmak, başkalarının hakkını gasp etmek de bu kavrama dahil bir meseledir. Ve en büyük ahlaksızlık tüm bunlara seyirci kalmaktır!

Emin olun böyle sessizliğin hiçbir dinde yeri yoktur. Nikola Tesla yıllar öncesinden insanoğlunun bu durumunu görmüş olacak ki şöyle diyor:
“O kadar cahilsiniz ki dininiz var diye ahlaka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz” Nikola Tesla
Sizce de haklı değil mi?