35 yıla yaklaşan siyasi geçmişimde, partimin hemen her kademesinde görev aldım. Bununla da kalmadım; kentteki neredeyse tüm sivil toplum kuruluşlarıyla yakın ilişkiler kurdum. Yıllar içinde, yalnızca siyasetle değil, meclis üyesi olarak da belediyelerin işleyişiyle de derin bir tecrübe edindim. Bu bir övünç vesilesi değil. Çünkü yalnız ben değil, benim gibi kentin hafızasını taşıyan, İzmir’i ve belediyelerini en iyi bilen onlarca isim var. Fakat acı bir gerçek var ki; bizler elimizi uzatıyoruz, ama tutulmuyor. Onlar elini uzatmıyor. Bugün geldiğimiz noktada, birkaç istisna dışında, bazı yeni seçilen belediye başkanları bu kentin hafızasını bir kenara itti. Yıllarını belediyeye adamış en iyi bürokratları görevden aldı, deneyimli siyasetçileri yok saydı. Sonuç ortada: Akordu bozuk, ahengi kaybolmuş bir orkestra. Ama her şey için geç değil. Hemen şimdi yapılması gereken, kişisel bir talebi olmayan, koltuk arayışında bulunmayan; tek derdi bu kente hizmet olan, hafızasıyla İzmir’i en iyi bilen o siyasetçileri ve bürokratları geri çağırmaktır. Onlara bir “pardon” demektir. Aksi halde kaybeden sadece belediye başkanları olmayacak. Kaybeden İzmir olacak, kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi olacak, kaybeden Türkiye olacak. Kentlerin geleceği, kişisel hesaplarla değil, ortak akılla ve kurumsal hafızayla şekillenir. İzmir’in buna ihtiyacı var. Bir kentin en büyük sermayesi yalnızca taş binaları, yolları, meydanları değildir. O kentin belleğini taşıyan, yıllarını belediye hizmetine adamış yetişmiş insan kaynağıdır. Bu isimler; görev tanımlarını aşan sorumluluk bilinciyle, mevzuata hâkimiyetleriyle, kentin her köşesini bilen tecrübeleriyle belediyelerin görünmeyen omurgasını oluştururlar. Ne yazık ki ülkemizde her seçim sonrası aynı yanlış tekrar ediyor.
LİYAKAT
Yeni seçilen belediye başkanları, geçmiş dönemde görev almış bürokratları, siyasileri “önceki başkanın ekibinden” diye bir kenara itiyor. İçlerinde doğru, hak etmiş örnekleri tenzih ederim, yerlerine çoğu kez liyakatı tartışmalı, yalnızca eş-dost kontenjanından gelen isimler getiriliyor. Oysa o bürokratlar ve siyasiler kentin hafızasını tutan, belediyeyi en iyi tanıyan, hizmet sürekliliğini sağlayan kişiler. Onları tasfiye etmek, belediyeyi hafızasız, pusulasız bir gemi haline getirmekten başka bir şey değil. Bu sadece kişisel bir hırs değil, aynı zamanda kente ihanettir. Çünkü bu yaklaşım, belediyenin “fabrika ayarları” ile oynamaktır. Ekip kurma adı altında yapılan bu hoyratlık, aslında hem başkanın hem de mensubu olduğu partinin başarısızlığını kaçınılmaz kılar. Kent yönetimi, kişisel hesapların değil, ortak aklın, liyakatin ve kurumsal hafızanın omuzlarında yükselir. Siyasi figürleri sırf kendi ekibinden değil diye yok saymak, kenti geleceğe değil, belirsizliğe sürükler. Unutulmamalı ki: kentlerin gerçek sahipleri makamlar değil, liyakatle yoğrulmuş hafızasıdır. O hafızayı yok etmek, kente yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Kentler, sadece beton yığınları ve yollarla değil; onları yöneten siyasetçiler ve bürokratlarla bir bütünlük kazanır. Bu ikili aslında bir orkestradır. Ve bu orkestranın şefi, hiç kuşkusuz belediye başkanıdır. Orkestra şefi ne kadar yetkin, vizyon sahibi ve adaletli ise; çaldığı müzik de o kadar uyumlu, naif ve ahenkli olur. Şef, orkestranın bütün enstrümanlarını bir arada tutar. Her biri farklı tınıya sahip olsa da, ortak bir melodiye hizmet ederler. Bir enstrümanı susturmak ya da önemsiz görmek, o melodiyi eksik ve kulak tırmalayıcı hale getirir. Belediyelerde de durum farklı değildir. Başkan, siyasi iradenin temsilcisidir; bürokratlar ise hizmetin icracılarıdır. Eğer şef, sadece kendi notasını dinletmek isterse; diğer enstrümanları yani deneyimli bürokratları ve siyasileri yok sayarsa, ortaya çıkan “müzik” kentin kulaklarını tırmalar. Liyakatsiz atamalar, ekip ruhunun hiçe sayılması, deneyimin görmezden gelinmesi; bir süre sonra armoniyi bozar, kargaşa yaratır. Oysa kent yönetimi, uyum işidir. Tecrübe ile gençliğin, siyaset ile bürokrasinin vizyon ile pratiğin buluşmasıdır. İyi bir belediye başkanı; orkestradaki her enstrümanı değerli görür, onların gücünü doğru yerde kullanır. Çünkü bilir ki, tek bir çalgının sesiyle senfoni yazılamaz. Bugün kentlerimizin ihtiyacı, kulak tırmalayan gürültü değil; göz ve gönül okşayan bir ahenktir. Bunun yolu da, orkestrayı dağıtmaktan değil, liyakatle güçlendirmekten geçer....
"Pardon" denmesi umudu ile...