31 Mart 2024 yerel seçimlerinin üzerinden neredeyse üç yıl geçti. Önümüzdeki yerel seçimlere ise iki yıldan az bir süre kaldı. Siyasette bu süre, göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Ancak geride kalan üç yıl, Türkiye'de alışılmış bir belediyecilik dönemi olmadı. Bir belediye başkanının en büyük hayali; görev süresi sonunda arkasında eserler, memnun insanlar ve örnek gösterilen projeler bırakmaktır. Oysa birçok belediye başkanı bu dönemi, "Acaba yarın sabah kapım çalınır mı?" endişesi ile ya da "Bu ay personel maaşını nasıl ödeyeceğim?" kaygısıyla geçirmek zorunda kaldı. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki mali gerilim, artan ekonomik maliyetler, gelir-gider dengesinin bozulması ve yaşanan hukuki süreçler, belediyelerin enerjisinin önemli bir bölümünü tüketti. Bu tabloyu görmezden gelmek gerçekçi olmaz

EKONOMİK YÜK

Özellikle CHP'li belediyeler için bu süreç; projelerin, yatırımların ve açılışların değil, soruşturmaların, operasyonların, gözaltı haberlerinin ve mali darboğazın gölgesinde geçti. Her sabah yeni bir operasyon haberi... Her ay artan ekonomik yük... Bir yanda "Acaba sıradaki biz miyiz?" endişesi, diğer yanda "Personel maaşını nasıl ödeyeceğiz?" kaygısı... Böyle bir atmosferde vizyon üretmek de, yatırım planlamak da kolay değildir. Bu gerçeği inkâr etmek de mümkün değildir. Ama siyasetin bir başka gerçeği daha vardır; seçmen, yaşanan zorlukları dinler; fakat sonunda yaşadığı şehre bakarak oy verir. Sandığa giderken kimse belediyenin mazeret dosyasını incelemez. Sokağına, parkına, ulaşımına, temizliğe, sosyal hizmetlere ve belediye başkanının kendisine dokunup dokunmadığına bakar. İşte tam da bu yüzden... Artık belediye başkanlarının önünde mazeret üretme değil, eser bırakma dönemi vardır.

Çünkü bugün yapılmayan her hizmet, yarın sandıkta sorulacak bir hesap olacaktır. Bugünden sonra akıllı davranan belediye başkanları, büyük bütçeli ama yıllarca sürecek projelerin peşinde koşmak yerine vatandaşın hayatını hemen kolaylaştıracak işlere ağırlık vermelidir. Temiz sokaklar... Bakımlı parklar... Asfaltı tamamlanmış yollar... Engellilerin rahatça yaşayabildiği kaldırımlar... Emeklinin nefes alabileceği sosyal tesisler... Gençlerin spor yapabileceği alanlar... Kadınların ve çocukların güvenle kullanacağı yaşam merkezleri... Çünkü vatandaş artık maket değil, hizmet görmek istiyor.

Bir başka eksiklik ise iletişimdir. Sadece belediye binasında oturarak belediye başkanlığı yapılmaz. Çarşıda olunacak... Pazarda olunacak... Mahallede olunacak... Eleştiri dinlenecek... Vatandaşın telefonu cevapsız kalmayacak.

Belediye başkanı makam odasında değil, sokakta görünür oldukça güven kazanacaktır. Bir gerçeğin daha altını çizmek gerekiyor. Yerel seçimler yalnızca belediye başkanlarının değil, partilerin de karnesidir. Başarılı bir belediye başkanı, partisinin oyunun üstüne oy kazandırır. Başarısız bir belediye başkanı ise sadece kendi koltuğunu değil, partisinin bulunduğu şehirdeki siyasi geleceğini de riske atar. Bu nedenle CHP yönetiminin de artık belediye başkanlarından yalnızca siyasi dayanışma değil, yüksek performans beklemesi gerekir.

PARTİ İÇİ TARTIŞMA

Çünkü vatandaşın gündemi parti içi tartışmalar değildir. Vatandaşın gündemi çöpün toplanmasıdır. Otobüsün zamanında gelmesidir. Kaldırımın yürünebilir olmasıdır. Çocuğunun güvenle oynayacağı bir park bulabilmesidir.

Siyasetin en büyük yanılgısı, gündemi sosyal medyanın belirlediğini sanmaktır.

Hayır... Gündemi hâlâ sokak belirliyor. Ve sokağın terazisi, sosyal medyadan çok daha adildir. Bugün belediye başkanlarının önünde son bir fırsat duruyor.

Görev süreleri bittiğinde ya... "Çok zor şartlar vardı." diye anılacaklar...

Ya da... "Onca baskıya ve ekonomik sıkıntıya rağmen şehrine hizmet etti" diye hatırlanacaklar. Aradaki farkı belirleyecek olan ise kalan iki yılda ortaya koyacakları iradedir. Çünkü tarih, bahaneleri dipnota yazar. Eser bırakanları ise manşete taşır. "Bugün artık belediye başkanlarının önünde iki seçenek var;

Ya operasyonların mağduru olarak hatırlanacaklar ya da tüm olumsuzluklara rağmen kentine değer katan liderler olarak anılacaklar. Siyaset, mazeretleri değil; sonuçları ödüllendirir."