Televizyon yalnızca eğlendirmek için değil, toplumu bilinçlendirmek için de var! Müge Anlı’nın programında yapılan dolandırıcılık uyarılarını dikkate alan 82 yaşındaki bir vatandaş, kendisini polis olarak tanıtan şüpheli kişilerin evine girmesine izin vermedi. Bu olay, doğru zamanda yapılan bir uyarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Peki, diğer televizyon programları toplumsal sorumluluk konusunda daha fazlasını yapamaz mı?

Bugün sizlerle bir yakınımın başına gelen olayı paylaşmak istiyorum. Çünkü dolandırıcılar artık işi iyice abarttı. Eskiden telefonla arayıp insanları kandırmaya çalışıyorlardı, şimdi yaşlı vatandaşların evine kadar gelme cesaretini gösteriyorlar. İnsanın kendi evinde, yıllarca çalışıp emek vererek kurduğu hayatın içinde bile kendisini güvende hissedememesi ne acı! Olayın kahramanı 82 yaşında, emekli bir vatandaş. 70 yaşındaki eşiyle evlerinde otururken kapı çalınıyor. Kapıya gelen kişi, polis olduğunu söyleyerek evde arama yapacaklarını belirtiyor. Ama ortada dikkat çeken ayrıntılar var: Şahısların üzerinde polis yeleği bile yok. Aşağıda bekleyen bir ekip aracı da görünmüyor. Üstelik kapıya gelen kişinin ağzında sigara var!

Şimdi insan sormadan edemiyor: Polis yeleği yok, ekip aracı yok, ama iddia büyük! “Polisiz, evde arama yapacağız!” Eksik olan bir de megafon! O da olsaydı mahalleye anons geçip herkesi aramaya davet edeceklerdi herhalde! İşin ironik tarafı bir yana, ortada son derece ciddi bir durum var. Çünkü karşılarında iki yaşlı insan bulunuyor. İnsanların devlet görevlilerine duyduğu güveni kullanarak evlerine girmeye çalışmak, hafife alınacak bir mesele değil. Neyse ki 82 yaşındaki vatandaşımız hemen inanmıyor. Kapıyı hafifçe aralıyor ve arama kararları olup olmadığını soruyor. Gösterilen bir kâğıtla yetinmeyerek şüphelerini dile getiriyor. Ardından ağzında sigarayla karşısına çıkan kişiye bakıp şu anlamlı tepkiyi veriyor: “Benim Türk polisim, ağzında sigarayla insanların karşısına çıkamaz.” Elbette bir kişinin ağzında sigara bulunması, tek başına polis olmadığını kanıtlamaz. Ancak polis yeleğinin bulunmaması, ekip aracının görülmemesi ve arama iddiasının doğrulanmaya ihtiyaç duyması, şüphelenmek için yeterli nedenlerdir. Vatandaşımız da doğru olanı yapıyor. Kapıyı kapatıyor, 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arıyor ve evleri hakkında arama kararı bulunup bulunmadığını soruyor. Böylece şüpheli kişilerin evine girmesine izin vermeyerek olası bir tehlikenin önüne geçiyor. Peki, bu dikkatin arkasında ne var? Müge Anlı'nın programında yapılan dolandırıcılık uyarıları, televizyonun toplumsal sorumluluğuna en güzel örnektir.

82 yaşındaki vatandaşımız, izlediği programlarda anlatılan dolandırıcılık yöntemlerini unutmamış. Duyduklarını yalnızca dinleyip geçmemiş, gerektiğinde uygulamış. İşte televizyonun gücü tam da burada ortaya çıkıyor. Televizyon yalnızca tartışmaların yaşandığı, insanların birbirine söz yetiştirdiği, eğlencenin ve reyting yarışının ön plana çıktığı bir ekran olmamalı. Aynı zamanda insanlara yol gösteren, tehlikelere karşı uyaran ve toplumsal farkındalık oluşturan bir mecra olmalı. Müge Anlı'nın programında yapılan uyarıların bu olayda karşılık bulması, bilinçlendirme yayınlarının önemini ortaya koyuyor. Bir vatandaşın duyduğu bilgiyi gerçek hayatta uygulaması ve şüpheli bir durumda temkinli davranması, bu tür yayınların neden gerekli olduğunu anlatmaya yetiyor. Buradan diğer televizyon kanallarına ve program yapımcılarına da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Reyting kadar toplumsal fayda da önemli!

