Şiddet denilince Yalnız Türkiye de mi, Dünya ülkelerinde yaşanıyor ama Türkiye de Evde, Trafik’te, Tv Dizilerinde, Akran şiddetleri, şiddet görülmedik yer kalmadı…

Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler verilerine göre kadınların yaklaşık yüzde 30’u hayatlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Bu şiddetin büyük bölümü ise eş, eski eş veya partner tarafından uygulanıyor…

Bazı yaralar gözle görülmez.

Bazı korkular duyulmaz.

Ve bazı şiddet türleri, insanın ruhunu sessizce tüketir!

Bugün dünyada en yaygın şiddet türü, sanıldığı gibi sadece fiziksel şiddet değildir. Araştırmalar gösteriyor ki en yaygın şiddet türü; çoğu zaman görünmeyen psikolojik ve duygusal şiddettir…

Türkiye’de araştırmaların tablosu oldukça dikkat çekicidir:

•Psikolojik / duygusal şiddet → yaklaşık yüzde 28

•Ekonomik şiddet → yaklaşık yüzde 18

•Fiziksel şiddet → yaklaşık yüzde 12

•Israrlı takip → yaklaşık yüzde 10

•Dijital şiddet → yaklaşık yüzde 8

•Cinsel şiddet → yaklaşık yüzde 5

Görüyoruz ki artık şiddet sadece yumruk değildir.

Bazen bir mesajdır. Bazen sürekli kontrol edilmedir. Bazen aşağılamadır. Bazen de ekranlardan taşan görünmeyen bir baskıdır.

Ne yazık ki modern çağda ekranlar, şiddetin yeni taşıyıcılarından biri haline gelmiştir…

Bugün çocuklarımız:

•Şiddet içeriklerine,

•Hakaret diline,

•Dijital zorbalığa,

•Kontrolsüz oyunlara,

•Sosyal medya baskısına,

•Sürekli öfke üreten içeriklere, çok erken yaşta maruz kalıyor…

Şiddet artık sadece evde görülmüyor; ekranlardan da öğreniliyor.

“Ekranda normalleşen öfke, zamanla evin içine taşınıyor.”

Bir çocuk sürekli bağırma, tehdit, hakaret ve şiddet görüntüleriyle büyürse; zamanla bunu olağan görmeye başlayabilir. İşte tam da bu noktada “çocuğun üstün yararı” ilkesi hayati önem taşıyor…

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları yaklaşımının temelini oluşturan bu ilke, çocuğun yalnızca korunmasını değil; sağlıklı gelişimini, psikolojik güvenliğini ve bilinçli birey olarak güçlendirilmesini esas alır. Yani mesele sadece yasak koymak değildir. Çocuğu korurken aynı zamanda güçlendirebilmektir. “Çocuk sadece korunacak biri değil, geleceği taşıyan bir emanettir.” Ev içinde şiddetin olduğu bir ortamda büyüyen çocuk ile ekranlarda sürekli şiddet gören çocuk arasında güçlü bir psikolojik bağ oluşur.

Sürekli korku, baskı ve öfkeye maruz kalan çocuklarda:

•Kaygı bozukluğu,

•Güven problemi,

•İletişim kopukluğu,

•Şiddeti normalleştirme eğilimi,

•Öfke kontrol sorunları daha sık görülebilmektedir.

Bu nedenle hazırlanacak Ev İçi Şiddeti Önleme Yasası yalnızca fiziksel şiddeti değil;

*psikolojik şiddeti,

•ekonomik baskıyı,

•dijital şiddeti,

•çocukların ekran kaynaklı risklerini,

•siber zorbalığı,

•aile içi psikolojik güvenliği de dikkate almak zorundadır.

Çünkü güçlü aile sadece aynı evde yaşayan insanlar değildir.

Güçlü aile; birbirine güvenen, birbirini koruyan ve çocuklarını korkuyla değil sevgiyle büyüten yapıdır…

Amacımız sadece yasa yapmak değildir. Amacımız;

•Kadınların korku içinde yaşamadığı,

•Çocukların travma içinde büyümediği,

•Huzurun, sevginin ve saygının hakim olduğu aile ortamını güçlendirmektir.

Çünkü huzurlu aile, güçlü toplumun temelidir. Devletin görevi artık sadece fiziksel güvenliği sağlamak değildir. Devlet aynı zamanda toplumun ruh sağlığını, çocukların dijital güvenliğini ve aile yapısını korumak zorundadır…

“Bir toplum çocuklarını sadece sokaktan değil, ekranlardan da koruyabildiği zaman gerçekten güçlü olur.” Bugün ekranlarda normalleşen şiddet, yarın evlerin içine taşınabiliyor. Evlerde büyüyen korku ise yarının toplumsal krizine dönüşebilir. “Şiddetin olduğu yerde sevgi değil, korku büyür. Korkunun büyüdüğü yerde ise gelecek kaybolur…”