Nihat AK/EGE TELGRAF- Brent petrolün varil fiyatı 100 dolar sınırına dayanırken, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin sürmesi halinde 120 dolar eşiğinin aşılabileceği uyarıları ekonomi çevrelerinde alarm zillerini çaldırdı. Türkiye’nin boğaz üzerinden doğrudan petrol tedariki sınırlı olsa da küresel fiyatlama sistemi, Hürmüz’de yükselen her gerilimi ülkenin enerji faturasına taşıyor. Varilde başlayan artışın pompada zam olarak görülmesi beklenirken, asıl büyük dalganın nakliyeden tarıma, gıdadan sanayiye, turizmden şehir içi ulaşıma kadar tüm sektörleri vurmasından endişe ediliyor. Ege Telgraf’a değerlendirmede bulunan tarım, lojistik, turizm ve yolcu taşımacılığı sektörlerinin önde gelen temsilcileri, petrol fiyatlarındaki yükselişin yalnızca araç depolarını değil, üretimden sofraya uzanan bütün maliyet zincirini tehdit ettiğine dikkati çekti. Sektör temsilcileri, pompadaki her artışın iğneden ipliğe yeni zamlar getirmemesi, gıda güvenliğinin korunması ve üretim ile taşımacılığın ayakta tutulması için acil destek ve önlem çağrısında bulundu.

TEKERLEKLİ VERGİ DAİRESİ
Lojistik sektörünün sıkıntılı bir dönemden geçtiğine vurgu yapan kamyon ve kamyonet taşımacılığının önde gelen isimlerinden Ali Topal, “Gözünü yoldan ayırmayan her taşımacı, geçtiği akaryakıt istasyonunun tabelasına bakıyor. İstanbul’a giderken, Ankara’dan dönerken ya da Antalya’dan yük çekerken nerede birkaç lira daha ucuza yakıt bulacağını hesaplıyor. Çünkü bugün kamyon ve kamyonet yalnız mazot yakmıyor; şoför ücreti, SGK ve Bağ-Kur primi, vergi, sigorta, bakım, lastik ve köprü ücretleriyle adeta tekerlekli vergi dairesine dönüşmüş durumda. Çevremizde kontak kapatan çok sayıda meslektaşımız var. Buna rağmen elli, altmış dereceyi bulan yol sıcaklığında direksiyon sallayan, yükünü zamanında ulaştıran arkadaşlarımız büyük bir sorumluluk taşıyor. Bize yalnızca maliyetlerden yakınan esnaf gözüyle bakılmamalı. Biz ev, sanayi malı, tekstil, gıda, sebze, meyve ve ilaç taşıyoruz; aslında hayatı taşıyoruz. Bu ülkenin üretimi, ticareti ve günlük yaşamı, görünmeyen fedakârlıklarla çalışan taşımacıların tekerlekleri üzerinde her gün kesintisiz biçimde dönmeye devam ediyor. Adeta tekerlekli vergi dairesine dönen araçlarımızla bu işi ne kadar sürdürürüz bunu bilemiyoruz” dedi.

