2025 yazında Marmara Adası’nda çıkan yangın, rüzgârın etkisiyle hızla yayıldı. Erdek Limanı’ndan özel bir gemi ile 10 itfaiye aracı bölgeye sevk edilerek yangın kontrol altına alınabildi. Bu olay, “Deniz İtfaiyesi” ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi.İtfaiye araçlarından biri de arızalandı.

Türkiye, 21. yüzyılın en büyük çevre felaketlerinden biriyle karşı karşıya. 2004 yılından 2025 Eylül ayına kadar geçen yirmi bir yıllık süreçte, resmi kayıtlara ve uydu görüntülerine göre çeyrek milyondan fazla hektar orman yangınlarda kül oldu. Bu kayıp, yalnızca ağaçların yanmasından ibaret değil; biyolojik çeşitlilikten tarıma, turizmden iklim kriziyle mücadeleye kadar pek çok alanda geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuruyor.

2004–2019 arasında Türkiye’de toplam 141 bin hektar orman alanı yanmıştı. Ancak 2020–2025 arasındaki altı yıl, neredeyse önceki on beş yılı ikiye katladı. 2021’de Antalya-Manavgat’ta başlayan ve günlerce kontrol altına alınamayan yangın, 75 bin hektarı kül etti. Aynı yıl Muğla, Marmaris, Bodrum ve Milas’ta çıkan yangınlar, Ege’nin akciğerlerini yok etti. 2023’te Mersin ve Çanakkale’de, 2025’te ise Balıkesir Marmara Adası’nda çıkan yangınlar bu felaket zincirine eklendi.

Bu tablo, Türkiye’nin orman yangınlarıyla artık “sıradan bir yaz afetini” değil, “iklim krizi kaynaklı mega yangınları” yaşadığını gösteriyor.

Akdeniz Bölgesi: Türkiye’nin yüreğini yakan yangınlar

Akdeniz Bölgesi, Türkiye’de yangınların en yoğun görüldüğü alan oldu. Antalya, Mersin ve Hatay, 20 yıllık süreçte en çok orman kaybı yaşayan iller arasında yer aldı.

2021’de Manavgat’ta başlayan ve tarihe “Türkiye’nin en büyük orman yangını” olarak geçen felaket, 10 gün boyunca kontrol altına alınamadı. 7 kişi yaşamını yitirdi, binlerce ev boşaltıldı, yüzlerce hayvan telef oldu. 75 bin hektardan fazla orman alanı kül olurken, köylüler geçim kaynaklarını kaybetti. Çiftçi Mehmet Yılmaz’ın sözleri, o günlerin acısını özetliyordu: “Evimi kurtardım ama zeytinliğim gitti. 40 yıldır baktığım ağaçlarım gözümün önünde yandı.”

Mersin’de 2023 yazında Silifke ve Gülnar’da çıkan yangınlar, toplamda 7 bin hektarı yok etti. Hatay’ın Belen ilçesinde 2020’de çıkan yangın, yerleşim yerlerine kadar sıçrayarak büyük paniğe neden oldu. Akdeniz Bölgesi genelinde 20 yılda toplam 95 bin hektardan fazla orman yandı. Bu, bölgedeki orman varlığının yaklaşık %6’sına denk geliyor.

Yangınların ekonomik faturası da ağır oldu. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası verilerine göre yalnızca 2021 yazında turizmde 1,8 milyar TL kayıp yaşandı. Tarımda ise zeytin, narenciye ve arıcılık sektörleri büyük darbe aldı. Ziraat Mühendisleri Odası, tarımsal kayıpları en az 500 milyon TL olarak raporladı.

Ege Bölgesi: Zeytinliklerden turizm cennetlerine küller

Ege Bölgesi de son 20 yılda büyük kayıplar verdi. 2021’de Muğla’nın Marmaris ve Bodrum ilçelerinde çıkan yangınlar, 60 binden fazla hektarı kül etti. Yalnızca Marmaris’te 13 bin hektar alan yandı. Muğla, Türkiye’de orman yangınlarından en çok etkilenen iller arasında ilk sıraya yerleşti.

İzmir’de 2019’da Karabağlar’da çıkan yangın 5 bin hektardan fazla ormanı yok etti. Manisa’nın Soma ilçesinde 2020’de çıkan yangında 2 bin hektar alan kül oldu. Aydın’da ise özellikle Didim ve Söke çevresinde sık sık çıkan yangınlarla binlerce hektar alan kaybedildi.

