“Dünya, nedir onlardaki yansın / Demir mi, ateş mi, belki cehennem / Pervaneler işte, renkli camlara çarpa çarpa hayal kanatlarını, tükenen kadınlar” (Gülten Akın)
Çocuk tiyatromuzun ilk repliğini atan kadın: Neyyire
Türk tiyatrosu tarihindeki çocuk tiyatrosunun kraliçesi kim deseler; gerçek adı Münire Eyüp olan ama sahnede kullandığı takma ismiyle, Neyyire Neyir Hanım olarak daha çok bildiğimiz, Türk tiyatro ve sinemasının ilk kadın oyuncularından biri aklımıza gelmelidir. Çünkü bizdeki çocuk tiyatrosu, ilk olarak onun sesiyle başlamıştır yolculuğuna. Onun repliğiyle!
Ne yazık ki Neyyire Neyir, uzun bir ömür yaşayamamış, neredeyse Muhsin Ertuğrul’un eşi olmaktan başka bir hüneri yokmuş gibi, daha çok bu sıfatla hatırlanmaktadır bugün, çok acı!
Ne biliyorsak anlatmak istiyoruz; çünkü, tutkuyla bağlı olduğumuz tiyatro sanatına bizden önce emek verenlere karşı borcumuzu -az da olsa- ödemek istiyoruz.  Bu yazıları tam da bu yüzden yazıyoruz.
1932 yılının Eylül ayında, Rus Tiyatrosu’nun 100. kuruluş yıldönümü anısına, o dönem aramızın çok iyi olduğu Sovyetler Birliği, Türk tiyatro sanatçılarını da etkinliklere davet eder. Daha önceki yıllardan Muhsin Ertuğrul’u iyi tanıyan Rus meslektaşları, yükselmekte olan Türk tiyatrosunu dünya tiyatrosunun seviyesine getirmek için gece gündüz çalışan Türk tiyatro sanatçılarını unutmamıştır. Darülbedayi’ye yapılan bu davete, Türk tiyatrosunu temsil etmek üzere Neyyire Neyir Hanım seçilir. (Bkz: Milliyet Gazetesi, 1 Eylül 1932, Perşembe, Sene: 7, Gazete yayın no: 2356)
Artık Muhsin Hoca ile evli olan Neyyire Hanım, Sovyetler Birliği’ndeki tiyatro adına yapılan yenilikçi girişimleri yakından izler. O kendini çoğaltacak hiçbir şeyden geri durmazken, aynı günlerde, eşi Muhsin Ertuğrul için, “25. Sanat Yılı” başlığıyla bir saygı gecesi düzenlenir; 29 Mart 1934, Perşembe gecesi yapılan etkinlikte, 3 ayrı oyundan bölümler sahnelenir: Hamlet’in üçüncü perdesi, İbsen’in Per Günt (Peer Gynt) ve Cemal Reşit (Rey)’in Lüküs Hayat oyunlarından ise ikinci perdeler! 
“Dün gece Şehir Tiyatrosu, Ertuğrul Muhsin’in 25. Sanat Yılı’nı kutluladı. Evvela Refik Ahmet Bey (Sevengil), Muhsin’in kısa bir tercümei halini anlattı (…) Can kulağıyla dinlenen bu hitabeden sonra Sovyet Hariciye Komiser Muavini M. Karahan, M. Suriç, Meyerhold, Moskova Sanat Tiyatrosu’nun Müdürü Nemiroviç Dançenko, Ankara Halkevi (Müdürü) Ferik Hikmet Paşa, Ankara Valisi ve Belediye Reisi Nevzat (Tandoğan) Bey’den ve daha birçok yerden gelen tebrik telgrafları okundu. 
Perde açıldı: Muhsin Prens rolünde, Hamlet’in bir perdesini oynadı. (Kraliçe rolünde Neyyire Neyir Hanım vardır)… Hamlet’ten sonra Per Günt’ün ve Lüküs Hayat’ın birer perdesi oynandı. (İbsen’in oyununda Talât (Artemel) Per Günt’ü oynarken, Pera’nın dul annesi Oze’yi Neyyire Hanım canlandırır.) (Akşam Gazetesi, 30 Mart 1934, Cuma, Sene: 16, Gazete yayın no: 5555)
Çok değil; aynı yılın eylülünde, Moskova’da yapılan İkinci Uluslararası Tiyatro Festivali’ne, Sovyetler Birliği’nin davetlisi olarak katılan Muhsin Ertuğrul’un yanında yine Neyyire Neyir Hanım vardır. Hoca’nın ‘Tiyatro Bayramı’ demeyi tercih ettiği festival, 1-10 Eylül 1934 tarihlerinde gerçekleştirilir. Muhsin Ertuğrul, 15 Eylül 1934 günü kalbinde heyecan, aklında bin bir yeni proje ve fikirle döner Rusya’dan ve daha teri kurumadan, Moskova’da gördüklerine benzer bir anlayışla, ulusal çocuk tiyatrosunu Türkiye’de de gerçekleştirmek için çalışmaya başlar.
