Geçen gün şahane bir yazı gördüm. Özel yetenekli çocukları çeşit çeşit sınava sokarak sınıflandıran sistemin, onlara öğretmenlik yapacak yetişkinleri özel bir eğitimden geçirmemesini eleştiriyordu. Elbette Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) öğretmeni olmak için değerlendirmeye alınan kriterler var ancak bunların yeterli olmadığından söz ediliyordu. Hak vermedim değil. Bu çocukların eğitiminde “üstün zeka” eğitiminden ziyade kendileri gibi “özel” ya da “ üstün zeka” artık adı her ne ise, böyle özellikli öğretmenlerimizden de faydalanılmalı ki birbirinin dilinden, derdinden anlayabilsinler. Bu ilk kısımdı.
İkinci kısımda ise “özel yetenekli” olarak adlandırılan bu çocukların eğitim ihtiyacı. Özellikle bu konuya takıldım.
Ilgi ve yeteneklerine göre ilave derslerle desteklenen bu çocuklarda uygulanan sistem aslında, “özel olmayan” diğer çocuklar için de uygulanmalı., diyordu. Haklıydı.
Yani çocukların zeka düzeyi aslında alacağı eğitimi şekillendiriyor.i, şekillendirmeli. Hangi bilgiyi, nasıl alacak hatta ne kadar süre alacak, bu sadece özel olduğu vurgulanan çocuklar için değil tüm öğrenciler için uygulanmalı.
Gerçekten yaşıtlarının çok üstünde özellikler seyreden çocuklar için de elbette çalışmalar sürmeli; çünkü onlar ülkemizin beyin takımı olacaklar. Ancak tüm çocukları aynı özende eğitmezsek, eğitim olanaklarını ilgi ve yetenekleriyle birleştirmezsek toplumun yalnızca sınırlı bir kesiminde fark yaratacağız. Oysa bilimin ışığı hepimizi aydınlatmalı.