Siyaset semalarımızda "Kim daha Atatürkçü?" düellolarına alışkınız da, bu seferki tablo hiçbir fantezi dizisinde göremeyeceğimiz cinsten absürt bir boyuta ulaştı. Karşımızda iki devasa yapı var: Bir tarafta, kurultayı mahkeme kararıyla "mutlak butlan" ilan edilince tabelasına sıkı sıkı sarılan, tabelayı kurtarıp meclis grubunun yarısından fazlasını kaybeden emektar Cumhuriyet Halk Partisi (CHP). Diğer tarafta ise "Madem öyle, biz de kendi oyuncağımızı kurarız" diyerek 91 milletvekilini peşine takıp giden Özgür Özel’in, ismini bile fazla düşünmeye vakit bulamadan koyduğu o taze YENİ Parti. Şimdi soru net: Tabela ve miras hukuku mu daha Atatürkçü, yoksa bavulunu toplayıp "Asıl fabrika ayarı biziz" diye yola çıkan taze firariler mi? Gelin, bu tarihi yarılmayı siyasi bir mirasyedi davası gibi masaya yatıralım.

GERİSİ HÜKÜMSÜZDÜR

Önce mahkeme koridorlarında delege imzalarını saymaktan yorulmuş ama nihayetinde "Asıl dükkan bizim" diyerek derin bir nefes almış olan CHP kanadına bakalım. Onlar için Atatürkçülük, tapu müdürlüğünden alınmış resmi bir mülkiyet belgesi gibidir. Kurultay iptal edilmiş, genel başkanlık düşmüş, meclisteki sandalye sayısı bir gecede DEM Parti ve MHP’nin bile altına gerileyerek beşinciliğe düşmüş; hiç önemli değil! Onlara göre Altı Ok logolu o antetli kağıda sahip olmak, otomatik olarak "En Hakiki Atatürkçü" unvanını da beraberinde getiriyor. CHP’nin geride kalan kurmaylarına bakarsanız, YENİ Parti’ye geçenler adeta kurucu iradeye ihanet etmiş birer "mülteci". Hatta işi öyle bir raddeye getirdiler ki, partiden ayrılan milletvekillerinin geçmişte maaşlarından kesilen grup aidatlarının iade edilmesini bile "Özgür Özel CHP’nin kasasını soydu" diye mahkemeye taşımaya hazırlanıyorlar. Yani şu anki vizyon; muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktan ziyade, "Giderken kim ne kadar aidat iadesi aldı?" davasında düğümlenmiş durumda. Onların dünyasında Atatürkçülük; o asırlık koltuklarda kim oturursa otursun, kurumsal mirasın fatura koçanını elinde tutma sanatıdır.

TAZE ATATÜRKÇÜLÜK

Gelelim Ankara’nın Mustafa Kemal Mahallesi’ndeki yeni genel merkez binalarında tırnaklarını kemirerek teşkilatlanmaya çalışan YENİ Parti cephesine. Özgür Özel liderliğindeki bu ekip, "Biz CHP’nin önyargılarını, o eski tarihsel kodları geride bıraktık" diyerek adeta bir siyasi start-up edasıyla piyasaya çıktı. Onların iddiasına göre, Atatürk’ün asıl ruhu 44 milletvekiliyle baş başa kalan o eski binada değil, 91 milletvekiliyle ana muhalefet koltuğuna kurulan bu yeni yapıda yaşıyor. YENİ Parti’nin Atatürkçülüğü biraz daha inovatif, biraz daha "sosyal medya algoritması dostu". Eski partinin getirdiği o ağır bagajlardan kurtulmanın hafifliğiyle, sahada adeta fırtına gibi estiklerini iddia ediyorlar. Ancak onların da takıldığı ironik bir paradoks var: Sloganlarında "Türkiye İttifakı" ve "Altı Ok ilkeleri" eksik olmuyor ama partinin adı bizzat markasız bir deterjan gibi: Sadece YENİ Parti! Üstelik "Biz gerçek kurucu iradeyiz" derken, daha ilk virajda eski ortaklarıyla milyon liralık aidat hesaplaşmasına girmekten de geri durmuyorlar. "Biz gidiyoruz diye sizin masraflarınızı mı ödeyeceğiz?" diyerek yapılan o

teknik savunmalar, ne yazık ki ambalajı parlak vizyonun arkasındaki o çok tanıdık "eski siyaset" kokusunu gizlemeye yetmiyor.

KANTARIN TOPUZU

Şimdi teraziye koyalım. Bir tarafta, mecliste eriyip tabela partisi olma riskiyle karşı karşıya kalmasına rağmen "Atatürk’ün partisiyiz" konforundan milim sapmayan geleneksel yapı. Diğer tarafta, mahkeme kararlarına kızıp "Ben kendi kurallarımı yazarım" diyerek yeni dükkan açan, ama ruh ikizinden kopamadığı için hâlâ eski binanın dedikodusuyla beslenen taze muhalefet. Her iki taraf da sabah akşam kürsüye çıkıp büyük önderin adını anıyor, onun ilkelerini en iyi kendisinin temsil ettiğini iddia ediyor. Fakat günün sonunda halkın önüne koyabildikleri tek şey; "Kim kimin imzasını nerede kullandı?", "O paralar hangi hesaba yattı?" ve "Asıl ana muhalefet kim?" kavgası oluyor. Eğer Atatürkçülük, kurultay iptal ettirmek ve eski defterleri karıştırmaksa; CHP bu maçı hükmen kazanır. Yok eğer Atatürkçülük, logoyu değiştirip aynı nakaratı yeni bir melodiyle söylemekse; YENİ Parti bu yarışta açık ara öndedir. Ama gerçek şu ki; her iki taraf da kurucu liderin adını bir kalkan gibi siper edip kendi iç hesaplaşmalarını yürütürken, memleketin asıl meseleleri o parıltılı rozetlerin gölgesinde kalmaya devam ediyor. Yani ne eski binada ne yeni binada; asıl "fikir" çoktan o binaları terk etmiş, geride sadece bitmek bilmeyen bir miras davasının gürültüsü kalmış gibi görünüyor.