Ziya Paşa, edebiyat kitaplarında yazıldığı gibi Tanzimat edebiyatçılarının en başında gelen bir ediptir. Ama Adanalılar için bundan daha fazlası… Şair bir valiye sahip olmak az şey değil herhalde

Başlıktaki sorunun cevabını peşinen verdik. Ancak Ziya Paşa ile ilgili hazırlanan özel bir kitap bu soruyu neden sormamız gerektiğini bize söylüyor. Ahmet Karataş ve Mehmet Uluğtürkan’ın birlikte hazırladığı “Bir Osmanlı Valisinin Adana Yılları-Ziya Paşa” adlı kitap Çukurova Kalkınma Ajansı desteğiyle Kalkınma Ajansları Kültür Yayınları’ndan çıktı. Osmanlı Devleti’nin kritik bir döneminde Adana’da iki yıl valilik yapan Ziya Paşa, Türk siyaset ve kültür tarihinin önemli isimlerinden biri. Mezarı Adana’da adını taşıyan parkta bulunuyor. Edebiyat kitaplarının hafızalara kazıdığı bu ismin Adana’da valilik yapmış olması ve mezarının orada olması bir yanıyla kendini hep Adanalı saymış biri olarak daima üzerine konuşmak istediğim bir husus olmuştur. Elimizdeki bu kitap Ziya Paşa’yı konuşma fırsatını bize veriyor.

Karataş-Uluğtürkan’ın hazırladığı eserin sunuş yazısı ve önsözü çalışmanın hedefini ortaya koyuyor: “Bir şehrin kimliği yalnız büyük tarihî hadiselerle şekillenmez. O topraklarda iz bırakmış insanlar ve zamana direnen mekânlar da bu kimliğin ayrılmaz parçalarıdır. Kültür, geçmişin birikimini geleceğe taşıyan en kıymetli miras, kalkınma ise bu mirasın bilinçle işlenip hayatın her alanında değere dönüşmesidir.”

GÖREVLE DEĞİL YÜKLE TANIMAK

Bu satırlar kenti tanıtmanın ve anlamanın genelde atlanan bir yolunu hatırlatıyor. Yerinde bir hatırlatma. Önsözde yazılanlar ise Ziya Paşa’nın kişiliğine onun içinde yer aldığı dönemin ruhunu ortaya koymak adına bir girizgâhtır:

“Bu kitap, geçmişte kalmış bir zamanı anlatmanın ötesinde geçmişin, bugünü nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Bir imparatorluğun yorgunluğunu, bir şehrin nabzını ve bir valinin vicdan muhasebesini okumaya davetlisiniz. Sayfalar arasında dolaşırken yalnızca bir şair ve devlet adamı olan Ziya Paşa’yı değil; onun aklını, ahlâk anlayışını, tereddütlerini, öfkesini, merhametini ve yalnızlığını da göreceksiniz. Çünkü bazı insanlar, görevleriyle değil, aldıkları yükle tanınırlar. (…)

Eğer siz de bir devletin nasıl ayakta tutulduğunu, bir yöneticinin hangi noktada emirle vicdan arasında kaldığını, bir şehrin kendi kaderini kendi elleriyle ne kadar değiştirebileceğini merak ediyorsanız o hâlde bu kitap sizi bekliyor.”

Kitapta bizlerin neler beklediğine bakacak olursak… Bir kere çalışmanın bir roman akışında olduğunun altını çizmem gerek. Ziya Paşa’nın Adana’ya gelişinden vefatına kadar geçen süre dönemin bir panoramasını görüyoruz. Ancak, bir sanat tarihçisi ya da belgesel film yönetmeni 1878’in Adana’sını okumak ve anlamak isterse bu kitaba bakmalı. Adana’yı dünyaya bağlayan geçitlerden köprülere varana kadar bir coğrafyanın kimliği Ziya Paşa ve olaylarla birlikte yoluna devam ediyor.

Örneğin “Ziya Paşa Cuma Namazında” bölümü çok dikkat çekici. Valinin ilk cuma namazını tespit etmek bir yana yazarlar bir foto-muhabiri misali atmosferi ve kenti aktarıyor:

“Ziya Paşa’nın Adana’daki ilk cuma günü, yakıcı bir haziran sıcağına denk geldi. Hükümet Konağı’nın yanındaki konutunda abdest aldıktan sonra yürüyerek Ulu Cami’ye geçecekti. Yol boyunca sokaklar sağlı sollu Adanalılarla doluydu. Normalde Abdurrezzak Antaki’nin yaptırdığı Yeni Cami’de, Yağ Cami’de ya da Mestanzade Camii’nde namaz kılanlar, bu şehrin yeni valisini görmek için Ulu Cami’yi tercih etmişti. O yüzden neredeyse Adana’nın tüm erkekleri buradaydı.” (s.37)

Paragraftan dönemin toplumsal yapısına dair ipuçları okuduğumuz gibi kentin mimari yapısıyla ilgili olarak bilgi sahibi oluruz.

