Uyandınız. Henüz gözünüzü açmadan aklınıza bugün yapacaklarınız geliyor. Öyle iki-üç maddelik bir liste değil bu: Kahvaltı hazırlanacak. Açılması gereken telefonlar var. Randevu, alışveriş var...Belki de en zoru; gün boyunca herkesi idare etmek, mutlu olmalarını sağlamaya çalışmak, öfkelere set, sorulara cevap olmak... Offf...

Daha gözünüzü açmadan üstünüze yapışan yorgunluk için genelde fiziksel bir tanı arıyorsunuz. Doktora gidiyorsunuz, kan veriyorsunuz sonuçlar geliyor: "İyisiniz”.Ama iyi hissetmiyorsunuz.Çünkü yorgunluğun nedeni fiziksel değil, zihninizden gelen bir yorgunluk.

Bu yorgunluğun aslında üç kaynağı var.

Birincisi rol yorgunluğu. Ev, aile, torun, hasta yakını, borç, iş… Yaşam devam ederken siz aynı rolü oynuyorsunuz. Sosyal psikolog Christina Maslach'ın 1970'lerde iş yaşamı için tanımladığı "tükenmişlik” sendromu üç boyuttan oluşur: Duygusal tükenme, duyarsızlaşma, başarı duygusunun azalması...Bugün biliyoruz ki bu yalnızca iş yaşamına özgü değil. Yıllarca aynı rolü taşıyan herkeste ortaya çıkabilir. Bakım veren biri de tükenir, yıllardırevin yükünü taşıyan biri de.

İkincisi anlam yorgunluğu. Bir gün bir işi yaparken duruyorsunuz. "Bunu neden yapıyorum?" diye soruyorsunuz. Cevap bulamıyorsunuz. Yıllar önce o neden vardı, hatırlıyorsunuz. Ama şimdi yok. Psikanalist Erik Erikson’un 65+ yaş için tanımladığı gelişimsel görev tam buydu: Bütünlük ya da umutsuzluk.

HUZUR VAR

İnsan geçmişine bakar, ne yaptığını değerlendirir. "Değdi" diyorsa huzur var; "Boşunaydı" diyorsa umutsuzluk. Ama arada bir yer daha var, artık değmiyor. Bir zamanlar değerdi, şimdi değmiyor. Bu anlam yorgunluğudur.

Üçüncüsü kimlik yorgunluğu. Bu en derini. Yıllardır giydiğiniz rolün gerçekten siz olup olmadığını sorgulamak. Anne olarak, eş olarak, memur olarak, patron olarak yaşadınız ama "ben" olarak? Stanford'dan Laura Carstensen'in 30 yılı aşkın araştırmalarına göre; yaş aldıkça iç değerlerimiz değişiyor,anlam, yakın ilişki, duygusal tatmin öne çıkıyor, kariyer/başarı geriye gidiyor. Ama dış hayat hızla akıyor. Bu iki hızın arasında sıkışırsınız.

İşte üçüncü yaş yorgunluğunun sırrı burada: iç sesle dış yükümlülük iki farklı hızda koşar. İç ses "yeter", dış hayat "devam" der. Yorgunluk bu çatışmadan doğar.

Bu çatışma bizim kültürümüzde daha ağırdır. Çünkü kültürümüz fedakârlığı erdem sayar. "Yorgunum, kendime zaman istiyorum" cümlesini kurmak suçluluk üretir, bir yakınınızı geriye ittiğinizi düşünürsünüz.

Peki ne yapabiliriz?

Yorgunluğun katmanını tanıyın. Rol mü, anlam mı, kimlik mi? Belki üçü birden. Ama ne olduğunu bilmeden çözemezsiniz.

Küçük bir kapıyı açın. Bütün hayatı bir gecede değiştiremezsiniz. Ama bir sabah on beş dakika kendinize ayırabilirsiniz. Ne için ayırdığınızı bilmeden. Bir kitap alabilirsiniz, konusunu düşünmeden. Bir yürüyüşe çıkabilirsiniz, birine haber vermeden. Bu küçük anlar ikinci hayatın kapısını aralar.

Direnci karşılayın. "Yorgunum" dediğinizde etrafınızdakiler direnç gösterebilir. Çünkü sizin fedakârlığınıza alışkınlar. Bu direnç sizin hata yaptığınızı göstermez, sadece değişikliğin başladığını gösterir.

Suçluluğa yer vermeyin. Kendinize zaman ayırmak, başkalarını itmek demek değildir. Kendinize de bir yer açmaktır. Yıllardır fedakârlığınıza alışmış çevrenizin direnç göstermesi normal; bu direnç size değildir, değişikliğedir.

Ve bir gün, belki de bugün, değişikliğin başlayacağı gündür.