Siyaset, çoğu zaman görünen hamlelerin değil, görünmeyen hesapların oyunudur. Hele ki konu Cumhuriyet Halk Partisi olunca, son yıllarda yaşanan gelişmeler adeta uzun soluklu bir satranç müsabakasını andırıyor. Tahtanın bir yanında eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafında ise değişim sloganıyla koltuğa oturan Özgür Özel bulunuyor. Aralarında açık bir savaş yokmuş gibi görünse de, her hamle karşı tarafa verilen bir mesaj niteliği taşıyor.
Ancak asıl soru şurada başlıyor:
Bugün CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar ve soruşturmalar konuşulurken, siyasi sorumluluk yalnızca belediye başkanlarının omuzlarına mı yüklenmelidir?
Bir belediye başkanı kendi başına mı ortaya çıkar?
Yoksa onu adaylaştıran, destekleyen, referans olan, kampanyasını yöneten ve seçildikten sonra da denetleyen siyasi yapıların da sorgulanması gerekir mi?
Hukuk açısından cevap nettir.
Suç bireyseldir.
Bir kişinin işlediği iddia edilen suçtan dolayı bütün bir parti suçlanamaz.
Ancak siyaset, mahkeme salonlarından farklıdır.
Siyasette sadece ceza sorumluluğu değil, siyasi sorumluluk da vardır.
Bir satranç tahtasında piyonlar kaybedildiğinde, kimse sadece piyonu suçlamaz. Oyuncunun yaptığı hamleler de sorgulanır.
Bugün CHP içerisinde yaşanan tartışmanın temelinde de tam olarak bu yatıyor.
Bir tarafta "belediye başkanları kendi sorumluluklarını taşır" diyenler var.
Diğer tarafta ise "bu isimleri kim aday yaptı?" sorusunu soranlar.
Aslında bu soru yeni değil.
Yıllardır her seçimden sonra başarıda genel merkezin payı öne çıkarılırken, başarısızlıklarda faturanın sadece yerel yöneticilere kesilmesi Türk siyasetinin alışkanlıklarından biri oldu.
Şimdi aynı tablo CHP içerisinde daha sert biçimde yaşanıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun uzun yıllar boyunca kurduğu kadrolar, oluşturduğu örgüt yapısı ve aday tercihleri bugün yeniden masaya yatırılıyor.
Özgür Özel ise bir yandan değişim söylemini sürdürmeye çalışırken, diğer yandan geçmiş dönemin mirasını taşımanın zorluklarıyla karşı karşıya bulunuyor.
Satranç tahtasında Kılıçdaroğlu, yılların deneyimiyle oynayan bir büyük usta gibi davranıyor.
Sessiz.
Sabırlı.
Bekleyen.
Bir hamle yapmak için acele etmeyen.
Özgür Özel ise daha hızlı oynamak zorunda kalan bir oyuncu görünümünde.
Zaman baskısı altında.
Her hamlesi kamuoyunun gözü önünde.
Her taşı oynadığında binlerce yorum yapılıyor.
Kılıçdaroğlu'nun sessizliği bile bir hamle olarak okunuyor.
Özgür Özel'in konuşmaları ise savunma veya saldırı olarak değerlendiriliyor.
İki lider arasındaki mücadele aslında şahlar arasında değil.
Asıl savaş kaleler, filler ve atlar üzerinde yaşanıyor.
İl başkanları…
Belediye başkanları…
Milletvekilleri…
Kurultay delegeleri…
Her biri satranç tahtasındaki taşlar gibi yer değiştiriyor.
Bir il başkanı görevden alınıyor.
Başka biri atanıyor.
Bir belediye başkanı destekleniyor.
Bir başkası yalnız bırakılıyor.
Ve bütün bunlar yaşanırken CHP seçmeni şaşkın gözlerle tahtaya bakıyor.
Çünkü seçmen için önemli olan şahların kavgası değil, oyunun kazanılmasıdır.
Bugün yaşanan operasyonlar da işte bu nedenle yalnızca hukuki bir mesele olarak görülemez.
Ortada aynı zamanda ciddi bir siyasi sorgulama vardır.
Eğer bir belediye başkanı hakkında iddialar varsa, elbette yargı kararını verecektir.
Ancak siyaset kurumu da şu sorulara cevap vermek zorundadır:
Bu isimler nasıl aday oldu?
Kimlerin referansıyla öne çıktı?
Parti içi denetim mekanizmaları neden işlemedi?
Başarı sahiplenilirken, başarısızlık neden sadece bireylere yükleniyor?
Belki de asıl sorun tam burada başlıyor.
Çünkü Türk siyasetinde başarı kolektif, başarısızlık ise bireysel kabul ediliyor.
Oysa gerçek hayat satranç gibidir.
Bir piyon yanlış yerdeyse, onu oraya süren oyuncunun da sorumluluğu vardır.
Bir fil korunmuyorsa, stratejide eksiklik vardır.
Ve şah sürekli tehdit altındaysa, sorun yalnızca rakibin gücü değildir.
Kendi savunma düzeninizde de açıklar var demektir.
Bugün Özgür Özel'in önündeki en büyük sınav da budur.
Bir taraftan değişim vaatlerini yerine getirmek…
Diğer taraftan Kılıçdaroğlu döneminden kalan mirası yönetmek…
Ve bütün bunları yaparken parti içindeki görünmez satranç maçını kazanmak.
Kemal Kılıçdaroğlu açısından ise oyun henüz bitmiş görünmüyor.
Tecrübeli oyuncular bazen en güçlü hamlelerini sessizlikle yaparlar.
Özgür Özel ise zamana karşı oynuyor.
Çünkü siyasette bazen rakibiniz değil, saat sizi mat eder.
Ve unutulmamalıdır ki satrançta şah mat, tek bir hamleyle gelmez.
Yanlışların birikimi sonunda ortaya çıkar.
Belki de CHP'nin bugün ihtiyacı olan şey yeni taşlar değil, yeni bir oyun anlayışıdır.
Çünkü aynı taşlarla sürekli farklı sonuç beklemek, satrançta da siyasette de mümkün değildir.
Tahta aynı kalabilir.
Taşlar aynı olabilir.
Ama strateji değişmediği sürece sonuç da değişmez.
Ve siyaset tarihinde bazen en büyük yenilgiler, rakibin yaptığı hamlelerden değil, kendi içindeki savaşlardan doğar