Nihat AK-EGETELGRAF/ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’de yenilenebilir enerjinin elektrik kurulu gücündeki payının yüzde 63’e ulaştığını, mart ayında 20 milyar kilovatsaatle rekor üretim gerçekleştiğini açıkladı. Güneşte 13 yılda 26 bin 478 megavat kurulu güce erişildiğini belirten Bayraktar, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide Avrupa’da ilk 5’te, dünyada ise 11’inci sırada yer aldığını; 2035’e kadar 80 milyar dolarlık yatırımla kurulu gücün 120 bin megavatın üzerine çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.

Ancak Ege Telgraf’a değerlendirmelerde bulunan yenilenebilir enerji sektörünün önde gelen temsilcileri, büyüme rakamlarının umut verici olduğunu ancak şebeke kapasitesi, saatlik mahsuplaşma, depolama eksikliği, yatırımcı güveni ve iletim altyapısı sorunları çözülmeden yenilenebilir enerjide hedeflenen sıçramanın sürdürülebilir olmayacağı uyarısında bulundu. Sektör temsilcileri, Türkiye’nin güneşte büyük potansiyele sahip olduğunu ancak bu zenginliğin doğru planlama, öngörülebilir mevzuat ve güçlü şebeke yatırımlarıyla desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Güneş Enerjisiii

OYUN İÇİNDE KURAL DEĞİŞTİ

Kazanılmış yaptırım hesaplarını dikkate almadan yapılan değişikliklerin yatırımcı güvenini zedelediğine vurgu yapan Güneş Enerjisi ve Depolama Sanayicileri Derneği Danışma Kurulu Başkanı Tolga Murat Özdemir, “Burada asıl mesele saatlik mahsuplaşma uygulamasından çok, oyunun kurallarının oyun oynanırken değiştirilmiş olmasıdır. Eskiden EPDK yatırımcıya, ‘Üret, tüketmediğinin fazlasını şebekeye ver, ay sonunda kilovatsaat bazında mahsuplaşalım’ diyordu. Yatırımcı da fizibilitesini, geri dönüş hesabını ve santral yatırımını bu mevzuata göre yaptı. Bugün saatlik mahsuplaşmaya geçildi. Yeni yapılacak santraller için bu karar alınsaydı yatırımcı hesabını buna göre yapar, riskini buna göre alırdı. Ancak daha önce aylık mahsuplaşmaya güvenerek yatırım yapan santrallere de aynı kural uygulanınca fizibilite bozuluyor, geri dönüş süresi uzuyor ve yatırımcı güveni sarsılıyor. Enerji yatırımlarında en önemli konu güvenilir, öngörülebilir ve planlı mevzuattır. Değişiklik yapılacaksa, oyuna daha önce girenlerin kazanılmış yatırım hesabı korunarak yapılmalıydı” diye konuştu.

Tolga Murat Özdemir-1

CEZAYLA DEĞİL TEŞVİKLE

Devletin yatırımcıyı gece saatlerinde şebekeye enerji vermesi yönünde teşvik etmesi gerektiğine dikkati çeken Başkan Özdemir, “Üretici, öğlen ucuz fiyata vermek yerine elektriği depolayıp akşam daha değerli saatlerde kullanmak veya sisteme vermek istiyor. Ancak depolama da ek bir yatırım maliyeti anlamına geliyor. Eğer sistem yatırımcıyı depolamaya yönlendiriyorsa, bunun cezalandırma mantığıyla değil, teşvik mekanizmasıyla desteklenmesi gerekir. Almanya bunu yaptı. Evlerde depolama kullananların depolama maliyetinin yüzde 30’unu devlet karşıladı. Böylece hem yatırımcı depolamaya yöneldi hem de şebeke üzerindeki yük daha sağlıklı yönetildi. Bizim de beklentimiz bu yöndedir. Eğer yatırımcıya “Ürettiğin fazla elektriği öğlen ucuz fiyattan vermek yerine depola, akşam ihtiyaç duyulan saatte sisteme kazandır” denilecekse, bunun karşılığında bir destek modeli kurulmalıdır. Depolama yapan yatırımcıya imtiyaz tanınırsa, hem şebeke rahatlar hem yatırımcı zarar etmez hem de yenilenebilir enerji sistemi daha planlı hale gelir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, yatırımcıyı cezalandıran değil, doğru yatırıma yönlendiren politikalardır. Depolama desteklenirse, güneş enerjisinin üretim fazlası sorun olmaktan çıkar; akşam saatlerinde sisteme değer katan stratejik bir güce dönüşür” ifadelerini kullandı.