(*Muhsin Ertuğrul ve Neyyire Hanım’ın, Devlet Tiyatrosu’nun kuruluşundan 14 sene önce neden bir çocuk tiyatrosu kurmaya çalıştığını derin derin düşünmek için treni kaçırmış bir zaman diliminde gibiyiz çoğuna göre. Çünkü günümüz çocuk tiyatrosu neredeyse önemsenmeyen, özenilmeyen, estetikten uzak, ikincil bir para kazanma aracına dönüşmüş durumdadır, ne yazık! Oysakideneyim önderlerimizin hepsinin işaret ettiği yer, önceliğin çocuklara verilmiş olmasıdır. Onları yetişkinin küçük modeli olarak görmenin ne kadar yanlış olduğunu söylemektedirler öncülerin hepsi. Çocukların başka insanlar, hatta başka dünyalar olduğunu, her birinin başka algı, yöneliş ve eğlence anlayışına sahip olduğunu bir kez daha ve bir kez daha keşfetmek zorunda kalıyor olmamız çok dramatiktir.)
Muhsin Ertuğrul, ülkeye kanatlanıp uçarak döner sanki. Şehir Tiyatrosu’nda operet ve dram kısımlarına ek olarak bir de çocuk tiyatrosu şubesi açılmasının sözünü alır sanatsever İstanbul Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ’dan. Hem de döner dönmez, 1935’in Ocak ayında!
Bir ay geçmeden, bu sevinçli haberi tüm ülkeye duyurur Muhsin Ertuğrul. 15 Şubat 1935 tarihli, 57 numaralı Darülbedayi dergisinde, “Yirmi Senelik Bir Tiyatro” başlığıyla yazdığı açılış yazısında, bir yıl içinde Türkiye’de de bir çocuk tiyatrosunun kurulacağını muştular.
“Darülbedayi yirmi yaşına bastı, o zamanki çocuklar şimdi ihtiyarladı. Şimdi bu “Darülbedayi” Türklerin biricik tiyatro müessesesi halinde yaşıyor, ilerliyor, büyüyor… Dün bir tiyatroydu, bugün iki oldu… Önümüzdeki sene bir çocuk tiyatrosu şubesi daha yaparak üç olacak…”
Darülbedayi dergisinin sorumlu yazı işleri “bakanı” (sorumlusu) kimdir dersiniz?.. Münire Eyüp!
Ardından basın desteğini arkasına alarak bu girişimi ülke çapında örgütlemeye başlar Muhsin Hoca. Uzmanları bir araya getirmek için çabalar. Bütün karanlık engellemelere karşın, repertuvar konusunda yok denecek kadar kısır olan çocuk tiyatrosu metinlerini çoğaltmak için ödüllü bir çocuk oyunu yazma yarışması düzenler. Şehir Tiyatrosu’ndan güvendiği kişilere çocuk oyunu yazmaları için sipariş verir. İşte bu koşullarda, Mehmet Kemal Küçük’ün yazdığı ve Türk tiyatrosu tarihine ilk çocuk oyunu olarak geçen “İlk Tiyatro Dersi”, yazarının henüz 35 yaşında olmasına karşın, ölüm döşeğinde tamamladığı bir metin olarak hafızalara kazınır. 
30 Eylül 1935 tarihli Haber gazetesinde yayımlanan bir ilân, Türkiye çocuk tiyatrosunun nasıl başladığını göstermesi adına önemli bir belgedir. Gazete, sezonun açılışında oynanacak ilk oyunların listesini yayımlar:
1 Ekim 1935 Salı gününden başlamak üzere, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri Tepebaşı Şehir Tiyatrosu’nda, saat 20’de, Shakespeare’in “Ölçüye Ölçü” adlı oyunu oynanacaktır. 5 Ekim 1935 Cumartesi günü saat 15’te de -adı sanı yazılmamak kaydıyla-, sadece “Çocuk Tiyatrosu” ibaresiyle bir oyundan söz edilir ilân edilen programda. Aynı “Çocuk Tiyatrosu” 6 Ekim 1935 Pazar günü de sabah saat 10’da tekrarlanacaktır. 
