in ,

‘İthal modele gerek yok. Çare öze dönmekte’

Gençlerin artık liseden itibaren yurt dışında eğitim imkânı aradığına vurgu yapan EGÖDER (Ege Öğretim Elemanları Derneği) Başkanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci, “Bugün gençlerimizin yurt dışına kaçış yaşı 14’e kadar düştü. Milli eğitim sisteminin sadece adında milli kaldı. Dışarıdan model ithal etmeye gerek yok, özümüze dönmek zorundayız” dedi

ithal-modele-gerek-yok-care-oze-donmekte

Ege Telgraf‘ın sorularını yanıtlayan EGÖDER (Ege Öğretim Elemanları Derneği) Başkanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci, eğitim sistemi, atanamayan öğretmenlerin yaşadıkları dram, giderek artan özel okul sayısı ve yurt dışı eğitim olanakları ve beyin göçü gibi kavramlar üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Gençlerin artık liseden itibaren yurt dışında eğitim imkanı aradığına vurgu yapan Değirmenci, “Bugün gençlerimizin yurt dışına kaçış yaşı 14’e kadar düştü. Milli eğitim sisteminin sadece adında milli kaldı. Dışarıdan model ithal etmeye gerek yok, özümüze dönmek zorundayız” dedi.

Ülkemizde özellikle son dönemde artan özel okul sayısı ne gibi yenilikler getirdi? Bugün kaç devlet üniversitesi, kaç özel üniversite var?
Eğitim bir ülke için geleceğe yapılan en büyük yatırımdır. Geleceğin kaliteli işgücünü, bilinçli yurttaşlarını eğitim ile yetiştiriyorsunuz. Eğitime yapılan hiçbir harcama, hiç bir yatırım fazla olamaz. Hatta ne kadar yatırım yaparsanız yapın bu az bile gelir. Son zamanlarda eğitim alanında yapılan yatırımlar yeterli değil. Bugün ülkemizde eğitimin özelleştirilmesi söz konusu. Tüm okullara bakacak olursak, bu oran yüzde 25’lere kadar ulaşmış duruda. Bugün Türkiye’de 206 kadar üniversite var, bunun 71 tanesi vakıf üniversitesi, yani devletin değil. Baktığınızda her üç üniversiteden bir tanesi özel. Bunlar farklı farklı fiyatlarda eğitim veriyor. Bunun anlamı ticarettir. Vakıf üniversitesi de olsa para kazanmanın yollarını arıyor. Ve şu anda özel üniversitelerin sayısının arttırılmasından yana bir politika uygulanıyor. İleride vakıf olmadan, bir sermaye sahibi, bir mekan ayarlayıp dershane kurar gibi üniversite kurabilecek.

‘NİCELİK VE NİTELİK’

Okullarda sayının çoğalması, çeşitliliğin artması eğitim açısından iyi mi?
Diyelim ki, İzmir’de 10 bin taksi var ve bu kentin ihtiyacına yetiyor. Ben işgücü yaratacağım diye bu sayıyı 30 bine çıkarttınız. Ne olur? Bir anda hem o 30 bin araç trafiği arttıracak, hem de 10 bin kişinin rahatça geçinebileceği bir iş kolundan 30 bin kişi faydalanacak. Dolayısı ile taksici esnafının ya da İzmirli’nin işi daha iyi olmayacak, gelir düşecek. Bu kez yollar taksiden geçilemez hale gelecek. Çok üniversite iyi bir şeydir tezi doğru ise Avrupa’daki ve dünyadaki gelişmiş ülkeler neden bunu yapmıyor? Bugün baktığınızda İngiltere, Almanya, İspanya, Portekiz, İtalya, Finlandiya gibi ülkelere baktığınızda üniversite sayıları bizimkinin yarısı kadar bile değil. Almanya’nın üniversite sayısı bizim iki buçuk katımızdan daha az. O zaman neden onlar bu kadar çok üniversite açmıyor? Aslında bizdeki üniversitelerin nasıl açıldığına bakmak lazım. Nicelik bir yana, niteliği ayrı tartışma konusu. Bizim de şehrimizde üniversite olsun deniliyor ve bir torba yasayla açılacak üniversite sayısı birden dörde çıkartılıyor. Örneğin Kars Kafkas Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı’na ait bir okulun bir bölümüne tabela asarak açıldı. Böyle bir sürü üniversite açıldı.

