Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye’de ve dünyada ölümlere, ağır yaralanmalara ve kalıcı iş gücü kayıplarına yol açan iş kazaları çalışma hayatının en ağır sorunlarından biri. Oysa uzmanlara göre bu tablo kader değil; doğru denetim, eğitim ve önleyici sistemlerle büyük ölçüde değiştirilebilir. Ege Telgraf’a değerlendirmelerde bulunan TÜRK-İŞ Ege Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, insan kaynakları uzmanı Gül Dilber ile A sınıfı iş güvenliği uzmanı ve inşaat yüksek mühendisi Mutlu Burak Paksoy; bağımsız denetimden sendikal örgütlülüğe, mesleki yeterlilikten güvenlik kültürüne kadar birçok alandaki eksikliğe dikkat çekti.

Merkez Bankası faiz kararı: Ekim ayı Merkez Bankası faiz kararı ne zaman açıklanacak, faiz beklentisi yüzde kaç?
Merkez Bankası faiz kararı: Ekim ayı Merkez Bankası faiz kararı ne zaman açıklanacak, faiz beklentisi yüzde kaç?
İçeriği Görüntüle

EMEKÇİLER ÖDÜYOR

İş kazalarında en ağır bedeli emekçilerin ödediğine dikkati çeken TÜRK-İŞ Ege Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, “İş kazalarını yalnızca çalışan dikkatsizliğiyle açıklamak yanlıştır. Asıl sorun; yetersiz denetim, örgütsüz çalışma düzeni, yoğun üretim baskısı ve güvenlik kurallarının sahada uygulanmamasıdır. Özellikle sendikasız işyerlerinde çalışanlar, gördükleri riskleri dile getirirken işini kaybetme kaygısı yaşayabiliyor. Koruyucu ekipmanın bulunması da tek başına yeterli değil; ekipmanın işe uygunluğu, makinelerin güvenliği, çalışma alanının fiziki şartları ve işçinin o işi yapabilecek durumda olup olmadığı da denetlenmeli. İnşaat, motorlu kurye ve ağır işkollarında “Bana bir şey olmaz” anlayışı, yoğun tempo ve risklerin kanıksanması kazaları artırıyor. Denetimdeki gecikmeler de önlenebilir kazalara zemin hazırlıyor” dedi.

‘DENETİM ÖNCE GELMELİ’

İş kazalarının önlenmesi için kapsamlı ve bağımsız bir iş güvenliği sisteminin kurulması gerektiğini vurgulayan Başkan Çakmak, “İşçi sağlığı ve iş güvenliği denetim yapısı yeniden ele alınmalıdır. İş güvenliği uzmanlarının baskı altında kalmadan karar verebileceği bağımsız ve güvenceli bir model oluşturulmalıdır. Çalışanların tehlikeleri kimlikleri korunarak bildirebileceği etkin ihbar ve takip sistemi kurulmalı, denetimler risk ortaya çıktığında hızla devreye girmelidir. Şikayetlerin aylarca beklemesi önlenmelidir. İşyerlerinde yalnızca koruyucu ekipman değil; makine, tezgâh, üretim hattı ve çalışma ortamı da düzenli teknik denetimden geçirilmelidir. Eğitimler işe ve gerçek risklere göre sürekli güncellenmeli, sendikaların rolü güçlendirilmelidir. Ramak kala olaylar kayıt altına alınmalı, önlemler kazaya dönüşmeden alınmalıdır. Güvenlik, üretimin önünde engel değil, vazgeçilmez bir şart olarak kesinlikle görülmelidir” ifadelerini kullandı.

BİRİKEN İHMAL

İş kazalarının temelinde bireysel dikkatsizlikten ziyade çalışma sistemlerinin bütününe yayılan yapısal sorunlar bulunduğuna dikkati çeken insan kaynakları uzmanı Gül Dilber, “Yoğun iş temposu, uzun çalışma saatleri, yetersiz dinlenme, deneyimsiz personelin riskli işlerde görevlendirilmesi ve iş güvenliği kültürünün yeterince yerleşmemesi kazaları artırıyor. Özellikle inşaat, madencilik, metal, lojistik ve imalat sektörlerinde yüksekten düşme, makineye sıkışma, elektrik çarpması, patlama, göçük ve trafik kaynaklı olaylar öne çıkıyor. Türkiye’de kayıt dışı çalışma, taşeronlaşma, denetim eksikliği ve üretim baskısı riski büyütürken; dünyada da benzer biçimde maliyet baskısı, yetersiz eğitim, bakım eksikleri, teknolojik hatalar ve insan faktörü belirleyici oluyor. İş kazaları çoğu zaman tek bir hatadan değil, birbirini besleyen yönetim, organizasyon, ekipman ve çalışma koşullarındaki eksikliklerin birleşiminden doğuyor. Bu tablo, iş kazalarının tesadüfi olaylar olmaktan çok, işyerindeki risklerin zamanında fark edilmemesi ve kurumsal ihmallerin birikmesiyle ortaya çıktığını açıkça gösteriyor” dedi.