Türk tiyatrosu tarihindeki ilk profesyonel çocuk oyunu, haftalık programda adı yazılmadan duyurulan  işte bu oyundur. 5 Ekim 1935 tarihinde, Tepebaşı Şehir Tiyatrosu’nda, saat 15’te seyirci önüne çıkan bu oyunun adını biliyoruz: Mehmet Kemal Küçük tarafından yazılan “İlk Tiyatro Dersi”dir bu oyun…
Ama yine de hüzünlü bir başlangıcı vardır çocuk tiyatromuzun. Neden mi? 
Kurun gazetesinin, 6371-311 numaralı, 5 Ekim 1935 tarihli sayısının dördüncü sayfasında ilk çocuk oyunumuzun tanıtımı da yayımlanmıştır. Bu tarihe dikkat çekmek isteriz; tiyatro tarihimizdeki ilk çocuk oyunumuzun oynandığı günün tarihidir bu! Ancak tanıtımda, gösterinin yapılacağı yer, gün, tarih, saat gibi künye bilgileri yer alırken, -çok şaşırtıcıdır ki- oyunun adı yazılmamıştır tanıtım levhasına! Oyun ismi yerine “Çocuk Tiyatrosu” ibaresi kullanılmıştır sadece… Bu ne ıssızlık, bu ne öksüzlük böyle, içimiz dışımız sapsarı, varsay ki hep sonbahardayız! 
Muhsin Ertuğrul; 1963 yılının Kasım ayında yayımlanan Türk Tiyatrosu dergisinin (no: 352) eki olarak basılan ve dergiyle birlikte okuyuculara dağıtılan ‘Beyoğlu-Fatih-Üsküdar Çocuk Bölümleri’ adlı broşürde, “Çocuk Tiyatromuz” başlıklı bir yazı yayımlar. O yazısında, -kısacık da olsa- tiyatro tarihimizin ilk çocuk oyununun, seyircilerle buluştuğu günden de söz eder. Hoca şöyle yazar:
“1934’de öğrenciyi ilkokul çağından itibaren tiyatroya alıştırmayı düşündüm ve ilk çocuk tiyatrosunu 1935 yılının 3 Ekim Cumartesi günü başlattım.(*Muhsin Ertuğrul’un 3 Ekim Cumartesi diye işaret ettiği tarih, eğer bir matbaa, bir baskı hatası değilse; Hoca ilk çocuk oyunumuzun seyirci önüne çıktığı tarihi yanlış hatırlıyor demektir. Büyük olasılıkla yanlış hatırlıyor olmalı; çünkü, 3 Ekim 1935 günü Cumartesi değil Perşembe gününe denk gelmektedir. HF) Bu temsile bütün büyük sanatçılarımız katılıyordu. Giriş parası almıyorduk; yalnız tiyatroya nasıl girileceği, nasıl oturulacağı, nasıl seyredileceğini ve tiyatronun ne olduğunu öğreten “Çocuk Tiyatrosu” adında bir dergi çıkarmıştık. Onun kuponuyla tiyatroya girilebiliyordu. İlk çocuk temsiline 15 kadar çocuk gelmişti; sahnede ve orkestrada 45 kişi vardı. Bugünün en büyük sanatçı ve şöhretli orkestra üyeleri bu temsile katılmıştı. Temsil bittikten sonra bu büyük sanatçılar bana karşı buruldular. 15 çocuğa oyun oynamak ağırlarına gitmişti. Bu temsilde Öğretmen (*Tiyatro Hocası) rolünü oynayan Neyyire Neyir hatıra defterine o gün için, “15 çocuk vardı… Bir rezalet!” diye yazmıştı.Ben bu adımın ilerleyeceğinden emindim; hiç ümit ve cesaretim kırılmadı.” 
Oyunun seyirciyle buluşmasından iki gün sonra, 7 Teşrinievvel (*Ekim) 1935 tarihli Akşam gazetesinde bir sütuna sıkıştırılmış, çok da dikkati çekmeyen, imzasız bir haber yayımlanır: “Çocuk Tiyatrosu - Ertuğrul Muhsin Bu Hayırlı İşi de Başardı” (Gazete yayın no: 6096, sayfa 5)
“İstanbul Şehir Tiyatrosu yıllarca özleyip beklediğimiz çocuk tiyatrosunun perdesini nihayet Cumartesi günü açtı (…) Türk tiyatrosunu ihya eden, bize konservatuvar kuran Muhittin Üstündağ, rejisörün yerinde ve hayırlı fikrini tasvip ederek İstanbul’a çocuk tiyatrosunu da kazandırdı.  
