İlk kez karşılaşmışsınız. Adını bilmiyorsunuz. Nasıl biri olduğunu keşfetme fırsatınız bile olmamış. Arkadaşınız soruyor:
"Ne düşünüyorsun?"
Cevabınız hazır:
"Sevmedim." "Tedirgin oldum." "Bir şeyleri yanlış."
Ve ekliyorsunuz:
"Hiç yanılmam. İlk hissettiğim doğrudur."
Gerçekten hiç yanılmadınız mı? Ya yanıldıysanız... O milisaniyelik kararla kimin fırsatını, kimin dostluğunu, kimin hayatını etkilediniz? Merak ettiniz mi?
Vücudumuzda şu an milyarlarca hücre iş başında. Ve her biri tek bir sorunun yanıtını arar: "Bu benden mi, yoksa değil mi?” Eğer bağışıklık sistemimiziçin bedenimize giren yabancı hücreler tanıdık değilse milisaniyeler içinde, hiç düşünmeden, sorgulamadan onlarla mücadele başlar. Bağışıklık sistemi iki katmanlı çalışır. Birincisi doğal bağışıklık: Doğuştan gelen, hızlı, genel: "Bir şeyler yanlış" der. İkincisi kazanılmış bağışıklık, öğrenen, hatırlayan: Her tehdidi ayrı tanır, hafızaya kaydeder. İkisi arasında köprü kuran yapı ise tehdidi parçalayıp sisteme sunar: "Düşman bu" der. Bu köprü olmadan sistem öğrenemez, sadece tepki verir. Referans noktası sabittir. Biz de aynı soruları sormuyor muz? Yüz, ses, duruş, bakış beklediğimizle örtüşüyorsa severiz örtüşmüyorsa sevmeyiz. Bu süreçte bellek devreye girer: "Bunu daha önce yaşadım mı?" Tanıdıksa alarm azalır, yabancıysa artar. Geçmiş her zaman şimdiye karışır. Tek fark şu: biyolojik bağışıklık sistemimizin referansı sabittir. Sosyal bağışıklığımızın referansı ise öğrenilmiştir, yaşadıklarınızdan, gördüklerinizden, hissettiklerinizden oluşmuştur.
100 MİLİSANİYE
Ve bu fark her şeyi değiştirir.
Princeton Üniversitesi'nden psikolog Alexander Todorov'un çalışmaları yüzler hakkında 100 milisaniye gibi kısa bir sürede izlenim oluşturulabildiğini gösterdi. Zamanın artması ilk izlenimi değiştirmedi aksine o izlenime duyulan güveni artırdı.
Çünkü amigdala o yüzün gerçekten tehdit oluşturup oluşturmadığını değil, beynimizin tehdit şablonlarına ne kadar benzediğini değerlendirir. Ve sistem negatife yatkındır: Sevmedim duygusu sevdim duygusundan çok daha kolay tetiklenir.
Yani "ilk duygum doğrudur" derken aslında şunu söyleriz: Geçmişimde öğrendiğim şablonlara dayanan, negatife yatkın, bilinçsiz bir yargı doğrudur. Belki doğrudur. Belki de değil. Sosyal bağışıklık sistemimiz de tıpkı biyolojik kardeşi gibi bazen hata yapabilir. Nedir bu hatalar:
-Kendimizde kabul etmediğiniz bir özelliği karşımızdakinde görürüz. Öfke, kıskançlık, zayıflık... Onu bastırırız ama bastırdığımız şey kaybolmaz. Karşınızdaki insanda belirir. Onu sevmeyerek, aslında kendimizden kaçarız.
-Geçmişte bizi inciten birinin sesi, bakışı, duruşu belleğimize kazınmıştır. Yeni tanıştığımız kişi o ayrıntılardan birini taşıyordur. Sistem eski tehditle savaşırken yeniye saldırır. Karşımızdaki kişinin bununla hiçbir ilgisi yoktur.
-Yorgunken, stres altındayken beynimizin fren mekanizması çalışmaz. "Dur, bu gerçekten tehdit mi?" sorusu sorulmaz. Sistem sadece tepki verir.
Beynimiz bu üçünü birbirinden ayırt etmez. Hepsi aynı duyguyu üretir: "Sevmedim."
Biyolojik bağışıklık sistemimiz kendi referansını sorgulayamaz. Ama sosyal bağışıklık sistemimiz sorgulayabilir: "Bu duygu şu andan mı geliyor, yoksa geçmişimden mi?"
Eğer geçmişimizden geliyorsa karşımızdaki kişiyi değil, kendi tarihimizi görüyoruzdur. "İlk duygum doğrudur" demek yerine "İlk duygum bir veridir" demek ve her veri gibi onu da sorgulamamız gerekebilir. Belki de olası bir dostluk fırsatını kaçırmayız, kaçırılmasına izin vermeyiz. Ne dersiniz?