Bir nafaka tartışmasıdır ki gidiyor. Nafaka, bir kimsenin geçindirmekle, bakıp gözetmekle yükümlü bulunduğu kimseye ya da kimselere, mahkeme kararıyla verdiği aylık. Boşanmış kadınlar bu aylıkla, çoğu da çocuğunun aylığıyla geçinmeye çalışıyor, boşanmış erkekler "Daha ne kadar ödeyeceğim?" diye isyan ediyor. Herkes mutsuz.
Tartışmanın fitilini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş'ın geçen gün sarf ettiği, "Mağdur erkeklerin de yanındayız, süresiz nafaka kabul edilebilir değil." sözleri ateşledi. Kadın dernekleri, Bakan Göktaş' ın sözlerine tepki gösterdi. Kadınların, ödenmesine hükmedilen nafakayı bile almakta zorlandığına, yoksulluk içinde yaşadığına dikkati çekildi. Boşanma sürecinde öldürülen kadınların sayısı hatırlatıldı. Yerden göğe kadar haklılar.
Çünkü Bakan Göktaş, basına yansıyan açıklamasında, "Nafaka, evliliğin süresine göre düzenlenmeli" demiyor. Aksine, "Bazı insanlar 1990'lı yıllarda evlenmiş, süresiz nafaka ödemek gibi uygulama kabul edilebilir olamaz. Dolayısıyla bunu da ele almak ve buna da dikkat etmek lazım." diyor. Bahsettiği evlilik, ortalama 30 yıl. 30 yıllık bir evliliğin nafakasını ele almak... Sayın Bakan'ın açıklamaları en iyi niyetle değerlendirilirse eksik.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı bir ülkede, erkeği koruyan açıklama, mutlaka kadını da koruyan açıklamayla bir arada yapılmalı. Burada, mahkeme kararıyla almaya hak kazandığı nafakasını alamayan ya da binbir uğraşla alabilen kadınlara da yer verilmeliydi. Çocuğuyla geçim derdinde olan boşanmış annelere de yer verilmeliydi. Kaç boşanmış kadın, kendi ailesinin desteği olmadan ayakları üstünde durabiliyor, buna yer vermeliydi.
Kadınlar, geçimlerini eski eşlerinden aldıkları parayla sağlamaktan memnunlar mı, sorgulanmalıydı. Çok daha önemlisi, bir kadının boşandıktan sonra neden yoksulluğa düştüğü irdelenmeliydi.
Kadın 30 yıl evli kalacak, eşi "Sen çalışma çocuklara bak..." diyecek. Hem sigortalı işinden, kazancından, emekliliğinden, yapabileceği birikimden mahrum kalacak hem de 30 yılın ardından işe sıfırdan başlaması beklenecek. Peki, 30 yıl evli erkeğin süresiz nafaka ödemesi adil değil de bu adil mi?
Bir süredir dindar kesim tarafından, çeşitli mecralarda "nafakanın helal kazanç olmadığı" pompalanıyor. Biliyorsunuz , İslam hukukunda erkeğin evlenirken kadına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para, mal veya menfaat hediyesi mihr vardır. Bu da kadını zengin edemez; ancak evlenemeyeceği süre içindeki geçimini sağlar. Bunu yeterli görüyorlar. Bu konuşmalarda senaryo hep aynı, "Birkaç ay evli kalan erkek, neden ömür boyu eski eşini geçindirsin?" Bu senaryo tartışılabilir, evet. Ancak bu senaryo Türkiye şartlarını asla resmetmiyor. Bu probagandanın üzerine yapılan açıklama, nafaka konusundaki rahatsızlığın boyutunu açıkça gösteriyor. Ancak pusulamız adaletten şaşmamalı. Sorun nafaka aşamasından çok daha geride başlıyor. Aile Bakanlığı'nın en önemli görevi, kadınları yoksulluğa düşürmemek için gerekli tedbirleri almak olmalı.
Eğitim seferberliği, kadın istihdamı, kreş olanaklarının iyileştirilmesi... Bakanlıklar arasında nafakadan önce bunlar konuşulmalı. Adalet akademisinde bunların gerekliliğine yer verilmeli.
Erkeğin, kadının hayatı üzerine ipotek koyması önlenmeli. Eğitimli, meslek sahibi, devletin desteğini de arkasına alan hiçbir kadın zaten nafakaya ihtiyaç duymaz. Erkeğe de çocuğunun ya da çocuklarının giderlerini paylaşmak kalır.