Nihat AK - EGE TELGRAF/ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre işsizlik ikinci çeyrekte gerilese de tablo özellikle kadınlar ve gençler açısından ağır. Türkiye’de işsiz sayısı 2 milyon 799 bin, işsizlik oranı yüzde 7,9 olarak açıklandı. Erkeklerde yüzde 6,7 olan oran kadınlarda yüzde 10,3’e çıkıyor. Genç işsizliği yüzde 13,9 seviyesinde bulunurken, genç kadınlarda oran yüzde 19,3’e ulaşıyor.

TÜRK-İŞ Ege Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, Ege Telgraf’a özel yaptığı değerlendirmede resmi rakamlarla çalışma hayatının gerçekleri arasındaki makasın giderek açıldığına dikkat çekti. “Büyüme var” denilen ekonomide emekçi geçinemiyor, üretici zorlanıyor, sendikacı ise hak aramaktan çok işsiz üyeye iş arıyor. Çakmak’ın sözleri, Türkiye’de rakamlarla hayat arasındaki çarpıcı tezatı gözler önüne serdi.

TEMİZLİKÇİYE BİLE TORPİL

Artık asgari ücretle çalışacak vasıfsız bir temizlik elemanı için bile şirketlerin yönetim kurulu başkanlarından torpil aranır hale gelindiğini vurgulayan TÜRK-İŞ Ege Bölgesi Temsilcisi Hayrettin Çakmak, “Bugün bir insanı asgari ücretli bir işe, hatta temizlik işçiliğine yerleştirebilmek için bile şirketin yönetim kurulu başkanıyla, CEO’suyla, genel müdürüyle muhatap oluyor, adeta yalvarmak zorunda kalıyorsunuz. Bu, çalışma hayatının geldiği noktayı bütün çıplaklığıyla gösteriyor. İnsanlar artık iş değil, kapı; liyakat değil, güçlü bir referans arıyor. Öte yandan kayıt dışı, sigortasız ve insan onurunun çok altında şartlarda çalıştırılan sığınmacı ve göçmen emeği de çalışma hayatındaki dengeleri bozuyor. Mesleki yeterliliği bulunmadan, düşük ücretle ve güvencesiz biçimde çalıştırılan insanlar hem ağır bir sömürüye maruz kalıyor hem de ücretler ve çalışma koşulları üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Sorun sığınmacının kendisi değil, denetimsizliği, kayıt dışılığı ve ucuz emeği sistem haline getiren düzendir. Bir temizlik işçisi için CEO kapısında ricacı olunuyorsa, asgari ücretli bir iş bile torpile bağlanmışsa, artık yalnız işsizliği değil, çalışma hayatının nasıl kilitlendiğini konuşmamız gerekiyor” dedi.

Hayrettin Çakmak-21

‘RAKAMLARA GÜVENMİYORUM’

Kullandığı yöntemin sahadaki gerçek işsizliği yansıtmaması nedeniyle Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına güvenmediğini belirten Çakmak, “TÜİK’in hesabında işsiz olmak için yalnızca işsiz kalmak yetmiyor, iş aramaya da devam etmek gerekiyor. Son dört haftada aktif biçimde iş aramayan, umudunu kesen ya da çalışmaya hazır olduğu halde kapı kapı dolaşmayan kişi resmî işsiz sayısından çıkıyor. Böylece iş bulunamayınca değil, iş aramaktan vazgeçilince işsizlik istatistikte azalabiliyor. Son birkaç haftada iş aramayan birini işsiz saymamak, gerçeği daraltıyor. Hesap çalışma çağındaki nüfus üzerinden yapılmalı. SGK’lı çalışanlar, emekliler, öğrenciler ve sağlık nedeniyle çalışamayacak durumda olanlar toplamdan çıkarılmalı. Geriye kalan, son altı aydır düzenli bir işi bulunmayan herkes işsiz kabul edilmeli. Mevsimlik çalışanlar da işsiz kaldıkları dönemlerde hesaba katılmalı. Böylece açıklanan oran, vatandaşın yaşadığı tabloya daha yakın ve güvenilir olur. İstatistik, yöntemin değil hayatın gerçeğini ortaya koymalı” diye konuştu.