Kitapta Ziya Paşa’nın Adana Valiliği döneminde kentte yaşayan edebi şahsiyetlere de özel bir yer verilmiş. Şair Hakkı (Yeğenzade Mehmet Hakkı), Şair Hacı Nuri, Hoca Talipzade Mustafa ve Adanalı Ziya gibi isimler hakkında bilgi verilmiş. Tabii bu isimlerin Ziya Paşa ile karşılaşmaları ve ilişkileri de.

MEHMET NAZIM PAŞA GELİYOR!

Her ne kadar ayrı bir başlıkta değerlendirilmiş olsa da Nazım Hikmet’in dedesi Mehmet Nazım Paşa’nın Adana’ya gelişi de kitabın en ilginç bölümlerinden. Ziya Paşa’nın Adana’ya vali olarak gelişi üzerinden altı ay geçmiştir. Kentin caddelerine ve merkezine yaptığı mimari müdahalelerle Adana’da ticaret hayatı kısmen canlanmıştır. Diğer yandan Paşa’nın düşmanları da epeyce artmıştır. Bugünlerde bir dostuna mektup yazacaktır. Devamını kitaptan okuyalım: “Bugünlerde Ziya Paşa, eski dostu Mehmet Nazım Paşa’ya bir mektup yazdı. Ondan Adana Vilayeti’ne mektupçu olarak tayinini talep etti. Çok geçmeden 7 Kasım 1878’de Mehmet Nazım Paşa, Adana Vilayet mektupçusu yani yazı işleri müdürü olarak şehre geldi. (…) Yaptığı soruşturmalar sonucunda defterdar başta olmak üzere mühürdar, muhasebe mümeyyizi, vergi müdürü ve eşraftan bazı kişilerin birlikte hareket ettiklerini öğrendi. Vergiler yüzünden bunalan halkın bir de rüşvet çarkının altında ezildiğini gören Nazım Paşa, durumu Ziya Paşa ile paylaştı. Ziya Paşa, çoktandır sezdiği bu bozulmanın şimdi belgeleriyle önüne serilmesi üzerine izlenimlerinde yanılmadığını anladı ve o günden sonra hem maiyetine hem de tüm vilayet teşkilatına karşı daha da sertleşti.” (s. 62)

ZİYA PAŞA VE KÖPRÜLER

Kitap bize gösteriyor ki Ziya Paşa kentin her alanıyla ilgilidir. Köprüleri ihmal etmez. Bugün de Adana’nın kent kimliğinin parçası olan Taşköprü’yü Nazım Paşa’yı yetkilendirerek onarımını yaptırır. Yine o dönemde Suriye ve Irak’a uzanan geçişin kritik noktası olan, hac kafilelerinin kullandığı Misis Köprüsü de harap haldedir. Ziya Paşa, konuya el atar ve köprüyü yıkılmaktan kurtarır.

Ziya Paşa’nın eğitim dahil farklı alanlarda da kente katkısı bugün de görülebilecek bir durumdadır. Sel başta olmak üzere felaketler karşısında da kenti nasıl toparladığı kitapta bölümler halinde anlatılır. Bununla birlikte “Ziya Paşa’yı Şikâyet Edenler Kumpanyası” başlıklı bölümde kentte çıkar gruplarında yarattığı rahatsızlık da dikkat çekicidir. Kitapta en yüksek makama yazılan iki şikayet mektubuna da yer verilmiş.

Ziya Paşa ile ilgili tartışmalar Adana’da farklı zamanlarda daima yapılmıştır. Karataş ve Uluğtürkan 1948’de Demokrat Adana gazetesine yansıyan tartışmalara yer veriyor. Tartışmanın kaynağının ayrıntısına yer vermeyeceğim. Ancak, Ziya Paşa’nın “rüşvet karşılığında servet edindiği” iddialarına verilen yazılardır bunlar. Ziya Paşa’nın yanında yer alan Monşer Süleyman’ın oğlu Memduh Çelik’in kaleme aldığı yazılar basın tarihi açısından da ilginç bir örnek oluşturuyor.

TERCİ-İ BEND ADANA’DA MI YAZILDI?

İlgi çekici olan bir başka not da Ziya Paşa’nın ünlü “Terci-i Bend”ini Adana’da yazdığına dair bölüm. Süleyman Nazif’in “Avrupa’dan dönüşünden sonra, yani en ıstırap çektiği dönemde yazılmıştır” değerlendirmesini yaptığı Terci-i Bend ile ilgili bu tartışmaya edebiyat dünyasının katılacağını düşünüyorum.

Karataş ve Uluğtürkan’ın bu çalışmasının Adana kent kimliğinde önemli bir araştırma olarak yerini alacağını söylemek mümkün. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devredilen devlet geleneğinde bireyin rolünü görmek açısından da önemli bir kitap okuyoruz. Bu açıdan baktığımızda Ziya Paşa bir validen çok daha fazlasını ifade ediyor.

17 Mayıs 1880’de hayatını kaybeden Ziya Paşa, tarihe adını yazdırdı. Ancak, Adana’ya adını daha güçlü bir mühürle yazdırdı. Bugün Adana’nın tarihi alanında adını taşıyan parkta kabri duruyor. Adanalılar kente gelen bir yabancıya “Parkın içindeki mezarda kim yatıyor biliyor musunuz?” diye sorduklarında şehirlerinde Ziya Paşa’nın valilik yapmış olmasından övünseler haklarıdır sanırım.