Siyasette bazı kavramlar vardır ki sadece bir dönemi değil, yılları hatta nesilleri anlatır. Son günlerde CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışmaları, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında oluşan gerilim ve parti içinde yükselen karşılıklı açıklamalar bana Türk siyasetinin en önemli kırılma noktalarından birini hatırlattı. O da İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasında yaşanan ve CHP’nin kaderini değiştiren tarihi hesaplaşma…
Bu değerlendirmeyi yaparken aklıma yıllardır siyasette kullanılan bir ifade geliyor: Yani sözün, mesajın ve hedefin doğrudan belli olduğu, kimsenin üzerine alınmakta zorlanmadığı siyasi tavır. Bugün CHP’de yaşanan gelişmelere baktığımızda da durum tam olarak budur. Her açıklama, her mesaj ve her çıkış belirli bir adrese teslim edilmektedir. Bir tarafta kurultayla göreve gelen Özgür Özel yönetimi, diğer tarafta partinin son on üç yılına damga vurmuş Kemal Kılıçdaroğlu bulunmaktadır.
Aslında tartışmanın görünen yüzü hukuki süreçlerdir. Ancak perde arkasında çok daha büyük bir hesaplaşma yaşanmaktadır. O hesaplaşma da CHP’nin geleceğinin kim tarafından şekillendirileceği sorusudur. Tıpkı 1971 ve 1972 yıllarında olduğu gibi... 12 Mart Muhtırası sonrasında CHP içerisinde başlayan tartışmalar ilk bakışta hükümete bakan verilip verilmemesi meselesi gibi görünüyordu. Ancak olayın özü bundan çok daha derindi.
İsmet İnönü devlet geleneğini temsil ediyordu. Kurtuluş Savaşı'nın komutanı, Cumhuriyet'in ikinci Cumhurbaşkanı ve CHP’nin değişmez lideriydi. Parti üzerindeki ağırlığı tartışılmazdı. Bülent Ecevit ise gençliği, dinamizmi ve değişim talebini temsil ediyordu. İnönü’nün başlattığı “ortanın solu” hareketini daha ileriye taşımak istiyor, CHP’yi halkla daha güçlü bağ kuran bir siyasi yapıya dönüştürmeye çalışıyordu. Muhtıradan sonra kurulacak hükümete CHP’nin destek verip vermeyeceği konusu iki lideri karşı karşıya getirdi.
Ecevit, askeri müdahaleye karşı net tavır aldı. Ona göre demokrasi dışı yöntemlerle şekillenen bir sürece CHP ortak olmamalıydı. İnönü ise devlet krizlerinin uzlaşmayla çözülebileceğini düşünüyordu. İşte kırılma noktası burada başladı. Ancak herkes biliyordu ki tartışma sadece hükümete bakan verilip verilmemesi değildi. Asıl mesele CHP’nin geleceğiydi. Partiyi geçmişin tecrübesi mi yönetecekti, yoksa geleceğin değişim iddiası mı?
Bugün CHP’de yaşanan tabloya baktığımızda benzer bir sorunun yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu uzun yıllar boyunca CHP’nin liderliğini yaptı. Partiyi yüzde 20’li oy oranlarından alıp farklı toplumsal kesimlerle temas kuran bir noktaya taşıdı. Altılı Masa süreci, yerel seçim başarıları ve farklı siyasi açılımlar onun döneminin önemli başlıkları arasında yer aldı. Ancak 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesi sonrasında parti içerisinde değişim talepleri yükselmeye başladı. Özgür Özel’in genel başkan seçilmesi işte bu talebin sonucu olarak ortaya çıktı. Kurultay delegeleri tercihini değişimden yana kullandı. Tıpkı 1972 yılında delegelerin Ecevit’in yanında saf tutması gibi...
İşte bu nedenle CHP’de bugün yaşanan gelişmeler sadece hukuki bir tartışma olarak okunamaz. Mutlak butlan kararı etrafında dönen tartışmaların özünde siyasi meşruiyet mücadelesi bulunmaktadır. Kılıçdaroğlu cephesi geçmiş dönemin emeğini ve siyasi birikimini temsil ederken, Özgür Özel cephesi kurultayın ortaya koyduğu iradeyi savunmaktadır. Bu durum doğal olarak parti içerisinde farklı beklentileri ve farklı güç odaklarını harekete geçirmektedir.
Siyasette değişim hiçbir zaman kolay olmamıştır. Türkiye’de bunun onlarca örneği vardır. Ancak CHP’nin tarihinde en çarpıcı örneklerden biri hiç kuşkusuz İnönü-Ecevit mücadelesidir.
Bugün CHP’de yaşanan süreçte de benzer duyguların yaşandığını görmek mümkündür. Elbette şartlar farklıdır. Türkiye farklıdır. Siyasi dengeler farklıdır. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır. Siyasi partilerde en sert mücadeleler çoğu zaman rakipler arasında değil, aynı davaya inandığını söyleyenler arasında yaşanır.
İnönü-Ecevit mücadelesinin sonunda kazanan değişim olmuştu. Bugün yaşanan sürecin nasıl sonuçlanacağını ise zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir şey var: CHP bir kez daha tarihinin en önemli dönemeçlerinden birinden geçiyor. Ve bu kez de herkesin gözü aynı sorunun cevabında: Partinin rotasını geçmiş mi belirleyecek, yoksa geleceğe yürümek isteyenler mi?