‘ZAM POMPADA KALMAZ’
Petrol fiyatlarındaki artışın yalnızca akaryakıt pompasında kalmayacağını vurgulayan Topal, “ Mazota gelen her zam, taşıdığımız ürünün maliyetine ekleniyor; tarladan çıkan sebzeye, fabrikadan çıkan ürüne, depodan markete ulaşan gıdaya, ilaca, tekstile ve ev eşyasına yansıyor. Bu nedenle mesele kamyoncu ya da kamyonetçinin kazancı değildir; doğrudan doğruya vatandaşın sofrası, bütçesi ve alım gücüdür. Jeopolitik gerilimler ve küresel dalgalanmalar petrolü daha da yükseltirse zam pompada kalmaz, hayatın tamamına yayılır. Enflasyonun düşmesi isteniyorsa akaryakıt fiyatlarına mutlaka müdahale edilmelidir. Devletimiz vergi düzenlemesi, destekleme veya geçici fiyat dengeleme mekanizmalarıyla taşımacının yükünü hafifletmelidir. Çünkü lojistik ayakta kalamazsa üretim aksar, raflar pahalanır, ticaret yavaşlar ve bedelini bütün toplum öder. Bugün alınacak önlem sadece taşımacıyı değil, üreticiyi, esnafı, tüketiciyi ve ülkenin ekonomik dengesini de yarının çok daha ağır faturalarından mutlaka koruyacaktır” ifadelerini kullandı.
HÜRMÜZ’DEN TARLAYA
Tarımsal üretimde fosil yakıtların önemine dikkati çeken Menderes Ziraat Odası Başkanı Mehmet Pala, “Çiftçi için mazot yalnızca bir girdi değil, üretimin her aşamasını döndüren temel güçtür. Tarlayı sürerken, çapa yaparken, arık açarken, gübre taşırken, sulama yaparken ve hasat sırasında traktörümüz sürekli yakıt tüketiyor. Çiftçinin omuzdaşı, işdaşı olan traktörün her çalışması mazot demektir. Türkiye’nin kullandığı petrolün tamamı Hürmüz Boğazı’ndan geçmese de ABD ile İran arasındaki gerilim küresel fiyatları yukarı çekiyor. Mazottaki her artış çiftçinin maliyetini büyütüyor, üretim isteğini azaltıyor ve ürün fiyatlarına baskı yapıyor. Hürmüz’de yaşanan gelişmeler binlerce kilometre uzakta olsa bile Menderes’teki çiftçinin traktör deposunda hissediliyor. Tarlaların boş kalmaması, üretimin ve sofraların korunması için mazot desteği zamanında ve yeterince artırılmalıdır” sözleriyle Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin çiftçinin tarlasını nasıl etkilediğine vurgu yaptı.

ARACI KAZANIYOR
Üreticiyi de tüketiciyi de rahatlatacak tedbirlerin alınmasını isteyen Başkan Pala, “Biz yalnızca kendi geçimimiz için değil, ülkenin gıda güvenliği için üretim yapan kritik bir sektörüz. Çiftçi tarlayı işlemez, ürünü sulamaz ve hasat yapamazsa vatandaşın sofrasında ekmek de yemek de olmaz. Ancak sorun yalnızca mazot değildir. Çiftçi domatesi tarlada 5 ila 7 liraya satarken aynı ürün pazarda 25-30, markette 40-50 liraya çıkıyor. Salatalık üreticide 8-10 lirayken pazarda 30, market ve manavda 45-60 liraya ulaşıyor. Çiftçi üretiyor, aracı kazanıyor, tüketici yüksek fiyat ödüyor. Üretenin emeğini korumayan, tüketiciyi pahalı ürüne mahkûm eden bu düzen artık kesinlikle sürdürülemez hale gelmiştir. Yetkililer üreticiyle tüketici arasındaki fiyat makasını daraltmalı, aracılık sistemini denetlemeli, mazot desteğini artırmalı ve ürünlerin doğrudan tüketiciye ulaşacağı satış kanallarını yaygınlaştırmalıdır” sözleriyle yetkililere seslendi.
BİRLİKTE MÜMKÜN
Bir süredir ekonomide yaşanan olumsuzlukların üzerine petrol fiyatlarındaki hızlı yükselişin tuz biber ektiğini belirten Bozşahinler Kurucusu İrfan Görkemli, “Türkiye’de ve dünyada süren ekonomik belirsizlikler bütün sektörleri zorluyor. Firmalar ayakta kalabilmek için kılı kırk yarıyor, maliyetlerini azaltıyor, zaman zaman personel çıkarmak zorunda kalıyor. Özel okullarda öğrenci sayısı, işletmelerde çalışan sayısı azalınca öğrenci ve personel taşımacılığı da daralıyor. Özel gereksinimli bireylerin taşımacılığı ise ayrı bir hassasiyet ve maliyet gerektiriyor. Petrol ve petrol ürünlerindeki baş döndürücü artış, zaten zorlanan sektörümüzün yükünü daha da ağırlaştırdı. Araç yenileme, bakım, sigorta, vergi ve personel giderleri de her ay artıyor. Ancak çözüm yalnızca akaryakıt fiyatlarını geçici olarak düşürmek değildir. Hükümetin üretimi, istihdamı, eğitimi ve hizmet sektörlerini birlikte canlandıracak, ayakları yere basan politikalar geliştirmesi gerekiyor. Çünkü bizim sektörümüzün toparlanması, hizmet verdiğimiz okulların ve işletmelerin güçlenmesine bağlıdır. Günübirlik çözümler ve pansuman tedbirler kalıcı sonuç vermez. Topyekûn ekonomi ayağa kalkmadan taşımacılık sektörünün tek başına nefes alması mümkün değildir” diye konuştu.