Peki bu üniversitelerde öğrenci var mı? Kayıt sayıları ne oranda?
Birçok yerde hiç öğrenci yok. Birçok program tercih edilmediği için öğrenci dahi bulamıyorlar. Hiç olmayacak yerlerde Su ürünleri fakültesi açılıyor. Bir zamanlar Ağrı’da bile su ürünleri fakültesi vardı. Açılmasın demiyoruz ama oradaki öğrenciler staja buraya geliyor. Uygun yerde uygun programlar elbette açılmalı. Fen fakülteleri ve eğitim fakülteleri en çok açılan yerler arasında. Tahmin ediyorum ki, şu anda 135 devlet üniversitesinin en az 100’ünde eğitim fakültesi vardır. Vakıf üniversiteleri neden eğitim fakültesi açmıyor? Çünkü, daha çok para getiren, iş garantili mesleki eğitim veriyorlar, prestijlerini düşünüyorlar. Hal böyle olunca, eğitim fakültelerinden mezun olanların sayısı da Türkiye’nin ihtiyacının kat kat fazlasına çıktı. Ve bu oran her yıl birike birike karşımıza atama bekleyen öğretmenler gerçeğini getirdi.

Atama bekleyen öğretmenler sayısı ne kadar oldu?
Bugün sayısı 600 bine yaklaşıyor. Düşünün öğretmen olmayı hayal ederek üniversiteye başlıyorsunuz, eğitim görüyorsunuz, staj yapıyorsunuz, karşınıza kadro sorunu çıkıyor. Atanamayıp yıllarca bekliyorsunuz. Yaşanan travma sonucu canına kıyan birçok arkadaşımız oldu. Sayı bu kadar fazla olunca, bu gençler bir şekilde ayakta durabilmek, geçimini sağlayabilmek adına denize düşen yılana sarılır misali ne iş olsa yaparım diyerek iş arıyor. Birçoğu da etüt merkezleri ya da dershanelerde asgari ücretin dahi altında güvencesiz şekilde, köle gibi, haftada 40 saatin üstünde derse girerek çalışıyor. Bugün ülkemizde 2 bin liranın altına çalışan binlerce arkadaşımız var. Buradan da şunu anlıyoruz ki, demek ki devletimiz bir planlama yapmamış, gereğinden fazla fakülte açılmış, devlet mezunlarına iş bulmakta yetersiz kalmış, eğitime ayrılan bütçede gerilerde kalmış. Üniversite sayımız Almanya’dan çok fazla ama öğrenci başına bütçeden ayrılan paylara baktığımızda OECD ülkelerinin yarısı bile değiliz. Biz eğitime gelişmiş ülkelerin çok altında bir pay ayırıyoruz. Bu bütçelerle, bu yatırımlarla onları yakalama şansımız çok az. PİSA değerlendirme sonuçları da bize bunu gösteriyor.

