Hatice Köylü-EGETELGRAF/ Ege Telgraf TV ekranlarında yayınlanan İlkay Kıyak ile Güne Merhaba programına konuk olan psikolojik danışman Dr. Faruk Arıkan, "dijital obezite" kavramı üzerine dikkati çeken değerlendirmelerde bulundu. İlkay Kıyak'ın sorularına yanıt veren Arıkan, ailelere önemli uyarılarda bulundu.
DİJİTAL ETKİLEŞİM
Psikolojik Danışman Dr. Faruk Arıkan, çocukların teknolojiyle ilişkisini yalnızca telefon ya da sosyal medya kullanımına bağlamanın eksik bir yaklaşım olacağını ifade etti. İnsanlık tarihinde önemli bir dönüşüm sürecinin yaşandığını belirten Arıkan, çocukların geniş iletişim ağlarına sahip olmalarına rağmen kendi iç dünyalarında daha yalnız hale geldiğini söyledi. Arıkan, "Bugün bir çocuk, dünyanın en uzak noktasına tek bir dokunuşla ulaşabiliyor ancak çoğu zaman en yakınındaki insana mesafe koyuyor. Gözlerimizin önünde sessiz, derinden ve piksellerle örülü bir dönüşüm yaşanıyor" dedi.

AKAN İÇERİK
Programda özellikle "dijital obezite" kavramı üzerinde duran Arıkan, zihnin sürekli ve kontrolsüz içerik akışıyla karşı karşıya kalmasının önemli sonuçlar doğurduğunu belirtti. Arıkan, dijital obeziteyi "zihnin sürekli, kontrolsüz ve niteliksiz içerikle beslenip hiçbir düşünceyi sindiremeden yüzeyde kalması hali" şeklinde tanımladı. Sosyal medya platformlarının ve dijital sistemlerin kullanıcıları ekran başında daha fazla tutmak amacıyla tasarlandığını söyleyen Arıkan, "Sürekli akan içerikler, bildirimler, yapay onay mekanizmaları özellikle gençler için güçlü bir çekim alanı. İşte burada sarsıcı bir paradoks çıkıyor karşımıza: Gençler hiç olmadığı kadar "bağlantıda" ama hiç olmadığı kadar yalnız. Dijital arkadaşlıklar ve beğeniler artıyor fakat bunların hiçbiri gerçek hayattaki o ham, samimi ilişkinin yerini tutmuyor" diye konuştu.
SİMÜLASYON FURYASI
Dijital iletişimin gerçek insan ilişkilerinin yerini dolduramadığını ifade eden Arıkan, "Çünkü insan ilişkisi yalnızca metinlerden ve emojilerden ibaret değildir. Göz teması, ses tonu, beden dili, birlikte geçirilen sessizlik… Bunlar ilişkinin kendisidir. Dijital ortam bunları üretmez, sadece temsil eder. Bu yüzden mesele iletişim değil ilişkinin derinliğidir. Ve giderek şunu görüyoruz, gerçek ilişkilerin yerini, ilişki simülasyonları almaya başlıyor" ifadelerini kullandı. Çocukların ekranlara yönelmesinin yalnızca teknolojinin cazibesinden kaynaklanmadığını belirten Arıkan, "Çuvaldızı biraz kendimize batırmamız gerekiyor. Bugün çocukları ekranlara iten şey çoğu zaman ekranın cazibesi değil; gerçek hayatın bazı alanlarda cazibesini kaybetmiş olmasıdır. Son yıllarda yaşanan toplumsal ve yapısal dönüşümler bu süreci çok hızlandırdı. Güvenlik kaygıları yüzünden çocukları evlere kapattık, mahalle kültürünü bitirdik, sokaktaki oyun alanlarını yok ettik. Üzerine bir de yoğun sınav baskısı üreten eğitim sistemini ve ebeveynlerin ağır çalışma temposunu ekleyin; aile içi nitelikli etkileşim minimuma indi" dedi.

"EKRANLARIN PARILTISI DEĞİL"
Ekonomik koşulların da sosyal yaşamı giderek daralttığını belirten Arıkan, "Dolayısıyla çocuklar ekranı çok sevdikleri için değil ekranın dışında güçlü, güvenli ve cazip bir yaşam alanı bulamadıkları için dijital dünyaya yöneliyorlar. Sorun ekranların parıltısı değil, gerçek dünyanın bazı alanlarda cazibesini ve kapsayıcılığını kaybetmesidir. Hayat boşluk kabul etmez; gerçek dünyada boş bıraktığımız her alan, başka bir yapı tarafından doldurulur. Günümüzde dijital dünya bu boşlukları tüm hızıyla dolduruyor" diye aktardı.
DİJİTAL HİJYEN KÜLTÜRÜ
Çözümün teknolojiyi tamamen hayatın dışına itmek olmadığını belirten Arıkan, "Dijital Hijyen Kültürü" oluşturulması gerektiğini söyleyerek ailelere önerilerde bulundu. Arıkan, "Teknolojiye savaş açarak bu savaşı kazanamayız. Dijital dünya artık hayatın yapay bir uzantısı değil, doğal bir parçası. Hedef, çocukları dünyadan koparmak değil; teknolojiyle sağlıklı, mesafeli ve bilinçli bir ilişki kurmalarını sağlamak. Tıpkı fiziksel sağlığımızı korumak için hijyen alışkanlıkları geliştirmemiz gibi, zihinsel varlığımız için de bir "Dijital Hijyen Kültürü" inşa etmeliyiz. Yani ekranları hayatımızdan tamamen çıkarmak değil; ekranları hayatın merkezi olmaktan çıkarmak" diye konuştu.

"TEMASLA BÜYÜR"
Programın sonunda ailelere de mesaj veren psikolojik danışman Dr. Faruk Arıkan, "Bir çocuğun gelişimi yalnızca aldığı eğitimle ya da çözdüğü soru sayısıyla değil, kurduğu ilişkilerin derinliğiyle şekillenir. İnsan, insana temas ederek büyür. Bugün asıl sormamız gereken soru, “Ekran süresini nasıl azaltacağız?” değil “Ekran dışında kalmaya değer, cazip bir hayatı nasıl kuracağız?” olmalı. Çünkü hiçbir mobil uygulama bir omuza dokunmanın yerini tutamaz. Bir toplumun geleceği, çocuklarının internet hızıyla değil; kurabildiği insan ilişkilerinin derinliğiyle ölçülür" ifadelerini kullandı.