Elektrik üretimi ve dağıtımının siyasi tedirginliklerle değil, mühendislik hesaplarıyla yönetilmesi gereken bir alan olduğunu belirten Başkan Özdemir, “Bu işin matematiği bellidir; iki kere iki dörttür. Şebekenin bu noktaya geleceği de aslında öngörülebilir bir durumdu. Bugün Türkiye’de güneş enerjisinde kurulu güç çok ciddi bir seviyeye geldi. Ancak artık mesele üretip üretememek değil, üretilen elektriği şebekenin taşıyıp taşıyamamasıdır. İletim hatlarımızın güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun için yaklaşık 35 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç var. Bu yatırım yapılmadan yenilenebilir enerjinin daha fazla büyümesinin önündeki en büyük kısıt şebeke kapasitesi olacaktır. Bu yıl yağmurlar bol olmasaydı, barajlarımız dolu kalmasaydı ve hidroelektrikten gelen üretim sistemi rahatlatmasaydı daha ağır bir tabloyla karşılaşabilirdik. Hatta İspanya’nın yaşadığı gibi bir günlük kesinti riski Türkiye için de gündeme gelebilirdi. Bugün bu risk tamamen ortadan kalkmış değil. Temmuz sonuna doğru aşırı sıcaklar ve klima yükleri şebekeyi daha da zorlayabilir. Böyle bir tablo yaşanırsa kimse şaşırmamalı; bunun temel sebebi doğru planlamanın zamanında yapılmamış olmasıdır.

TÜRKİYE’NİN POTANSİYELİ YÜKSEK

Türkiye’nin güneşi de rüzgârı da çok güçlü. Avrupa ortalamasının üzerinde bir potansiyele sahibiz. İletim hatları güçlendirilirse, depolama sistemleri doğru kurgulanırsa ve enterkonnekte bağlantılar artırılırsa yalnızca kendi ihtiyacımızı karşılamakla kalmayız; çevre ülkelere, hatta Avrupa’ya kadar elektrik enerjisi ihraç edebiliriz. Yeşil sertifika ile bu üretimi ihracatın parçası haline getirmek, ülkeye döviz girdisi sağlamak mümkündür. Bunun için yapılması gereken şey bellidir: Enerji piyasasının gerçek maliyetler, doğru mühendislik hesapları, öngörülebilir mevzuat ve planlı şebeke yatırımlarıyla yönetilmesi gerekir. Aksi halde Türkiye güneşi yakalar ama elektriği taşıyamaz” şeklinde konuştu.