Bugünkü eğitim kalitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün 8 milyona yakın üniversite öğrencisi, 16 milyon civarında da üniversite öncesi eğitim gören öğrencimiz var. Topladığımızda 24-25 milyon civarı eğitim gören nüfus var. Ülkemizin üçte biri kadar. Birçok ülkenin toplam nüfusundan fazla öğrencimiz var. Dolayısı ile eğitime ayrılan bütçenin çok fazla olması gerekiyor. Ama bir türlü bu bütçeyi tutturamıyoruz ve az kalıyor. Öncelikle bizim nüfus politikamızda, planlamamızda sıkıntılar var. Genç nüfusumuz fazla ama üretime dayalı bir ekonomimiz yok, gelirimiz de az. 1 milyon civarında çalışan öğretmen var. Eğitim bütçesinin büyük bölümü personel giderlerine harcanıyor. Ama yatırıma ayrılan pay çok düşük. Eskiden bizim okuduğumuz kırsaldaki okullarda laboratuarlar vardı. Şimdi İzmir’de bile laboratuarı olan devlet okulu bulmak oldukça zor. İçlerine malzeme alacak parayı bulamıyoruz. Eğitimin kalitesi giderek düşüyor. Geçmişle kıyaslarsak okullu sayısı daha fazla ama eğitim kalitesi değil. Artık diplomaların bir kıymeti kalmadı. Yıllarca uygulanan sınav odaklı eğitim sistemi nedeniyle bugün öğrenciler neredeyse kendilerine şık verilmeden cevap veremez hale geldi. Ezberci sistem dediğimiz de bizzat bu. Televizyonlardaki yarışmaları açın bakın. Okul dört duvardan ibaret üstü kapalı bir yer değildir, okul her yerdir. Biz artık vatandaşlarımıza hayatı öğretmiyoruz. Gençleri test sınavlarıyla okullara hazırlıyoruz ama hayata hazırlamıyoruz. Piyasada adeta bir diplomalı işsizler ordusu var. Üniversite mezunları arasında işsizlik oranı yüzde 25 deniyor ancak bu rakam bugün neredeyse yüzde 33’e yaklaştı. Yani aslında her üç üniversite mezunundan biri işsiz.

Peki biz bu sarmaldan nasıl çıkacağız? Nasıl bir reçete uygulanmalı?
Ülkemiz birçok açıdan zengin sayılabilecek bir ülke. Eğer biz özümüze dönersek, üretime dönersek, eğitimin de kıymetini anlayabilirsek kurtuluruz. Ama bu öyle bugünden yarına olacak bir şey değil. Fakat bir yerden buna başlamak zorundayız, bu bir süreçtir, mutlaka başarı elde edilir. Eğitime gereken önemi verebilirsek ve üretim ekonomisini canlandırabilirsek kurtuluruz. Bizim özgün bir eğitim modelimiz vardı ama ne yazık ki onu yaşatamadık. Köy enstitüleri modeli geliştirilmeliydi. Bizim en büyük yanlışımız milli eğitim sistemimizi başta Amerika olmak üzere, eğitim ve müfredat programlarımızı yabancıların sorumluluğuna bırakmış olmamızdır. Bizim eğitim sistemimizde yıllarca yabancılar söz sahibi olmuşlardır. Bugün milli eğitim sistemimizin sadece adında milli kalmıştır. Modeli fazla uzakta aramaya gerek yoktur. Yani öyle bir yerlerden model falan ithal etmeye hiç gerek yoktur. Özümüze dönmeliyiz. Finlandiya‘ya ya da öyle uzaklara bakmaya gerek yok. Ulusal eğitim kavramını yeniden hayata geçirmeliyiz. Bugün gençlerimizin büyük bölümü yurt dışına göç etmenin hayalini kuruyor. Gençlerimiz artık okurken bile geleceğini yurt dışında planlıyor. Haberlerde hep söylenin bir şey vardır, uyuşturucu kullanma yaşı 14’e, 13’e düştü diye. Bugün gençlerin yurt dışına kaçış yaşı 14’e düşmüş durumda. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Çocuklar artık üniversite değil, lise çağından itibaren yurt dışına eğitim almaya gidiyor ve geri dönmeyi istemiyor. Gençlerin büyük bölümü artık eğitim bahanesi ile yurt dışına kaçıyor. Bugün yoğun bir beyin göçü yaşıyoruz.

Erman ŞENTÜRK / Özel Haber

pkkya-izmir-merkezli-operasyon-21-gozalti

PKK’ya İzmir merkezli operasyon: 21 gözaltı

kuzey-afrikanin-incisi-tunus

Kuzey Afrika’nın incisi Tunus