Cumartesi günü çocukları çok eğlendiren, güldüren, onlara tatlı tatlı ders veren oyun, Kemal Küçük’ün yazdığı ve sahneye koyduğu “Tiyatro Dersi” idi. Neyyire Neyir, gönlünde anne şefkati taşıyan, güler yüzlü, tatlı dilli, zeki bakışlı bir mürebbiye tavrı, edası ile çocuklara tiyatronun ne olduğunu anlattı, perdeyi açtırdı, aktörlerin nasıl makiyaj yaptıklarını, dekorların nasıl kurulduğunu gösterdi. Sonra oyuna başlandı.”
Neyyire Hanım yine oradadır; tiyatro yapılan her yerde! Onun sesiyle başlayan çocuk tiyatromuzun ilk repliğini yazacağız ama önce oyunla ilgili bilgi vermek isteriz.
Topu topu 17,5 sayfa olan ‘İlk Tiyatro Dersi’ adlı oyun, daktiloyla ve tek kopya yazılmıştır ve hiçbir zaman da kitap olarak basılmamıştır. Metnin tek kopya olan orijinali, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kütüphanesi’nde korunmaktadır. ‘İlk Tiyatro Dersi’ adlı oyun; 3 perde, 10 tablodan oluşur. Oyun adının hemen altında “Çocuk Piyesi” ibaresi vardır. Manşetin sağ altındaysa, M. Kemal ve H. Ferit isimlerini görürüz. Kimileri, alt alta yazılan bu iki isme bakarak, oyunun iki kişi tarafından yazıldığını sanabilir. Oysa ki oyunu M. Kemal yani Mehmet Kemal (Küçük) yazmış,  H. Ferit diye kısaltması yazılmış olan Hasan Ferit (Alnar) da oyunun müziklerini yapmıştır. (1906-1978) Bu bilginin onayı için; 29 Kasım 1974 tarihli Türk Tiyatrosu dergisinin 411. sayısının 20. sayfasında yayımlanmış olan “Çocuk Tiyatrosunun Kuruluşundan Bugüne Oynanan Oyunların Listesi”ne bakılabilir. 
Oyunun kapak sayfasının sol tarafında “Şahıslar” başlığı altında, birinci, ikinci ve üçüncü perdede sahneye çıkan rol kişilerinin isimleri alt alta sıralanmıştır; tam tamına 41 kişi! Orkestra bu sayının dışındadır üstelik! Kimler kimler yoktur ki: Bugün adları birer azim anıtı gibi karşımızda duran Emin Beliğ’den Ferih Egemen’e, Talât Artemel’den Bedia Muvahhit’e, Cahide Sonku’dan Sait Köknar’a kadar herkes oyundadır neredeyse. 
“Çocuk tiyatrosu bence yaşamın temel taşıdır. İnsan yavrusunun, ana sütünden sonra baş besinidir. Yaratma gücünün gürül gürül kaynağı, çocuğu gerçek yaşamın acı tatlı olaylarına hazırlayan deney alanıdır. Tiyatro, çocuk beyninde iyilikle kötülüğü, gerçekle yalanı, güzelle çirkini karşılaştırmak olanağını sağlayan aynadır. Çocuk için tiyatro, abecesi yazılmamış, hiç de basılmayacak olan bir başkitaptır. Tiyatro çocuk için tek bir sözcükle yaşamın ilk sayfasıdır.” (Muhsin Ertuğrul, “Çocuk Tiyatrosu Yaşamın İlk Sayfasıdır” başlıklı yazısından alıntı, Milliyet Sanat Dergisi, 11 Eylül 1978, Sayı: 288, s. 3)
Muhsin Ertuğrul’un Moskova tiyatro bayramında gördüğü çocuk tiyatrolarındaki gerek eğitsel, gerek pedagojik ve gerekse eğlenceli formları, ilk ulusal çocuk oyunumuza nasıl uyguladığını görmek için “oyun içinde oyun” tekniğiyle kaleme alınmış olan ‘İlk Tiyatro Dersi’ oyununun giriş bölümünü birlikte okuyalım istiyoruz. Çünkü okuyacaklarımız, Türkiye çocuk tiyatrosu tarihimizin ilk replikleridir:  
