Sürekli olarak coğrafyanın kader olduğundan, iklimin yaşamı yönetmesinden bahsediyoruz. Tarih boyu böyle oldu. İnsanoğlunun yeryüzünde varlığını, sosyal ve beşeri hayatını, kültürün temellerini ikliml...
Sürekli olarak coğrafyanın kader olduğundan, iklimin yaşamı yönetmesinden bahsediyoruz. Tarih boyu böyle oldu. İnsanoğlunun yeryüzünde varlığını, sosyal ve beşeri hayatını, kültürün temellerini iklimler belirledi. Coğrafyada, iklimde yaşanan değişkenler, insan yerleşkelerine, yaşam şeklinde, toplumlarına yön verdi. Savaşları tetikledi. Hatta savaşların takvimlerini belirledi.
Günümüzde hiç farkında olmadığımız şekilde, dünyamızda devam eden savaşların da nedeni iklimle gelen değişimler. Rusya, neden Ukrayna’ya girdi, NATO neden İsveç’i birliğin içine almakta ısrar etti, Rusya buna neden karşı çıkıyordu? Tümüyle siyasi gibi görünen gerekçelerin perde arkasında iklim değişikliği nedeniyle eriyen buzullar konusu çoğu kimsenin farkına varamadığı asıl mevzudur. Kuzey kutbu dediğimiz tümüyle buzullarla kaplı kıta uzun yıllardır hızla üzerindeki buzul kütlelerini kaybetmeye devam ediyor.
90’lı yıllarda ilk kez duyduğumuz sera gazlarının tetiklediği düşünülen ve buzulların erimesini hızlandıran küresel ısınma, şimdilerde iyiden hız almış durumda. Bir zamanlar beyaz buz sütunlarının kapladığı kıtada, buzdan gömlek kaybolmaya devam ettikçe toprak araziler açığa çıkmaya başladı. Yeryüzünde hiç kimsenin sahibi olmadığı, herhangi bir toplumun veya devletin vatanı sayılmayan bu araziler ilk başta bilim insanlarının ilgisi çekmişti. Çeşitli araştırma ekipleri, yüzey araştırmaları ve derin toprak altı analizlerinde, binlerce yıldır gün yüzü görmemiş bu coğrafyanın zengin dokusunu keşfettiler. Madenler ve yeraltı zenginlikleri bakımından eşsiz bir emtiya olanağı açığa çıkmıştı.
Şimdi bu yeni coğrafyanın paylaşılması gerekiyordu.
1492 de Kıta Amerikası’nın keşfiyle başlayan keşifler çağı yaklaşık 400 yıl sürmüştü. Bu tarihten evvel eski dünya kıtalarının sınırları hakkında da çok fazla detay bilinmiyordu. Ancak Kıta Amerikası’nın keşfi, dünyada o güne değin devam eden sosyal ve ekonomik politikaları ve alışkanlıkları tümüyle değiştirmişti. O güne kadar görülmemiş ölçekte zengin topraklara ve madenlere kavuşulmuştu. İspanyol ve Portekiz gemicilerin hemen ardından tüm diğer Avrupa’lı krallıklar, yeni kıtanın olanakları üzerine politikalar üretmiş, pastadan pay kapma savaşı başlamıştı. Ne tekim, Fransız, İngiliz devlet korsanları öncü birlikler olarak devreye girmeleri ve kıtada hakimiyeti ele almaları çok uzun sürmemişti.
Bu hakimiyet savaşları, bir diğer yandan, yeni yerler arama ve bulma arzusunu tetikler olmuştu. 1600’lerde Avustralya kıtası keşfedildi. Çok kısa zamanda İngiliz Kolonisi oldu. 1700’lerde Yeni Zelanda adası bulundu ise de burada hakimiyeti ele geçirmesi çok daha uzun sürecek, 1840 lara kadar Aborjin halkı saf dışı bırakılıp hakimiyet ele geçirilemeyecekti. Yeni Zelanda, Avustralya kıtasına göre çok daha zengin coğrafya özellikleri gösteriyor, kıta üzerinde birkaç farklı iklim yaşanıyordu.
1850 li yıllara gelindiğinde, Afrika Kıtası’nın tamamının bir bilmece olması özelliği kalmamış, kıta kuzeyden güneye parsellenmişti. Bu kıtada ekseri Fransız Kolonileri siyasi haritaları belirleyen faktör olmuştu. Bugün Halen Afrika Kıtası, açıkça söylenmese de, herkesçe bilindiği aşikar olarak, Avrupalı maden şirketlerinin kontrolündedir.
Dünya üzerinde ayak basılmış coğrafya kalmaya kadar, yaklaşık 400 yıl süren bu keşifler çağı bittiğinde insanoğlu ilk önce gözünü en yakında gördüğü gezegenlere dikmeye başlamıştı. Ne yazık ki, ay seferi macerası, resmi açıklamaların perde arkasında büyük bir hayal kırıklığı olarak kalmıştır.