KAĞITTA KALMASIN

İş kazalarını önlemenin yolunun güvenliği bir prosedür gibi görmenin ötesinde kurum kültürünün temel unsuru haline getirmekten geçtiğini dile getiren Dilber, “Risk analizleri düzenli yapılmalı, çalışanlara uygulamalı eğitim verilmeli, kişisel koruyucu ekipman kullanımı tavizsiz denetlenmeli ve makinelerin periyodik bakımları aksatılmamalıdır. Yöneticiler üretim baskısını güvenliğin önüne koymamalı, çalışanlar tehlikeleri çekinmeden bildirebilmelidir. Denetim mekanizmaları sürekli işletilmeli, ramak kala olaylar mutlaka kayıt altına alınmalı ve her kaza, tekrarını önleyecek kurumsal bir ders olarak değerlendirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği yalnızca uzmanların değil, yönetimden sahadaki çalışana kadar herkesin ortak sorumluluğu olarak görülmelidir” ifadelerini kullandı.

EN BÜYÜK RİSK ŞANTİYELERDE

İş kazalarının sektörlere göre farklılık gösterdiğinin altını çizen A sınıfı iş güvenliği uzmanı ve inşaat yüksek mühendisi Mutlu Burak Paksoy, “Türkiye’de iş kazalarının en yoğun yaşandığı alanların başında inşaat sektörü ve şantiyeler geliyor. Ardından madenler, fabrika ve endüstriyel üretim alanları geliyor. Yaralanmalı, ölümlü ve uzun süreli iş kaybına yol açan kazalar özellikle bu üç alanda yoğunlaşıyor. Nedenlere baktığımızda, kazaların yaklaşık yüzde 88’i tehlikeli davranışlardan kaynaklanıyor. Dikkatsizlik, umursamazlık, teknik bilgi eksikliği ve yanlış çalışma alışkanlıkları burada öne çıkıyor. Yaklaşık yüzde 10’luk bölüm arızalı makineler, uygunsuz zeminler, hatalı iskeleler ve uygun olmayan ekipmanlardan doğuyor. Kalan yüzde 2 ise deprem ve afet gibi önlenmesi güç olaylarla ilişkilendiriliyor. 2012’de yürürlüğe giren 6331 sayılı Kanun önemliydi. Ancak uygulama eksikleri, güvenlik kültürünün yerleşmemesi, önlemlerin kağıt üzerinde kalması, uzmanların işverene ekonomik bağımlılığı ve sendikalaşmanın zayıflığı riskleri büyütüyor. Ekonomik kaygılarla güvenlik harcamalarının kısılması da bu riski daha da artırıyor. Bu tablo, insan davranışı kadar çalışma koşullarının da kazalarda belirleyici olduğunu açıkça ortaya koyuyor” dedi.

‘SAHADA HAYAT BULMALI’

İş kazalarının önlenmesine yönelik bir dizi önlem alınması gerektiğini belirten Paksoy, “İş kazalarını azaltmak için denetimin güçlendirilmesi, iş güvenliği uzmanlarının daha bağımsız çalışması ve çalışanların mesleki yeterliliklerinin artırılması gerekiyor. Özellikle özel sektörde sendikal örgütlülük önemli; çünkü sendikalı işyerlerinde kazalar daha az görülüyor. Bazı ülkelerde sendikaların ciddi tehlike ve acil durumlarda işi durdurmaya kadar uzanan yetkileri bulunuyor. Yapı işlerinde iş sağlığı ve güvenliği giderlerinin ihale maliyetlerine açıkça eklenmesi de şart. Gelişmiş ülkelerde toplam giderlerin yaklaşık yüzde 3 ila 5’i kazaların önlenmesine ayrılıyor. Firmaların ihalelerde yalnızca fiyatla değil, geçmiş iş kazası performanslarıyla da değerlendirilmesi öneriliyor. Kamu ve şirket içi denetimlerin artırılması, Mesleki Yeterlilik Kurumu üzerinden çalışan niteliklerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Mahalle arası şantiyelerde teknik elemanlardan oluşan yapı zabıtası benzeri birimler kurulabilir. Eğitimlerin tiyatro ve uygulamalı yöntemlerle verilmesi, ailelerin de sürece katılması güvenlik kültürünü kalıcılaştırabilir. Böylece güvenlik, mevzuattan çıkıp çalışma hayatının günlük pratiğine dönüşebilir ve önleyici sistem sahada güçlenebilir; riskler kazaya dönüşmeden daha etkin azaltılabilir” diye konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi