Nihat AK/EGE TELGRAF- Ortadoğu'da İsrail-İran hattında yeniden yükselen gerilim, küresel piyasalarda dalgalanmayı artırdı. Misillemelerin enerji arzına yönelik riskleri büyütmesiyle petrol fiyatları yükselişe geçerken, Hürmüz Boğazı kaynaklı belirsizlikler uluslararası petrol stoklarını eritmeye başladı. Bir yandan Körfez ülkelerinde depolama kapasitesinin dolması nedeniyle üretim aksarken, diğer yandan ABD'den gelen güçlü ekonomik veriler faiz endişelerini artırdı. Altın değer kaybederken, Avrupa, ABD ve Asya borsalarında satış baskısı öne çıktı. Ege Telgraf’a değerlendirmede bulanan ekonomistler, ciddi uyarılarda bulundu.

‘PAZAR ARAYIŞI’
Dünya ölçeğinde yaşanan gelişmelerin yalnızca görünen siyasi sonuçlarıyla değil, arkasındaki ekonomik dinamiklerle birlikte analiz edilmesinin büyük önem taşıdığını belirten ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Kapitalist üretim sisteminin temel özelliklerinden biri, ihtiyaçların ötesinde üretim kapasitesi yaratmasıdır. Son yıllarda hem enerji piyasalarında hem de savunma sektöründe önemli miktarda ürün ve stok birikimi oluşmuştu. Bu durum, söz konusu sektörlerin yatırımlarını sürdürebilmesi ve yüksek kârlılık oranlarını koruyabilmesi için yeni pazarların ve yeni talep alanlarının ortaya çıkmasını zorunlu hale getirdi. Bu çerçevede dünya siyasetinde yaşanan gerilimler, bölgesel çatışmalar ve jeopolitik krizler yalnızca siyasi ve güvenlik boyutlarıyla değil, ekonomik ve ticari sonuçları bakımından da değerlendirilmelidir. Özellikle enerji kaynakları üzerindeki rekabet ve savunma sanayisinin artan üretim kapasitesi, küresel güç merkezlerinin politik tercihlerini etkileyen önemli unsurlar arasında yer alıyor” dedi.

SİLAHLANMA YARIŞI
ABD başkanının seçilmesinden silahlanmaya kadar her adımın bir nedeninin olduğunu belirten Sirkeci, “Pentagon, Beyaz Saray ve savunma sanayisinin güçlü çevreleri Donald Trump'ın yeniden göreve gelmesini destekledi. Çünkü ancak Trump yönetimiyle birlikte elde biriken petrolün, yakıtın ve milyarlarca dolarlık mühimmat stokunun pazarlanabileceği düşünülüyordu. Trump'ın göreve gelmesinin ardından ilk büyük adımlardan biri, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle yapılan dev silah satış anlaşmaları oldu. Ardından NATO ve Avrupa ülkelerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yapıldı. Savunma bütçelerinin yükseltilmesiyle birlikte dünya yeni bir silahlanma yarışının içine girdi. Ekonomisiyle 10 milyonluk halkının karnını doyuracak parası olmayan Yunanistan’ın yöneticileri, F-35'lerden tanklara, savunma araçlarına, füzelere kadar neleri var neleri yoksa Amerika'ya yatırmaya başladılar. Bölgesel çatışmalar ve savaşlar, savunma sanayisinde biriken stokların tüketilmesine ve yeni siparişlerin oluşmasına zemin hazırladı. İran savaşı da bu sürecin bir parçası olarak görülmektedir. Savaşın maliyetini halklar öderken, enerji ve savunma sektörlerine yatırım yapan çevreler önemli kazançlar elde etmektedir. Bu nedenle savaş ve gerilim ortamlarının sürmesi, bu alanlara yatırım yapan kesimlerin çıkarına hizmet etmektedir” ifadelerini kullandı.
SÖZDE BARIŞ, GÖZDE YATIRIM
Barış söylemlerinin gerçekten uzak olduğunu dile getiren Sirkeci, “Bugün barış söylemleri öne çıksa da savaş ekonomisinin çarkları dönmeye devam ediyor. Savaş söylemiyle altın, borsa düşüyor, petrol çıkıyor. Düşüşler, çıkışlar ve yaşanan dalgalanmalarda kaybeden çoğu zaman küçük yatırımcı olurken, kazananlar bilgiye ve sermayeye önceden erişen büyük oyuncular oluyor. Türkiye'de birikimini korumaya çalışan vatandaş ise belirsizlikler arasında savrulurken, değişen dünya koşullarına uyum sağlayamayan yatırım anlayışları giderek daha büyük riskler taşıyor. Yatırımcıların dijital analizlerden, yapay zekâ destekli değerlendirmelerden ve çok yönlü veri okumalarından yararlanması artık tercih değil zorunluluktur. Ancak nihai kararın sorumluluğu yine yatırımcının kendisindedir. Finansal piyasalardaki sert dalgalanmalar karşısında birikimi olanlara paralarını değerlendirmeleridir. Çünkü yüksek kazanç vaat etmese de gayrimenkul, kriz dönemlerinde serveti koruyan en güvenli limandır. Önümüzdeki dönemde asıl mesele savaşın nerede çıkacağı değil, savaşın oluşturduğu ekonomik türbülansa karşı kimlerin hazırlıklı olacağıdır. Küresel belirsizlik çağında plansız hareket edenler kaybedecek, veriye dayalı hareket edenler ise ayakta kalacaktır" diye konuştu.
‘ORTAMI GERİYOR’
Savaşın sonlandırılmasına yönelik girişimlerin yetersiz kaldığını belirten Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “ABD Başkanı Trump bir anlaşma yapılmasını istiyor. Çünkü savaşın ekonomik ve siyasi maliyetini daha fazla taşımanın kendisi açısından doğru olmadığını düşünüyor. Özellikle seçim sürecinin yaklaşması ve ekonomide nispeten olumlu veriler yakalanmış olması, Washington yönetimini çatışmaları sonlandırmaya yöneltiyor. Ancak buna rağmen İsrail cephesinde farklı bir tablo var. Netanyahu yönetimi son derece kararlı ve saldırgan bir politika izlemeyi sürdürüyor. Bu nedenle diplomatik süreçlerin uzadığını ve kalıcı bir anlaşmanın geciktiğini düşünüyorum. İktidar yanlılarının böyle ulu ortak konuşmasını da doğru bulmuyorum. İsrail bizi tahrik etmeye çalışıyor. İçeriden de Sayın İçişleri Bakanı'nın açıklamasını da ben bir siyasi yaklaşım olarak bilimsel olarak doğru bulmuyorum. Bölgede tansiyonu daha da yükseltecek söylemlerden kaçınılması gerektiğine inanıyorum. Ortadoğu'da yaşanacak daha büyük bir savaşın Türkiye'ye ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından ciddi maliyetler doğuracağı açıktır. Bu nedenle sağduyulu, diplomatik ve akılcı bir dilin tercih edilmesi gerekiyor. Ben şahsen bölgede yeni bir savaş istemiyorum. Türkiye'nin çıkarı, çatışmaların büyümesinde değil, istikrarın ve barışın güçlenmesindedir. Bugün ihtiyaç duyulan şey sert açıklamalar değil; serinkanlılık, diplomasi ve uzun vadeli devlet aklıdır" dedi.

KIRILGAN EKONOMİ
Türkiye’deki siyasi gerginliklerin ekonomiyi daha da geriye götürdüğüne vurgu yapan ekonomist Prof. Dr. Erkan, “Türkiye ekonomisi zaten uzun süredir kırılgan bir yapı üzerinde ilerlemeye çalışıyordu. Üretimden uzaklaşan, sanayi gücünü kaybeden ve sıcak paraya bağımlı hale gelen bir ekonomik modelin sürdürülebilir olmadığı ortadadır. Böyle bir dönemde CHP hakkında verilen mutlak butlan kararının yarattığı siyasi belirsizlik, ekonomideki kırılganlığı daha da artırmıştır. Çünkü yatırımcı güven ister, hukuk güvenliği ister, öngörülebilirlik ister. Siyasi tartışmaların ve kurumsal belirsizliklerin arttığı bir ortamda yerli ve yabancı sermaye beklemeyi tercih eder ya da ülkeyi terk eder. Türkiye'nin bugün yaşadığı temel sorunlardan biri de budur. Zaten zayıflamış olan ekonomik yapı, siyasi gerilimlerle daha da hassas hale gelmiştir" şeklinde konuştu.
‘GELECEĞİ PLANLAYAN’
Türkiye'nin ekonomideki çıkış yolunun yeni vergiler koymak ya da yalnızca faiz politikalarına odaklanmak olmadığına dikkati çeken ekonomist Erkan, “Çözüm, üretimi yeniden ekonominin merkezine yerleştirmektir. Tarımda, sanayide ve teknolojide üretim kapasitesi artırılmalı; katma değerli yatırımlar teşvik edilmelidir. Orta sınıfın yeniden güçlendirilmesi, gençlerin geleceğe umutla bakabilmesi ve eğitim sisteminin nitelikli insan kaynağı üretebilir hale gelmesi gerekiyor. Kalıcı yabancı sermaye ancak güçlü hukuk sistemi, demokratik kurumlar ve öngörülebilir ekonomi politikalarıyla gelir. Türkiye'nin ihtiyacı günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir ekonomik dönüşümdür. Üretim olmadan refah olmaz, güven olmadan yatırım olmaz, hukuk olmadan da sürdürülebilir büyüme olmaz. Türkiye'nin yeniden güçlü bir ekonomi inşa etmesinin yolu buradan geçmektedir" ifadelerini kullandı.