Serdarrr

UCUZA SAT, PAHALIYA AL

Güneş Enerjisi Yatırımcıları Derneği GÜNEŞDER Yönetim Kurulu Üyesi Nükleer Enerji Mühendisi Serdar Ekiz, “’Saatlik mahsuplaşma, güneş enerjisi yatırımcısını kendi ürettiği elektriğin müşterisi haline getiriyor. Yatırımcı öğlen güneşin en verimli saatinde elektrik üretiyor ama sistem ona ‘fazlanı ucuzdan bırak’ diyor. Akşam tüketim arttığında ise aynı yatırımcıya elektrik pahalı tarifeden geri dönüyor. Bu, çiftçinin ürününü hasat zamanı yok pahasına satıp, kışın aynı ürünü marketten pahalıya almasına benziyor. Güneş yatırımcısı gündüz üretici, akşam müşteri yapılıyor. Kendi emeğiyle ürettiği enerji, gün içinde değersizleştiriliyor; ihtiyaç duyduğu saatte ise kendisine pahalıya satılıyor. Buradaki çelişki çok açık: Yatırımcıya ‘üret’ deniyor ama ürettiği fazla enerji cezaya dönüşüyor. ‘Yenilenebilir enerjiye yatırım yap’ deniyor ama depolama imkânı güçlendirilmeden yatırımcı fiyat dalgalanmasının ortasına bırakılıyor.Bu sistemde yatırımcı ucuz saatte satıyor, pahalı saatte almak zorunda kalıyor. Yani güneşin en parlak olduğu saat, yatırımcı için kazanç değil kayıp saati haline geliyor. Böyle bir tabloda santral yatırımlarının fizibilitesi bozulur, geri dönüş süresi uzar ve yatırım iştahı zayıflar” dedi.

LİSANSSIZLAR ÜVEY EVLAT

Ekiz, “Bugün lisanssız üreticiler enerji sisteminin adeta öksüz evladı gibi kaldı. Kanunlar, yönetmelikler yapıldı ancak uygulamada lisanssız üreticinin önü giderek daraldı. Biz lisanssız üreticilerin artık öksüz evlat değil, öz evlat muamelesi görmesini istiyoruz. Türkiye’de elektrik sistemi artık ticaret amaçlı değil, öz tüketim odaklı ilerliyor. Yani ‘arazime santral kurayım, elektrik satayım’ devri bitti. Yeni dönemde yatırımcıya verilen mesaj açık: Tüketeceksen üret, kendi ihtiyacın için kur. O da daha çok çatı uygulamalarıyla sınırlı hale geliyor. Arazide lisanssız santral kurmanın önü kapanırken, lisanssız üreticilerin sistem içinde nasıl destekleneceği de netleşmek zorunda. Eğer Türkiye yenilenebilir enerjide büyümek istiyorsa, lisanssız üreticiyi dışarıda bırakamaz. Bu alanın cezalandırılan değil, sahiplenilen bir üretim modeli haline getirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

14 günlük maaş farkı ödemeleri ne zaman yatacak? Memur maaş farkı ödemeleri için gözler SGK'da! 14 günlük ödeme
14 günlük maaş farkı ödemeleri ne zaman yatacak? Memur maaş farkı ödemeleri için gözler SGK'da! 14 günlük ödeme
İçeriği Görüntüle

ELEKTRİFİKASYON DOĞRU BİR HEDEF

Enerjide dışa bağımlılıktan doğru hedeflerle kurtulunabileceğini belirten Ekiz, “Önümüzdeki dönemin en önemli enerji başlıklarından biri elektrifikasyon olacak. Enerji Bakanlığı’nın yeni stratejisinde de bu yön açık şekilde görülüyor. Amaç, evlerde ve sanayide doğal gaz tüketimini mümkün olduğunca azaltmak, enerji kullanımını daha fazla elektrik üzerinden kurgulamak. Bu doğru bir stratejidir. Çünkü dışarıdan doğal gaz almak yerine, kendi güneşimizle, kendi rüzgârımızla, kendi yenilenebilir kaynaklarımızla ürettiğimiz elektriği tüketmek Türkiye için büyük bir avantaj sağlar. Elektrikli araçların yaygınlaşması, ısıtma-soğutma sistemlerinin elektriğe dönmesi ve üretimde elektrik tüketiminin artması yeni bir dönem başlatacak. Bu süreç hem enerji bağımsızlığı hem de cari açığın azaltılması açısından önemli fırsatlar yaratabilir.Ancak bunun başarılı olabilmesi için şebekenin, depolamanın ve iletim altyapısının bu dönüşüme hazır hale getirilmesi gerekiyor. Elektrifikasyon doğru bir hedef; fakat bu hedefin planlı yatırımlarla desteklenmesi şarttır” şeklinde konuştu.

Muhabir: Kader Ergin