Ege Bölgesi’nde yangınların en dramatik etkilerinden biri zeytinliklerde görüldü. Yanan her zeytin ağacının yeniden verime geçmesi en az 12 yıl sürüyor. Bu da bölge halkı için uzun vadeli gelir kaybı anlamına geliyor. 2022’de Aydın’daki yangında 15 binin üzerinde zeytin ağacı yok oldu.

Marmara Bölgesi: Balıkesir ve Kaz Dağları alarm veriyor

Marmara Bölgesi’nde yangınların en fazla vurduğu il Balıkesir oldu. Özellikle Ayvalık, Edremit, Burhaniye ve Gömeç, yaz aylarında sık sık orman yangınlarıyla karşı karşıya kaldı. 2017’de Ayvalık Cunda Adası’nda çıkan yangında 200 hektardan fazla kızılçam ormanı kül oldu. 2022’de Edremit Körfezi’nde çıkan yangın binlerce zeytin ağacını yok etti.

2025 yazında Marmara Adası’nda çıkan yangın, rüzgârın etkisiyle hızla yayıldı. Erdek Limanı’ndan özel bir gemi ile 10 itfaiye aracı bölgeye sevk edilerek yangın kontrol altına alınabildi. Bu olay, “Deniz İtfaiyesi” ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi. Uzmanlara göre yangın söndürme gemileri, özellikle Marmara ve Ege kıyılarında hayati önem taşıyor.

Kaz Dağları da yangınların gölgesinde kaldı. Türkiye’nin en önemli oksijen kaynaklarından biri olan dağlarda endemik 32 bitki türü bulunuyor. 2023’te Bayramiç’te çıkan yangın, Kaz Dağları eteklerine kadar ilerleyerek büyük bir felaketin eşiğine gelinmesine yol açtı.

Karadeniz Bölgesi: Az ama tehlikeli yangınlar

Karadeniz Bölgesi, iklim yapısı nedeniyle yangın açısından daha şanslı olsa da, özellikle Trabzon, Artvin ve Kastamonu’da sık sık yangınlar yaşandı. 2021’de Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesinde çıkan yangın, köylü evlerine kadar sıçradı. Artvin’in Hopa ilçesinde ise 2020’de çıkan yangında 300 hektar alan kaybedildi.

Karadeniz’de yanan orman miktarı diğer bölgelere göre daha düşük olsa da, ormanların eğimli arazilerde bulunması, erozyon riskini artırıyor. Uzmanlara göre Karadeniz’de küçük ölçekli yangınların bile toprak kaymalarına yol açma ihtimali yüksek.

İç Anadolu Bölgesi: Bozkırda alevler

İç Anadolu, orman varlığı açısından Türkiye’nin en fakir bölgelerinden biri. Ancak özellikle Ankara, Eskişehir ve Sivas çevresinde çıkan yangınlar, mevcut orman varlığını tehdit ediyor. 2020’de Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde çıkan yangında 1.200 hektar orman kül oldu.

İç Anadolu’da yanan orman miktarı yaklaşık 15 bin hektarı buldu. Bu rakam diğer bölgelerden daha düşük görünse de, bölgenin toplam orman alanı düşünüldüğünde kayıp oranı oldukça yüksek.

Doğu ve Güneydoğu: Farklı bir tehdit

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yangınlar daha çok tarım arazilerinden ormana sıçrayarak büyüyor. Özellikle Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Hakkari çevresinde yaz aylarında çıkan anız yangınları, ormanları da tehdit ediyor. 2024 yazında Mardin’de çıkan yangında 2.500 hektar orman kül oldu. Siirt ve Hakkari’deki dağlık alanlarda çıkan yangınlar ise günlerce söndürülemedi.

Bölgedeki yangınların bir kısmının terör kaynaklı sabotaj olduğu iddiaları da yıllardır gündemde. Bu nedenle bölgedeki orman kayıpları yalnızca doğal değil, aynı zamanda siyasi bir boyut taşıyor.

Ekolojik ve ekonomik sonuçlar

Türkiye’nin 2004–2025 arasında kaybettiği orman alanı, ülkenin toplam orman varlığının yaklaşık yüzde 2’sine denk geliyor. Bu, hem karbon salınımı hem de biyolojik çeşitlilik açısından kritik bir eşik. Yanan ormanların yerine dikilen fidanların aynı ekosistemi geri getirmesi en az 30–40 yıl alıyor.