“TİYATRO HOCASI – (Perdenin önünde) Hoş geldiniz çocuklar. Şimdi tiyatrodasınız… Kendi tiyatronuzda… Ben de sizin tiyatro hocanız. Elinizdeki gazeteleri okudunuz. (*Oyuna giriş için kullanılan Çocuk Tiyatrosu adlı dergiden söz ediliyor-HF) Şartlarımızı öğrendiniz elbette. Şimdi bu, benim bulunduğum yere sahne derler. Oyun bunun içinde oynanacak. Oyunu görmeniz için kırmızı kadife perdenin açılması lâzım. Evet çocuklar, perde açılacak. Fakat bir şartla… Birinci, ikinci, üçüncü çandan sonra susacaksınız… Şimdi sayın bakalım (Çan vurur) Bir… İki… Üç… Susss… (Ön perde açılır)
 Sonra oyunun yazarını ve oyunun müziklerini yapan kişiyi tanıtır Neyyire Neyir:
TİYATRO HOCASI – Eee çocuklar, seyredeceğiniz oyunu kim yazıyor, nasıl yazıyor, neler düşünüyor gördünüz. Şimdi birisi daha var, bu muharririn yazdığını tamamlayacak. Onun adına bestekâr derler. O, düşündüklerini musiki ile anlatır. O, söz yerine sesleri kullanır. Onun yazısına nota derler. Demek ki bizim oyunun içinde muzika da var. Oyunumuz müzikal. Oyunumuzun bazı yerlerinde bu muzika çalınacak. Oyuncular oynayacak, türkü söyleyecek. Şu halde oyunumuz hem sözlü, hem müzikalı, hem danslı…  
Muharrirle bestekârın nasıl çalıştıklarını gördük. Bu iki adam oyunu hazırladıktan sonra çocuk tiyatrosunun oyuncuları işe başlar. Muharririn yazdıklarını ezberlerler, bestekârın hazırladığı şarkıları öğrenirler. Dansları da günlerce dans hocası uğraşır, hazırlar, bütün bunları da sıraya koyan bir elebaşı vardır. Adına “Rejisör” derler. Yani oyuncuların tiyatro hocası. Şimdi artık bu kadar ders yetişir çocuklar. Sabırsızlandığınızın farkındayım. Artık asıl oyun başlasın. Ha, ne dersiniz? E öyleyse perde açılsın. (İçeriye seslenerek) Hadi bakalım perdeci, çek ipi, aç perdeyi!”
Hikmet Feridun Bey’in 19 Ekim 1935 Cumartesi günü Akşam gazetesinde yayımlanmış  ve “Pazar sabahı saat onda, Şehir Tiyatrosu’nun gişesinin önünde küçük bir çocuk kalabalığı vardı” sözleriyle başlayan bir yazısından; onun da oyunu izlediğini anlarız. Okuyalım mı?
“Dakikalar geçiyor. ‘Anne ne zaman başlayacak?’ ‘Baba, kaç dakika kaldı?’ sorularıyla çocukların sabırsızlıkları yüzlerinden akıyor. Fakat dikkat ettim; ön sıra, sabah dokuz buçukta gelip yerini almış Alman mürebbiyeleri ve Alman çocuklarıyla dolu… İçlerinde hiç Türkçe bilmeyenler de var. Lâkin çocuk tiyatrosu diye gelmişler.
Nihayet perdenin önünde Bayan Neyyire Neyir belirdi. Çocuklara safa geldiniz dedi ve evvelâ onlara küçük bir tiyatro dersi verdi. Dekor neye derler? Sahne nasıl bir yerdir, sahnenin arkasında kimler nasıl çalışırlar? Hep bunları birer birer çocuklara gösterdi. Bu esnada sahnede Şehir Tiyatrosu’nun hakikî elektrikçileri bulunuyordu. Sonra sıra aktörlere geldi (…) Bundan sonra çocuklara muhtelif sahne hileleri gösterildi. Sahnede deniz nasıl dalgalandırılır, güneş nasıl doğar, fırtına nasıl çıkar… Nihayet piyes başladı. 
 Es, şöyle yazar Neyyire Hanım’ın çoğuna upuzun, sıkıcı ve gereksiz gelen giriş bölümünü anlatırken:
“Neyyire Neyir, küçük seyircilerle sahneden daima konuşuyor, onların fikirlerini alıyor. Bu şimdiye kadar bizde görülmemiş bir tiyatro tarzı!Aktörler küçük seyircilerle sahneden konuşuyorlar. Çocuklar istedikleri şeyi sahneye bağırabiliyorlar. Bütün tiyatroya çocuklar hâkim…”
Bir başladığımız yere bakıyorum, bir de şimdi çocuk tiyatrosu adına yapılanlara… İçimden ağlamak geliyor.

16 Eylül 2023