2025 yılının üçüncü çeyreğine yaklaştığımız bugünlerde, ekonomik gündemin en sıcak başlıklarından biri büyüme verisi. Büyüme verisine yönelik olarak yapılan anket ve araştırmalar piyasa beklentisinin, üçüncü çeyrekte yıllık büyümenin yüzde 4,2 seviyesine gerileyeceği yönünde olduğunu gösteriyor. Oysa yılın ikinci çeyreğinde büyüme yüzde 4,8 olarak açıklanmıştı. Dönemsel bazda ise büyümenin yüzde 0,6 seviyesinde kalacağı öngörülüyor. Bu veriler, ekonomide ivme kaybının artık daha görünür hâle geldiğini ve 2025’in ikinci yarısına ilişkin temkinli beklentilerin giderek güçlendiğini gösteriyor.

Ekonomide büyümenin yavaşlama eğilimine girmesinin en temel sebebi, iç ve dış talepteki soğuma ve yatırım iştahındaki gerileme. Sanayi sektörü ise bu tablonun en kırılgan halkası olmaya devam ediyor. Özellikle kur politikasına bağlı olarak Türk Lirası’nın reel anlamda değerli kalması, ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatırken, yüksek finansman maliyetleri ve sıkı para politikası üretim faaliyetlerini ciddi biçimde baskılıyor. Firmalar artık sadece talep daralmasından değil, aynı zamanda artan borçlanma maliyetleri nedeniyle de nakit akışındaki bozulma ile mücadele etmek zorunda kalıyor. Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından gerekli görülse de sanayi tarafında ciddi bir maliyet yükü yaratmış durumda. Banka kredilerinde uygulanan yüksek faiz oranları ve kısıtlama uygulamaları ticari kredilerin hem miktar hem maliyet açısından daralmasına yol açtı. Enerji ve işçilik fiyatlarındaki artış da üretim maliyetlerini yukarı çekerek, sanayi şirketlerinin kârlılıkları üzerinde baskı kurdu. Bu nedenle birçok işletme kapasite kullanım oranlarını aşağı çekmek zorunda kaldı; büyüme katkısı yaratan sektörlerde bile zayıflama eğilimi hissediliyor.

Bu sıkışık görünümün en somut göstergelerinden biri, artan işten çıkarmalar. Türkiye İstatistik Kurumu 2025 yılı Eylül ayı verilerine göre işsizlik oranı aynı düzeyde seyretse de istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 200 bin kişi azalarak 32 milyon 491 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puan azalarak yüzde 48,9 oldu. Bu oran 2024 yılı eylül ayında yüzde 49,6 olarak gerçekleşmişti. Sanayi ağırlıklı birçok bölgede firmalar, özellikle ihracat siparişlerindeki zayıflama ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle personel azaltımına gidiyor. İstihdam tarafında oluşan bu baskı, ekonomide kırılganlığın sadece makro verilerde değil, doğrudan hane halkı gelirinde de hissedilir hâle geldiğini ortaya koyuyor.

