Türkiye ekonomisinin nabzını tutan son veriler, toplumun farklı kesimleri arasındaki makasın giderek açıldığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Açıklanan enflasyon oranları, maaş düzeyleri ve istihdam verileri tek başına bir anlam ifade etmiyor; asıl çarpıcı tablo, bu veriler bir araya getirildiğinde ortaya çıkıyor. Aylık yüzde 1,94 ve yıllık yüzde 30,87 seviyesinde açıklanan TÜFE, ilk bakışta geçmiş yıllara kıyasla daha “kontrollü” bir görünüm sunuyor. Ancak yılın sadece ilk üç ayında enflasyonun yüzde 10’u aşmış olması, yılsonu beklentilerinin hâlâ ciddi riskler barındırdığını gösteriyor. Özellikle yüzde 32,82 seviyesindeki 12 aylık ortalama, kira artışlarının temel belirleyicisi olmaya devam ederken, barınma krizinin neden hâlâ çözülemediğini de açıkça ortaya koyuyor. Çünkü gelir artışı ile gider artışı arasında ciddi bir uyumsuzluk söz konusu. Bugün Türkiye’de ortalama emekli maaşının 23 bin 500 TL bandına gerilemiş olması, milyonlarca insan için hayatın ne kadar zorlaştığını anlatmaya yetiyor. Ortalama bir emekli, sadece kira ödemek zorunda kalsa bile maaşının neredeyse tamamını bu kaleme ayırmak durumunda kalabiliyor. Gıda, sağlık ve diğer temel ihtiyaçlar düşünüldüğünde, emeklilerin büyük bir kısmı için “geçinmek” artık matematiksel olarak mümkün olmaktan çıkmış durumda.

HIZLA KAPANIYOR

Diğer yandan çalışan kesim de çok farklı bir tabloyla karşı karşıya değil. 15,5 milyonu aşan ücretli çalışan kitlesi için ortalama maaşın 28 bin 75 TL seviyesinde olması, aslında çalışan ile emekli arasındaki farkın da hızla kapandığını gösteriyor. Bu durum, çalışma hayatının sonunda bir refah beklentisinin neredeyse ortadan kalktığını düşündürüyor. İnsanlar yıllarca çalıştıktan sonra daha iyi bir yaşam standardına ulaşmak yerine, benzer ekonomik zorluklarla karşılaşmaya devam ediyor. En dikkat çekici ve belki de en kritik veri ise gençlerle ilgili olan. Türkiye’de 15-34 yaş arası 6,5 milyonu aşkın gencin ne eğitimde ne de istihdamda yer alması, sadece bugünün değil, geleceğin de ciddi bir risk altında olduğunu gösteriyor. Her 4 gençten birinin sistemin dışında kalması, ekonomik bir problem olmanın ötesinde sosyal bir kırılmanın habercisi. Çünkü üretmeyen, eğitim almayan ve sistemin dışında kalan bir genç nüfus, uzun vadede ekonomik büyümeyi de sürdürülemez hale getirir. Bu noktada temel sorunlardan biri, ekonomik veriler ile sahadaki gerçeklik arasındaki farkın giderek açılmasıdır. Kağıt üzerinde düşen enflasyon, vatandaşın cebine aynı şekilde yansımıyor. Maaş artışları, gerçek hayat maliyetlerinin gerisinde kalıyor. Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatlarının geldiği nokta, orta gelir grubunu dahi zorlayan bir seviyeye ulaşmış durumda. Açlık sınırı yaklaşık 34 bin 587 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 112 bin 661 TL’ye yükselerek gelirlerin temel yaşam maliyetlerinin çok gerisinde kaldığını açıkça ortaya koyuyor. Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu tabloyu üç temel başlıkta özetlemek mümkün: gelir dağılımında bozulma, alım gücünde erime ve genç nüfusun sistem dışına itilmesi. Bu üç başlık, birbirini besleyen ve derinleştiren bir döngü oluşturuyor. Gelir dağılımı bozuldukça alım gücü düşüyor, alım gücü düştükçe ekonomik aktivite yavaşlıyor, ekonomik yavaşlama ise istihdamı ve gençlerin sisteme katılımını olumsuz etkiliyor.

UZUN VADELİ

Çözüm ise kısa vadeli pansumanlardan ziyade, uzun vadeli ve yapısal adımlardan geçiyor. Eğitim sisteminin iş gücü piyasasıyla uyumlu hale getirilmesi, üretim odaklı ekonomik modelin güçlendirilmesi ve en önemlisi, gelir dağılımını dengeleyici politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Aksi halde açıklanan veriler her ay değişse de, toplumun hissettiği gerçek değişmeyecek. Sonuç olarak, Türkiye’de ekonomik göstergeler yalnızca rakamlardan ibaret değil; her biri milyonlarca insanın yaşam kalitesini doğrudan etkileyen gerçekliklerdir. Bugün ortaya çıkan tablo, sadece mevcut durumun bir fotoğrafı değil, aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir uyarıdır. Bu uyarının ne kadar ciddiye alınacağı ise önümüzdeki yılların en belirleyici konusu olacaktır.