Milliyet’te yer alan haberine göre İzmir doğumlu Şebnem Candan, çocukluk yıllarında spor ve sanatla iç içe bir yaşam sürdü. Yüzme ve basketbolda lisanslı sporcu olarak yarışmalara katılan Candan’ın hayatı, üniversite döneminde değişmeye başladı. 2012 yılında tiroit bezlerinde yaşına göre fazla nodül ve damarlı yapı tespit edilen Candan ameliyat oldu. Kanserli hücreye rastlanmasa da tiroit bezleri alındı. O tarihten itibaren hormon ilaçları kullanmaya başladı. İstanbul Alman Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümüne giren Candan, yoğun eğitim temposunun yaşam düzenini bozduğunu söyledi. “Bölümüm mimarlık fakültesi bünyesindeydi ve tasarım, psikoloji, ergonomi ile farkındalık odaklı oldukça yoğun bir eğitim alıyorduk. Sürekli projeler hazırlıyor, maketler yapıyor ve sunum yetiştiriyorduk. Bu tempo zamanla yaşam düzenimi olumsuz etkilemeye başladı. Çoğu zaman sabahlıyor, uzun süre hareketsiz kalıyor ve düzensiz besleniyordum. Bir noktadan sonra uyku düzenim tamamen bozuldu. Sürekli stres altında yaşayan, yemek atakları geçiren ve giderek daha hareketsiz birine dönüştüm. Fark etmeden yaklaşık 40 kilo aldım. 2019-2020 döneminde, Covid kapanmalarının başladığı zamanlarda bir ders kapsamında günlük hayatımızı videoya çekmemiz gerekiyordu. O videoyu izlediğimde ilk kez kendimi gerçekten dışarıdan görme fırsatım oldu”
“DIŞARI ÇIKMAK İSTEMEMEYE BAŞLADIM”
Üniversite döneminde yaşadığı fiziksel değişimin sosyal hayatını da etkilediğini anlatan Candan, kendisini olduğundan daha yaşlı hissetmeye başladığını ifade etti. “Kilo aldığımı biliyordum ancak videodaki kişiyi kendim gibi hissedemiyordum. Henüz 23-24 yaşındaydım ama kendimi en az 30-35 yaşında biri gibi görüyordum. Sosyal bir çevrem vardı ve kimse bana doğrudan bir şey söylemedi ancak ben değiştiğimin farkındaydım. Eskiden sosyal ortamlardan kaçmayan, oldukça aktif biri olmama rağmen dışarı çıkmak istememeye başladım. Sınıfta daha sessiz, salaş kıyafetlerle bir köşede oturan birine dönüştüm. Kıyafet almak istemiyor, kendimi buna değer görmüyordum. Bir gün yokuş çıkarken nefes nefese kaldığımı, başka bir gün ayakkabımı bağlamakta zorlandığımı fark ettim. Oturup kalkmak gibi en temel hareketler bile benim için zorlaşmıştı. Henüz 24 yaşında biri için bunları yaşamak gerçekten çok üzücüydü.”
İNSÜLİN DİRENCİNİ KIRDI
Pandemi döneminde İzmir’e dönen Candan, ailesine yaşadığı fiziksel ve mental sorunları anlattı. Tiroit geçmişi nedeniyle bir endokrin doktoru ve diyetisyen eşliğinde kilo verme sürecine başladı. Yapılan kontrollerde tiroit hormon değerlerinin ciddi şekilde düştüğü ve insülin direnci başlangıcı olduğu ortaya çıktı. “Diyetisyenle başladığım kilo verme sürecimde yaklaşık bir yılda 103 kilodan 83 kiloya düştüm. Bu süreçte insülin direncimi kırdım ve yaklaşık 20 kilo verdim. Spor tarafında hiçbir zaman agresif bir yol izlemedim. Daha çok yürüyüş yapmayı tercih ettim ve evde ‘Leslie’ gibi yürüyüş videolarıyla ilerledim. 83 kiloya ulaştığımda sürece biraz ara vermek istediğimi söyledim ve zamanla tekrar 87 kiloya çıktım. O dönemde bir yazılım şirketinde çalışmaya başlamıştım. İnsanların arasına yeniden karıştıkça kilomla tekrar yüzleşmek zorunda kaldım. Belki artık 103 kilo değildim ama hâlâ kendimi mutsuz hissediyordum.”
“BU BÖYLE DEVAM EDEMEZ”
Bir süre sonra Amerika’ya giden Candan, dönüşte yeniden kilo aldığını fark ettiğini söyledi. “Daha sonra ağabeyimi ziyaret etmek için Amerika’ya gittim. Döndüğümde 91 kiloydum ve ‘bu böyle devam edemez’ dedim. Kendime motivasyon sağlamak için Instagram’a videolar yüklemeye başladım. İlk videomu paylaştığımda, benimle aynı duyguları yaşayan insanlarla karşılaştım ve yalnız olmadığımı anladım. Evde kilo verme yolculuğum da tam olarak böyle başladı. Beslenme planımı da antrenman programımı da kendim hazırladım ve yaşadığım her aşamayı sosyal medyada paylaştım. Kilo alma, verme ve sabit kalma dönemleriyle birlikte bu yolculuk yaklaşık iki yıl sürdü. Yani 87 kilodan 63 kiloya uzanan bu süreci tamamen evde spor yaparak yönettim. Bu süreçte beni en çok zorlayan şey spor değil, beslenmeydi. Çünkü vücudum spora alışkındı. Asıl mücadelem, stres anlarında yaşadığım yemek ataklarıydı. Ne zaman stresli olsam, kendimi buzdolabının önünde buluyordum. Sonrasında yaşadığım vicdan azabı ise mental olarak beni çok yıpratıyordu.”