Neden bütün televizyon kanallarında dolandırıcılık yöntemlerini anlatan, yaşlı vatandaşları bilinçlendiren, sahte kamu görevlilerine karşı nasıl davranılması gerektiğini açıklayan programlar daha fazla yer almasın? Neden telefon dolandırıcılığı, sahte internet siteleri, banka hesapları üzerinden kurulan tuzaklar ve kapıya kadar gelen şüpheli kişiler konusunda düzenli yayınlar yapılmasın? Elbette her programın formatı farklı olabilir. Eğlence programları eğlendirsin, tartışma programları tartışsın, haber programları gündemi aktarsın. Ancak bunların yanında topluma doğrudan fayda sağlayan içeriklere de daha fazla yer verilsin. Çünkü bir programın başarısı yalnızca kaç kişi tarafından izlendiğiyle ölçülmemeli. İnsanlara ne kattığı, hangi konuda farkındalık oluşturduğu ve toplumsal sorunların çözümüne nasıl katkı sağladığı da önemsenmeli.

Bazen bir televizyon programında yapılan birkaç dakikalık uyarı, bir insanın yıllarca biriktirdiği emeğini korumasına yardımcı olabilir. Bundan daha anlamlı bir yayıncılık amacı olabilir mi? Yaşlılarımızın güvenliği hepimizin sorumluluğu 82 yaşındaki vatandaşımızın yaşadıkları, hepimize önemli bir ders veriyor. Dolandırıcıların hedefinde insanların korkuları, iyi niyetleri ve devlet kurumlarına duydukları güven bulunabiliyor. Bu nedenle yaşlılarımızı yalnızca “Dikkatli olun” diyerek uyarmak yetmez. Şüpheli bir durumda ne yapmaları gerektiğini de anlatmalıyız. Kendilerini polis, savcı veya başka bir kamu görevlisi olarak tanıtan kişilerin iddiaları bağımsız biçimde doğrulanmalı; şüphe hâlinde kapı açılmamalı ve 112'den yardım istenmeli. Aileler kadar medyanın da bu konuda sorumluluğu var. Toplumu bilgilendirmek, insanlara tehlikeleri tanımayı öğretmek ve doğru davranışları yaygınlaştırmak, yayıncılığın önemli görevlerinden biri olmalı. Bugün 82 yaşındaki bir vatandaşımız, Müge Anlı'nın programında duyduğu uyarıları hatırlayarak temkinli davrandı. Peki ya bu tür uyarıları hiç duymamış başka bir vatandaşımız? İşte asıl mesele burada! Son söz: Televizyon insanlara yalnızca vakit değil, bilinç de kazandırsın Bu olaydan çıkarılacak ders açık: Dolandırıcılara karşı dikkatli olmak, şüphe duyduğumuzda sorgulamak ve resmî kanallardan doğrulama yapmak hayati önem taşıyor. Müge Anlı'nın programı gibi halkı bilinçlendirmeye katkı sağlayan yayınların sürmesini, diğer televizyon programlarının da bu konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesini diliyorum. Çünkü televizyonun etkisi büyükse topluma karşı sorumluluğu da büyüktür.

Reyting önemli olabilir ama insanların güvenliği, alın teri ve yıllarca biriktirdiği emek çok daha önemlidir. Dolandırıcılar insanların kapısına kadar geliyorsa, bilinçlendirme de her eve ulaşmalı. Bir uyarı, bir haber, bir program insanları daha dikkatli davranmaya yönlendirebiliyorsa, bunun toplumsal değeri göz ardı edilmemeli. 82 yaşındaki vatandaşımızın gösterdiği dikkat hepimize örnek olsun. Kapımıza gelen kişinin sözüne hemen inanmayalım, şüpheli durumları sorgulayalım ve gerektiğinde yetkililerden yardım isteyelim. Ve televizyon kanallarına son bir çağrı: Ekranlar yalnızca gündem oluşturmasın; toplumu bilinçlendirsin, insanlara yol göstersin ve onları karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı hazırlasın. Çünkü doğru zamanda yapılan bir uyarı, insanların kendilerini ve sevdiklerini korumalarına yardımcı olabilir. Televizyonun gerçek toplumsal değeri de tam olarak burada ortaya çıkar.