Ekonomik açıdan bakıldığında, yangınların Türkiye’ye yıllık maliyeti 10 milyar TL’yi aşıyor. Turizm, tarım ve arıcılık en çok zarar gören sektörler arasında. Yalnızca 2021 yazında turizm kaybı 2 milyar TL’yi buldu.

ULUSLARARASI KIYASLAMA

Türkiye’deki tablo, Akdeniz havzasındaki diğer ülkelerle benzerlik gösteriyor. 2021 yazında Yunanistan’da 120 bin hektar, İspanya’da 95 bin hektar, Portekiz’de ise 65 bin hektar orman yandı. Ancak Türkiye’nin son yıllardaki hızlı artışı, ülkeyi bu ülkelerle aynı risk grubuna sokuyor.

Kamu kuruluşlarının sorumluluğu ve eleştirel bakış

Orman yangınlarında önleme ve müdahale sorumluluğu büyük ölçüde devletin ilgili birimlerine aittir. Orman Genel Müdürlüğü (OGM), valilikler ve belediyeler başta olmak üzere birçok kamu kuruluşu, yangınla mücadelede koordineli hareket etmekle yükümlüdür. Ancak son yirmi yıldaki felaketler, mevcut düzenlemelerin ve uygulamaların yetersiz olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle Marmara ve Ege’de çıkan büyük yangınlarda müdahale süresi ve koordinasyon eksiklikleri, yangınların hızla yayılmasına neden oldu.

Uzmanlar, “Orman yangınlarında asıl görev yangını söndürmek değil, çıkmasını önlemektir. Bu, mevzuat, planlama ve denetimle mümkündür” diyor. Ancak mevcut yapı, özellikle yaz aylarında denetimsiz kırsal alanlarda artan anız yakmaları ve kontrolsüz yakma faaliyetlerini önlemekte yetersiz kalıyor.

Yetkililer, yangınla mücadele kapsamında bazı tedbirler aldı:

*Yaz aylarında riskli bölgelerde ek orman devriye ekipleri görevlendirildi.

*Yangın gözetleme kuleleri ve erken uyarı sistemleri yaygınlaştırıldı.

*Yerleşim alanlarına yakın bölgelerde yangın yolu ve su tankları inşa edildi.

*Halkın bilinçlendirilmesi için eğitim kampanyaları başlatıldı ve köylüler bilgilendirildi.

Buna rağmen, yangınları önlemeye yönelik tedbirler çoğu zaman kağıt üzerinde kalıyor. Denetimsiz kırsal alanlar, kontrollü yakma ve anız yakmaları hâlâ büyük risk oluşturuyor. Eleştirmenler, mevcut önlemlerin yangın söndürmede yardımcı olduğunu ancak yangını önleme ve yayılmayı engelleme noktasında yetersiz kaldığını vurguluyor. Gerçek mücadele, yalnızca yangını kontrol altına almak değil, yangının çıkış riskini baştan minimize etmektir.

Deniz itfaiyesinin önemi ve eleştirisi

Kıyı bölgelerinde çıkan orman yangınlarında kara itfaiyesinin ulaşamadığı alanlar, deniz itfaiyesi gemilerinin kritik önemiyle öne çıkıyor. Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde 2025 Marmara Adası yangını, deniz itfaiyesinin hayati rolünü gözler önüne serdi. Yangın hızla yayıldığında kara araçları sınırlı kaldı ve müdahale gecikti. Erdek Limanı’ndan gemi ile sevk edilen kara araçları, ancak yangının bazı bölgelerini kontrol altına alabildi. Uzmanlar, “Yangın gemileri ve denizden müdahale kapasitesi, özellikle rüzgarlı ve ulaşılamayan kıyı alanlarında yangının yayılmasını durdurmada en etkin yöntemdir” diyor.

Ancak mevcut sistem, deniz itfaiyesi açısından yetersiz. Stratejik noktalara yerleştirilen gemi sayısı sınırlı, personel ve donanım kapasitesi, yaz aylarında artan yangın riskine göre yetersiz kalıyor. Ayrıca, yangın gemilerinin kara itfaiyesi ile entegrasyonu çoğu zaman koordinasyonsuz gerçekleşiyor. Bu da müdahale süresini uzatıyor ve yangının büyümesine katkıda bulunuyor.