GERÇEĞİN YARISI DEĞİL

Gerçeklerin veri cambazlıklarıyla algıya hükmedilemeyeceğini belirten Başkan Çakmak, “Türkiye 86,1 milyon, çalışma çağında ise yaklaşık 59 milyon insan var. Kayıtlı çalışan 26,3 milyon, emekli 12,3 milyon; üstelik 2,15 milyon emekli hâlâ çalışıyor. İşgücü dışında 7,9 milyon çalışamaz durumda, 4,1 milyon eğitimde. Bu rakamları yan yana koyduğunuzda çalışma hayatının gerçeği yüzde 7,9’luk işsizlik oranına sığmıyor. Milyonlar ne kayıtlı çalışan ne de resmi işsiz hanesinde. O halde soruyoruz: Çalışabilecek çağdaki bu dev kitle nerede, geçimini nasıl sağlıyor, neden istatistiğin manşetinde görünmüyor? Bu tabloyu tek oranla açıklamak, gerçeğin yarısını görünmez kılmaktır artık” şeklinde konuştu.

Işsizlik (1)

CV’LERİN ÇIĞLIĞI

Son dönemde adeta cv yağmuruna tutulduklarını dile getiren Başkan Çakmak, “Biz sendikacıyız; görevimiz emekçinin hakkını, alın terini ve ekmeğini korumak. Ama son dönemde görev tanımımız adeta değişti. TÜİK işsizliğin düştüğünü söylüyor, biz ise her gün tersini yaşıyoruz. E-postamıza gelen CV’ler, WhatsApp’tan ulaşan mesajlar, ofisimize bırakılan dosyalar, yolda cebimize sıkıştırılan, arabamızın camından uzatılan özgeçmişler gerçeğin çığlığıdır. Bugün sendika olarak yalnız hak aramıyor, işsiz kalan üyelerimize iş arıyoruz. Rakamlar ne söylerse söylesin, sokağın gerçeği bize işsizliğin büyüdüğünü anlatıyor. Çünkü her CV’nin arkasında eve ekmek götürmeye çalışan bir insan, bekleyen aile var” ifadelerini kullandı.

ENGELLER KALDIRILMALI

Türkiye’de sendikal örgütlenmenin yeterince güçlü olmadığını, bunun bedelini doğrudan emekçi kesimin ödediğini belirten Başkan Çakmak, “Örgütsüz işçi, ücret pazarlığında da iş güvencesinde de mobbinge karşı mücadelede de daha yalnız kalıyor. İşten çıkarılma korkusu, birçok çalışanı hakkını aramaktan uzaklaştırıyor. Oysa sendika sadece toplu sözleşme yapan yapı değildir; işçinin arkasındaki güvencedir. Bugün örgütlü işyeri sayısını artırmadan, işçiye gerçek koruma sağlamadan çalışma hayatındaki adaletsizliği azaltamayız. Güçlü sendika, güçlü işçi demektir; güçlü işçi de daha adil bir çalışma düzeninin temelidir. Bu nedenle örgütlenmenin önündeki bütün engeller mutlaka kaldırılmalıdır” sözleriyle duruma açıklık getirdi.

Motorin 81 TL’yi geçti! Akaryakıtta yeni zam var mı? 19 Ağustos benzin, motorin ve LPG fiyatları
Motorin 81 TL’yi geçti! Akaryakıtta yeni zam var mı? 19 Ağustos benzin, motorin ve LPG fiyatları
İçeriği Görüntüle

Işsizlik (2)

BÜYÜME KİME YARIYOR?

Sürdürülebilir bir kalkınmanın formülünü yazan Başkan Çakmak, “Türkiye ekonomisinin büyüdüğü söyleniyor; rakamlar da belli ölçüde bunu gösteriyor. GSYH 2025’te yüzde 3,6 büyüdü, ihracat 273,4 milyar dolara ulaştı; 2026’nın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 2,5 daha büyüdü. Ancak yıllık enflasyon hala çarşıda pazarda yüzde 50. O halde asıl soru şudur: Bu büyüme kimin sofrasına yansıyor? Yatırımcı finansmana erişemiyorsa, üretici maliyet baskısından yakınıyorsa, emekçi geçinemiyor, emekli ay sonunu getiremiyorsa yalnızca toplam büyüklüklerle başarı hikâyesi yazamayız. Ekonominin gücü, milli gelirin büyüklüğünden önce refahın nasıl bölüşüldüğüyle ölçülür. Kazanç dar bir kesimde birikiyor, geniş toplum kesimleri yoksullaşıyorsa ortada sağlıklı büyüme değil, bölüşüm sorunu vardır. Türkiye’nin önceliği artık rakamları büyütmek kadar emeğin payını büyütmek, ücretliyi enflasyona ezdirmemek ve üretimi yeniden cazip hale getirmek olmalıdır. Çünkü sürdürülebilir kalkınma, çalışanı, emekliyi ve üreticiyi birlikte ayağa kaldırır” dedi.

Kaynak: EGE TELGRAF