Kokuları hiç unutmayız. Annemizin yaptığı böreğin kokusu yıllar geçse de bizi anında çocukluğumuza götürür. Hele de okuldan geldiğimizde evi saran mantının kokusu. O kokuyu nerede olsa tanırız ve hemen annemizin sıcacık gülümsemesi gözümüzün önüne geliverir. Neden?

Yanıtı Chicago Üniversitesi’nden Dr. Jayant Pinto veriyor: “Koku alma duyusu en eski duyulardan biridir. Sinir sistemi evrimleştikçe, duygu, haz, hafıza gibi diğer beyin fonksiyonlarıyla yakından bağlantısını korumuştur.”

Araştırmacı Anna Oleszkiewicz’in dediği gibi, çoğumuz telefonlarımızı koku duyumuzdan daha değerli buluyoruz. Ta ki kaybedene kadar. COVID-19 sonrası milyonlarca insan bu gerçeği acı bir şekilde deneyimledi: Koku alma duyumuzu kaybettiğimizde, sadece yasemini koklayamaz hale gelmedik,duygusal belleğimiz ve yaşam kalitemiz de olumsuz etkilendi...

Beynimiz dünyayı anlamak için üç kimyasal duyuya sahip: Tat, trigeminal ve koku. Bu üç sistem birlikte çalışır. Örneğin bir fincan kahve içtiğinizde: Kokusu burnunuza gelir, sıcaklığını trigeminal duyunuz algılar, acılığı dilinizdeki tat tomurcukları hisseder. Üçü birleşince “kahve tadı” deneyimi ortaya çıkar.
Ancak bu üç sistemden en az anlaşılanı, en çok hafife alınanı ve belki de en güçlüsü koku. Çünkü koku, diğer duyulardan çok farklı bir yoldan beyne ulaşır. Gözlerinizle gördüğünüz bir şey önce talamusa - beynin aktarma istasyonuna- gider, filtrelenir, sonra görme korteksine ulaşır. Duyduğunuz sesler de öyle.

TEPKİ MERKEZİ

Ama kokular... farklıdır.
Burnunuzdaki koku reseptörleri doğrudan koku soğanına bağlanır. Oradan da hiçbir filtre olmadan doğrudan limbik sisteme- beynin en eski, en derin katmanına - ulaşır. Koku özellikle iki kritik bölgeden geçer. Anıların saklandığı yer hipokampüs, duygusal tepkilerin merkezi amigdala. İşte bu yüzden bir koku sizi anında yıllar öncesine götürebilir ve annenizin yaptığı mantının kokusu gözlerinizi yaşartabilir. Peki, bu eski güçlü duyguyu niye kaybederiz? Birçok nedeni var: Enfeksiyonlar, yaş alma, burun ve sinüs sorunları, kafa travması, nörolojik hastalıklar, sigara, hava kirliliği, toksik kimyasallara maruz kalma. Tüm bu nedenlerle yaşanan koku kaybı sadece yemek zevkini azaltmaz; iştahsızlığa, yetersiz beslenmeye, gaz sızıntısı ya da dumanı fark edememeye, duygusal sorunlara ve hatta bilişsel güçlüklerin artmasına yol açabilir
Ama iyi haber şu: Bilim gösteriyor ki koku duyusu eğitebilir, beyin değişebilir, güçlenebilir.

Peki ne yapacağız?

1. Dört temel koku seçilir: Gül, limon, karanfil ve okaliptüs gibi en yaygın kullanılanlar. Her sabah ve akşam bu dört koku sırayla 10-20 saniye koklanır tanımlanmaya çalışılır. En az 12-24 hafta düzenli olarak yapılır.

2. Günlük koku farkındalığı: Sabah çayınızı ya da kahvenizi içmeden önce 30 saniye kokusunu alın. Yemek yerken önce kokuya dikkat edin. Doğada yürürken çiçek ve bitki kokularını fark edin. Sevdiklerinizin doğal kokularını hatırlayın.

Dr. Jayant Pinto’nun söylediği gibi, koku en eski duyularımızdan biri. Evrimsel olarak duygularımızla, hafızamızla, kimliğimizle derinden bağlantılı. Ve Anna Oleszkiewicz’in hatırlattığı gibi, çoğumuz bu değeri ancak kaybettiğimizde anlıyoruz.

Ama artık biliyoruz: Koku duyunuz eğitilebilir, beyniniz değiştirilebilir, hafızanız güçlendirilebilir.
Yazının bir kokusu var mı?