Önerilen çözümler arasında, kıyı boyunca stratejik noktalara deniz itfaiyesi üslerinin kurulması, gemi sayısının artırılması ve kara-deniz koordinasyonunun dijital sistemlerle desteklenmesi yer alıyor. Bu önlemler, özellikle kıyı bölgelerinde adacıklar için yangın riskini ciddi şekilde azaltabilir.

Drone ve fotokapan sistemlerinin gerekliliği

Geleneksel yangın gözetleme yöntemleri yetersiz kaldığında, teknoloji destekli çözümler ön plana çıkıyor. Drone sistemleri ve fotokapanlar, yangının erken tespiti ve riskli alanların sürekli izlenmesinde kritik rol oynuyor. Ayvalık’ta orman alanlarının yoğunluğu ve ulaşım zorlukları, drone kullanımını zorunlu kılıyor.

Dronlar sayesinde rüzgâr hızı, sıcaklık, nem oranı ve yangının ilerleme yönü anlık izlenebilir. Fotokapanlar ise insan kaynaklı yangın risklerini tespit edebilir; özellikle anız yakma ve izinsiz ateş yakma gibi faaliyetler erken fark edilebilir. Bu teknolojiler, yalnızca yangın çıktıktan sonra müdahaleyi hızlandırmakla kalmaz, olası riskleri önceden belirleyerek önleme odaklı yönetimi destekler.

Ancak mevcut uygulamalarda drone ve fotokapan sistemlerinin kapsamı sınırlı. Yerleştirme alanları yeterli değil, veriler merkezi bir sistemde toplanmıyor ve sürekli izleme çoğu zaman sağlanamıyor. Bu eksiklikler, önlem ve erken müdahale kapasitesini düşürüyor.

Uzmanlar, yangınla mücadelede başarı için drone ve fotokapan sistemlerinin yaygınlaştırılması, yerel devriye görevlileri ile entegre edilmesi ve verilerin gerçek zamanlı yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu sayede Ayvalık gibi kıyı ve ada bölgelerinde yangınların büyümesi önlenebilir.

Kuraklık ve iklim krizi

Türkiye’nin yangın riskinin artmasında en temel faktörlerden biri kuraklık ve iklim değişikliği. Son 20 yılda yaz ayları giderek uzadı; sıcaklıklar ortalama 2–3 derece arttı. Bu durum, bitki örtüsünün daha kolay tutuşmasına ve yangınların hızla yayılmasına neden oluyor.

Ayvalık’ta son 20 yılda yanan orman alanı, ilçe yüzölçümünün yaklaşık yüzde 5’ine denk geliyor. Bu oran, kuraklık ve iklim krizi etkisinin somut göstergesi. Uzmanlar, yalnızca yangın söndürme kapasitesini artırmanın yeterli olmadığını, kuraklıkla mücadele ve ağaçlandırma politikalarının entegre bir şekilde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.

Fotokapanlar ve orman devriye görevlileri

Yangın önleme stratejilerinin en etkin bileşenlerinden biri, sürekli izleme ve denetim. Fotokapanlar, drone sistemleri ve yerel devriye görevlileri sayesinde, yangın riski taşıyan bölgelerde önlem alınabilir. Ayvalık özelinde, Cunda ve çevresinde yerleştirilen fotokapanlar, anız yakmaları ve kontrolsüz tarım faaliyetlerini tespit edebilir.

Orman devriye görevlileri ise yerel halkla iletişim içinde olup, yangın riskini azaltacak eğitim ve denetim faaliyetlerini yürütebilir. Ancak mevcut personel sayısı, yangın alanlarının genişliğiyle kıyaslandığında yetersiz kalıyor. Bu nedenle, yeni stratejiler ve insan kaynağı planlaması kritik önem taşıyor.

ÖNLEME ODAKLI YAKLAŞIM

Türkiye’de yangınlarla mücadelede temel sorun, hâlâ müdahale odaklı stratejiye dayalı olması. Oysa yangını önlemek, söndürmekten çok daha etkili ve maliyet açısından sürdürülebilir.

*Kırsal alanlarda kontrollü yakma ve anız yönetimi düzenlenmeli.

*Köylü ve tarım işçilerine yangın önleme eğitimi verilmeli.

*Deniz ve kara itfaiyesi ile drone sistemleri entegre çalışmalı.

