Yeni dünya düzeninde; ayaklar baş oldu, kafalar karışır oldu.

Dünün kırmızı bültenle aranan Suriye terörist lideri Ahmed Şara; siyah takım kıyafetleri giymiş, Amerikan Başkanı’nın yanında el sıkışıyor. Wikipedi’yi açın bakın “Suriyeli siyasetçi ve askeri komutan(!)” ve Suriye Cumhurbaşkanı olarak tanımlanıyor!

Yine bu haftanın başında Amerikan Başkanı; Venezüella Cumhurbaşkanı; Nikolas Maduro’yu terörist ilan ederek, başına bir de ödül koydu! Böylece Trump savaş ilan etme bahanesini de bulmuş oldu. Şaka değil! Dünya güçleri atını istedikleri gibi oynatsın halklar da uyusun.

Şimdilerde milliyetçi bir partinin genel başkanı da tutturdu terörist başı İmralı’ya, Abdullah Öcalan’a gideceğim diye! Meclis de oylanıyor. AKP, MHP ve Dem Parti oylarıyla gitmeye karar veriyorlar! Karşı çıkanlara barıştan yana değilsiniz diyorlar! Çözüm süreci diyorlar…

Millet millet olalı böyle manipülasyon görmedi! Hele fikrin ilk önce MHP lideri Devlet Bahçeli’den çıkması topluca beyinlerimizi yaktı!
Tamam hepimiz barıştan yanayız da İmralı’ya gidip ne yapacaklar anlamadık!

MEKTUP YAZIYOR

İmralı’ya gidince ne olacak. Adam mektup yazıyor, video ile mesajını veriyor zaten neyin kafası bu. Şehit ailelerin mağduriyeti ölen evlatlar ne olacak? Ne yani adamı İmralı’dan çıkarma peşindeler mi yoksa? Bence adam adada herkesten konforlu bir hayat yaşıyor. Kendisi de söyledi zaten! ‘Buradan çıkma niyetim yok’ dedi. Çıksa ortalık karışmayacak mı?!
Peki 50 bin kişinin şehit olduğu 50 bin ocağın evine ateş düştüğü şehit yakınlarına ne diyeceğiz? Düşündünüz mü? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti bir terörist başının ayağına gidip bu adamı bir otorite yerine koymayacak mı? Türkiye de her Kürt vatandaşını PKK’lıymış gibi lanse etmek etnik kökene hakaret sayılmayacak mı? Kapalı toplantılar ne için? Milleti ilgilendiren konularda niye bilgi verilmiyor, kimse bir şey bilmiyor. Kapıların arkasında ne hesaplar dönüyor? Milletin hassas uçlarıyla oynanıyor!
Türkiye’de hiçbir sorunumuz yokmuş gibi sanki geleceğimiz bu konuya bağlıymış gibi gündemimiz bir adada yaşayan teröristi ziyarete gidelim mi gitmeyelim mi’ den ibaretten oldu.Yoksa tüm derdiniz anayasayı, Türkiye’nin üniter yapısını mı değiştirmek!!!?

Neyse bir sabah kalktık ki İmralı’ya bir heyet sessiz sedasız gitmiş! Ne mi olmuş? Kimse bilmiyor!.. Onlar muratlarına erdi, bakalım biz çıkacak mıyız kerevetine!

Hafta başında eski CHP lideri Kılıçdaroğlu onca şeyden sonra, dile gelmeye başlıyor. Gazetecilere açıklama yapıyor!

‘Kılıçdaroğlu, CHP’nin yolsuzluk iddialarından arınması gerektiğini söyledi, “Hesap vermek her bir CHP’linin namus borcudur. Her siyasi parti ve her siyasi savrulabilir, geri durabilir, rüşvet ve yolsuzluk sarmalına bulaşabilir. Ve hatta ihanet zincirine de tutunabilir. Ama bakın, yine söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılamaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz. Derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi aziz milletimizi ahlaki uyanışa davet eden bir parti olmalıdır” dedi.

Ve İmralı için "CHP Ortadoğu'da tökezlememizi bekleyen, İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve devletin menfaatleri için sürecin içeresinde olmak zorundadır. Risk almalıdır, konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır. Milletimizin CHP'den beklentisi kardeşlik sürecinde öncü olması ve sürece istikamet çizmesidir. Tarihin doğru tarafında yer almak çoğu zaman cesaret ve kararlılık gerektirir."

Yine beynimiz yandı! Tüm CHP’lileri hayal kırıklığına uğratan Kılıçdaroğlu koltuk uğruna maskesini değiştirdi.
Yanan sadece beynimiz mi? Ya şehit aileleri? Yürekleri cayır cayır…
Merak ediyorum İmralı’ya gidenler arasında şehit yakını olanlar var mıdır?

Şahsen artık hiçbir ideolojiye hiçbir siyasetçiye inanmıyorum. Çünkü arkada karanlık bir elin her şeyi ve herkesi yönettiğini düşünüyorum. Ahmet Şara’ya giydirdikleri takım elbise misali takılan maskelerle işlerine geldiği gibi halkı yönettiklerine inanıyorum.

Bakın Falih Rıfkı Atay ne demiş:

“Ne çare ki vatanın kaderi vatanseverlerin değil, kendilerinden başkasını sevmeyen politikacıların elinde.” Ne yazık ki katılmamak elde değil bu söze…