BÜYÜME BEKLENTİSİ

Piyasanın 2025 yılının tamamı için büyüme beklentisi yüzde 3 olurken, 2026 yılı için yüzde 3,9. Bu tahminler Türkiye ekonomisinin önümüzdeki yılda potansiyelinin altında, daha zayıf bir performans sergileyeceğine işaret ediyor. Yüksek faiz – düşük kur eksenine oturan mevcut politikalar iç talebi baskılarken, ihracatçıların fiyat tutturma kabiliyetini sınırlıyor. Dolayısıyla büyüme ağırlıklı olarak hizmet sektörünün katkısıyla devam etse de sanayideki durgunluk ekonominin geneline yayılmaya başlamış durumda. Mevcut tablo, ekonominin üretim kapasitesinin korunması için dengeli bir politika setine duyulan ihtiyacı net biçimde ortaya koyuyor. Kur politikasının daha rekabetçi seviyelere çekilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesi, ticari kredilerde daha öngörülebilir bir fiyatlama mekanizması oluşturulması ve enerji maliyetlerinin üretim odaklı sektörlerde desteklenmesi, büyüme görünümünde gerekli olan iyileşmeyi sağlayabilir. Aksi hâlde büyüme yavaşlaması, istihdam kaybı ve finansman sıkışıklığı şeklinde kendini gösteren bu tablo 2026’ya da taşınarak reel sektörde daha geniş çaplı bir daralmaya yol açabilir. Her ne kadar enflasyonla mücadele sürecinde büyümenin kontrollü bir patikaya çekilmesi hedeflense de ortaya çıkan tablo üretim ve sanayi dinamizminin neredeyse tamamen geri plana itildiğine işaret ediyor. Reel sektörün bu ölçüde zayıflaması; potansiyel büyüme hızının düşmesi, yatırım kapasitesinin erozyona uğraması ve orta vadede kalıcı refah kayıpları gibi çok daha derin makroekonomik sonuçlar doğurma riski taşıyor. Sonuç olarak, üçüncü çeyrek büyümesine ilişkin beklentiler her ne kadar pozitif görünse de büyümenin bileşenleri sağlıklı bir yapıya işaret etmiyor. Üretim tarafındaki zayıflama sürdükçe ekonomideki dengelenme süreci, potansiyel kayıpları da beraberinde getirme riskini barındırıyor. Türkiye’nin sürdürülebilir bir büyüme patikasına dönebilmesi için sanayi kesiminin güçlendirilmesine, yatırım ortamının desteklenmesine ve reel sektörün finansman maliyetlerinin daha yönetilebilir seviyelere çekilmesine ihtiyaç var.

Ekonomik veri takvimi

01 Aralık 2025, Pazartesi Japonya İmalat Sektörü PMI

01 Aralık 2025, Pazartesi Çin İmalat Sektörü PMI

01 Aralık 2025, Pazartesi Türkiye İmalat Sektörü PMI

01 Aralık 2025, Pazartesi Türkiye GSYH (Yıllık)

01 Aralık 2025, Pazartesi Almanya İmalat Sektörü PMI

01 Aralık 2025, Pazartesi Euro Bölgesi İmalat Sektörü PMI

01 Aralık 2025, Pazartesi ABD İmalat Sektörü PMI

02Aralık 2025, Salı Euro Bölgesi İşsizlik Oranı

03 Aralık 2025, Çarşamba Japonya Hizmet/Bileşik PMI

03 Aralık 2025, Çarşamba Çin Hizmet/Bileşik PMI

03 Aralık 2025, Çarşamba Türkiye TÜFE (Aylık-Yıllık)

03 Aralık 2025, Çarşamba Almanya Hizmet/Bileşik PMI

03 Aralık 2025, Çarşamba Euro Bölgesi Hizmet/Bileşik PMI

03 Aralık 2025, Çarşamba Euro Bölgesi ÜFE (Aylık-Yıllık)

03 Aralık 2025, Çarşamba ABD Sanayi Üretimi

03 Aralık 2025, Çarşamba ABD Hizmet/Bileşik PMI

04 Aralık 2025, Perşembe ABD Dış Ticaret Dengesi

05 Aralık 2025, Cuma Euro BölgesiGSYH (Dönemsel-Yıllık)

05 Aralık 2025, Cuma ABD Tarım Dışı İstihdam

05 Aralık 2025, Cuma ABD İşsizlik Oranı

Ekonomi ve finans sözlüğü

Potansiyel büyüme: Bir ekonominin mevcut üretim faktörlerini -sermaye stoku, işgücü arzı ve toplam faktör verimliliği -tam kapasiteye yakın bir düzeyde kullanarak, enflasyonist baskı yaratmadan sürdürebileceği uzun vadeli büyüme hızıdır. Potansiyel büyüme; verimlilik artışı, teknolojik ilerlemeler, işgücü niteliği ve yatırım dinamikleri gibi yapısal unsurlarla belirlenir.

Yatırım iştah: Firmaların yeni sabit sermaye yatırımı yapma yönündeki isteklilik ve kapasitesini ifade eder. Yatırım iştahı; faiz oranları, kur oynaklığı, finansmana erişim koşulları, talep görünümü ve makro belirsizlik düzeyi gibi hem finansal hem de reel göstergelerin etkileşimiyle şekillenir.