*Fotokapan ve sensörler, riskli bölgelerde 7/24 izleme sağlamalı.

GELECEK SENARYOSU

İklim krizinin etkileri devam ederse, Türkiye’de yangın sezonu daha da uzayacak. Meteoroloji verilerine göre 2040’a kadar Akdeniz kıyılarında sıcaklıkların 3 derece daha artması bekleniyor. Bu artış, yangın riskini iki katına çıkarabilir.

Türkiye, bugün aldığı önlemlerle yarının ormanlarını kurtarabilir. Aksi halde, 20 yıl içinde bugünkü kaybın iki katı yaşanabilir.

Geceleri orman yangınlarına müdahale neden yetersiz? Kamu gece görüşlü helikopterleri araştırıyor mu?

Son yıllarda orman yangınlarının sayısı ve etkisi artarken, yangınlara müdahale yöntemleri tartışma konusu olmaya devam ediyor. Özellikle geceleri çıkan yangınlar, mevcut ekipman ve helikopterlerin yetersizliği nedeniyle hızla yayılabiliyor. Gündüz saatlerinde aktif olan hava araçları ve ekipler, gece karanlığında etkin bir şekilde çalışamıyor; bu durum yangınların kontrol altına alınmasını geciktiriyor.

Yangın söndürme topları ve diğer teknolojik araçlar gündüz müdahalede etkili olsa da, gece operasyonları için sınırlı kalıyor. Uzmanlar, gece görüşlü yangın söndürme helikopterlerinin kısa sürede yangınları kontrol altına alabilecek önemli bir çözüm olabileceğine dikkat çekiyor.

Peki, kamu kurumları bu konuda bir çalışma yürütüyor mu? Gece müdahalesini mümkün kılacak teknolojiler, yerli üretim veya uluslararası çözümler araştırılıyor mu? Geceleri yangınların hızla yayılması, hem can hem de doğa kayıplarını artırıyor. Bu nedenle, yetkililerin gece müdahale kapasitesini güçlendirecek adımları bir an önce gündeme alması kritik önem taşıyor.

Kahraman itfaiyecilerimiz: Varlıklarını ortaya koyan ekipler

Yangınlarla mücadelede en ön saflarda yer alan itfaiye ekipleri, büyük özveri ve cesaretle görevlerini yerine getirmektedir. 2025 yılında Marmara Adası'ndaki yangına müdahale sırasında, bir itfaiye aracı arıza yaparak müdahaleyi zorlaştırmıştır. Ancak bu tür zorluklara rağmen, ekipler yangının kontrol altına alınması için büyük çaba sarf etmektedir. İtfaiye ekiplerinin, yangın söndürme araçları ve ekipmanları konusunda daha iyi donanımla desteklenmesi, görevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmelerine olanak sağlayacaktır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Uzmanlara göre Türkiye’nin yangınlarla mücadelesinde üç temel adım atılması gerekiyor:

Deniz itfaiyesi ve havadan müdahale gücü: Kıyı bölgelerinde yangın söndürme gemilerinin devreye alınması, helikopter ve uçak filosunun genişletilmesi.

Erken uyarı sistemleri: Uydu takip sistemleri ve yapay zekâ destekli uyarı sistemleriyle yangınların erken tespiti.

Yerel katılım: Köylülerin, çiftçilerin ve gönüllülerin eğitimlerle yangınlara hazırlıklı hale getirilmesi.

İnsansız yangın gözetleme kulelerinin sayısı yeterli seviyeye yangın risk haritası çıkarılmalıdır.

Ayrıca, yangın sonrası rehabilitasyon süreçlerinin hızlandırılması, orman alanlarının yeniden ağaçlandırılması ve yangın sonrası zararların telafi edilmesi için finansal desteklerin artırılması gerekmektedir.

SONUÇ

Orman yangınlarıyla mücadelede, kamu kuruluşlarının sorumluluğu büyük olmakla birlikte, mevcut sistemlerin yetersizliği ve koordinasyon eksiklikleri, yangınların büyümesine neden olmaktadır. Deniz itfaiyesi ve havadan müdahale gücünün artırılması, erken uyarı sistemlerinin etkin kullanımı ve yerel halkın bilinçlendirilmesi, yangınların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için gereklidir. Ayrıca, itfaiye ekiplerinin donanım ve eğitim seviyelerinin artırılması, yangınlarla mücadelede başarıyı artıracaktır.