“BİR DAHA ASLA 103 KİLO OLMAYACAKTIM”
Bağırsak sağlığının ruh halini ve yemek ataklarını etkilediğini fark ettiğini söyleyen Candan, beslenme düzeninin önemine dikkat çekti. “Evde spor yapmak ise disiplin açısından bambaşka bir deneyimdi. Çünkü sizi zorlayan bir takım ya da antrenör olmuyor. ‘Bugün yapmasam da olur’ dediğim çok gün oldu ama kendime verdiğim bir söz vardı: Bir daha asla 103 kilo olmayacaktım. Ayrıca o hafifliği ve rahatlığı hissettikten sonra insan bunu kaybetmek istemiyor. İlk 20 kilomu verirken üç ana, üç ara öğün şeklinde beslendim. Çünkü insülin direncim vardı ve vücudumun yeniden düzene girmesi gerekiyordu. Daha sonra bu düzen üç ana, iki ara öğüne dönüştü.” Candan, son 20 kilosunu ise aralıklı oruç sistemiyle verdiğini belirtti.
“‘DİYET YAPIYORUM’ PSİKOLOJİSİNE GİRMEDİM”
Kilo verme sürecinde en önemli noktanın sürdürülebilirlik olduğunu ifade eden Candan, “Kilo verme sürecimde öğrendiğim en önemli şey, vücudumu dinlemek oldu. Çünkü beden strese girdiğinde kortizol artıyor; bu da ödem, şişkinlik ve yorgun bir görüntüye neden oluyor. Bu yüzden hiçbir zaman ‘diyet yapıyorum’ psikolojisine girmedim. Bunu geçici bir süreç değil, sürdürülebilir bir yaşam düzeni olarak görmeye çalıştım. Bir dönem 62 kiloyu gördüm. Kas oranım yüksek, yağ oranım ise oldukça düşüktü. Kendimi hem fiziksel hem de mental olarak çok iyi hissediyordum. Sonra ağabeyimi ziyaret etmek için iki haftalığına Amerika’ya gittim. Ancak o kısa sürede bile beslenme düzenimin değişmesi ve hormon dengemin bozulmaya başlamasıyla birlikte vücudumdaki değişimi fark ettim. Türkiye’ye döndükten sonra da kilo almaya devam ediyordum. Yapılan tetkikler sonucunda tiroit değerlerimin normal bir bireye göre yaklaşık üç kat daha yavaş çalıştığını öğrendim” ifadelerini kullandı.
“ARTIK ODAĞIM YALNIZCA TARTI DEĞİL”
Hormon dengesinin bozulmasının ardından yeniden ilaç kullanmaya başladığını belirten Candan, artık yalnızca kilo odaklı düşünmediğini söyledi. “Ancak hormonlar bir gecede düzelmiyor. Şu an hâlâ bu sürecin içindeyim. Bazen motivasyonum düşüyor, bazen de ‘Neden tartı değişmiyor?’ diye düşündüğüm oluyor. Ama daha önce bu yolu yürüdüğüm için yeniden başarabileceğimi biliyorum. Artık odağım yalnızca tartı değil. Aynadaki görüntüme, enerjime ve genel sağlığıma odaklanıyorum. Çünkü hedefim sadece zayıf görünmek değil; sağlıklı yaş almak, ileride çocuklarımla ve torunlarımla kaliteli bir hayat sürdürebilmek. Bu yüzden kas oranı benim için çok önemli. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda bacak kaslarının sağlık açısından ne kadar değerli olduğu daha sık konuşuluyor.”
“İNSANLARA UMUT OLMAYA ÇALIŞTIM”
Evde spor yapmanın disiplin gerektirdiğini söyleyen Candan, süreç boyunca dikkat ettiği noktaları da anlattı. “İnsanların evde spor yapmaktan, ağırlık kaldırmaktan ve ‘kalınlaşmaktan’ korktuklarını söyleyen Şebnem, sözlerine şöyle devam etti: “Oysa vücudumuza doğru şekilde direnç uygulamaktan korkmamalıyız. Elbette herkesin kendi seviyesine uygun şekilde ilerlemesi gerekiyor. Benim süreç boyunca en çok dikkat ettiğim üç şey vardı: Isınmadan asla spora başlamamak, spordan sonra soğuma hareketlerini atlamamak ve esnemeyi hiçbir zaman bırakmamak. Çünkü kaslarımız çalıştıkça gerginleşip esnekliğini kaybediyor. Bu yüzden onları uzatmayı ve bedenimizin esnekliğini korumayı da öğrenmemiz gerekiyor. Kilo verme yolculuğumda insanların bana yaklaşımı yalnızca fiziksel değişim üzerinden olmadı. Daha çok verdiğim ilhamı, bilgilerimi paylaşma isteğimi ve umut olmaya çalışmamı önemsedi. Bu da beni çok mutlu etti.”




