Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Cumhurbaşkanlığı adayı Ekrem İmamoğlu için Türkiye genelinde kurulan binlerce seçim merkezi arasında, İzmir’in Menderes ilçesindeki  “Bir Zamanlar” adlı kafeye konulmuş sandıklar, ülkenin siyasi tarihine dair derin bir tefekküre kapı araladı.

Sabahın erken saatlerinde başlayan oy verme işlemiyle 81 ilde ve 973 ilçedeki her sandıkta demokrasinin farklı renkleri oluştu. Ama bu kafede yaşananlarla ayrı bir anlam kazandı. Kamu kurumlarında sandık kurulmasına izin verilmemesi nedeniyle seçilen bu mekân, kendine özgü atmosferiyle dikkati çekti. Giriş kapısındaki "Bir filmde görmüştüm; İnsanlar birbirini gerçekten seviyordu" yazısı, geçmişin özlemini ve toplumsal barışın arzusunu dile getiriyordu. Diğer kapısındaki rahmetli Kemal Sunal ve Adile Naşit’in heykelcikleri ise bir dönemin sıcak ve samimi havasını yansıtarak, oy kullanmaya gelenleri karşılayan dost canlısı bir ortam yaratıyordu. Türk bayrağıyla süslenmiş kafe, açılışından bu yana hiç olmadığı kadar kalabalık ve farklı bir kitleyi ağırlıyordu.

Bu nostaljik atmosferde oy kullanmaya gelen yaşlı bir adamın görüntüsü, Türkiye'nin siyasi hafızasında derin izler bırakan olayları hatırlattı. Yorgun adımları ve kambur duruşu, geçmişin ağır yükünü taşıdığının bir işaretiydi. Ancak gözlerindeki kararlılık, umudun sönmediğini gösteriyordu.

YAŞLI ADAM

Yürümekte güçlük çeken, güngörmüş bu yaşlı adam, “Bir Zamanlar” kafenin merdivenlerini büyük bir kararlılıkla çıktı. Gençlerin şaşkın bakışları altında, hiçbir yardım almadan bu zorlu çıkışı gerçekleştirmesi, hayatın getirdiği zorluklara rağmen umudun ve kararlılığın sembolü gibiydi. Bu yaşlı adam, Ekrem İmamoğlu'na oy vermek için oradaydı. Ancak onun varlığı, sadece bir oy verme eylemini değil, Türkiye'nin siyasi geçmişini ve geleceğine dair derin bir düşünceyi de temsil ediyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun o görkemli o şaşalı örtüsünün altında filizlenen ilk siyasi örgütler, meşrutiyet hayalleriyle büyürken, özgürlüğün umut dolu sesi yankılanmaya başlamıştı. 1945 yılına kadar tartışmalar ve umutlar, birbirini izleyen siyasi mücadelenin iç içe geçmiş yaprakları gibi, zamanla yeşermiş ve yok olup gitmişti. Her seferinde yükselmenin verimi, her yeni girişim bir düşle parlayan bir hayaldi; Türkiye’deki siyasi partiler, geçmiş yüzyılların renkli tarihine ve umut dolu geleceğine ayna tutuyordu, Türk insanın ruhun derinliklerinden yükselen çığlıkları haykırmaktaydı. Bu tarih, fikirlerin ve idealistlerin kanatlarında, bugün bile özgürlük arayışımızın en güzel kanıtları niteliğinde. Cumhuriyetimizin ilk yüz yılı tüm zorluklara rağmen geride kalırken, sahip olduğumuz derin tecrübenin bizi daha aydınlık bir geleceğe ve yeni yüzyıllara taşıyacağına inandığımız bir süreçte. Siyasetin daha keskinleşen daha sertleşen yüzüyle karşılaşarak adeta buz kestik. Bir zamanlar Türk siyasetine damgasını vuran fötr şapkalı merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 6 defa gitti 7 kere geldi. Şimdiki gibi bir geldim pir geldim bir defa gidersem ikinci kez gelemem korkusu yaşanmazdı. 

BARIŞ HAREKÂTI 

Bir zamanlar barış harekâtı denildiğinde Kıbrıs Barış Harekâtı'nın mimarları olan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı ve son nefesine kadar Kıbrıs davası için mücadele eden Alparslan Türkeş akıllara gelirdi. Şimdiki gibi barış denildiğinde Türk askerini şehit eden, bebek katilleriyle müzakere anlaşılmazdı. Bir zamanlar biz Türkler’in kurduğu 17 büyük devleti hatırlıyoruz. Ama yine kardeş kavgaları sebebiyle yıkılan 16 büyük Türk devletini hatırlamak istemiyoruz. Lakin Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen eylemlerde yaşanan manzaralar bizlere bir zamanlar yaşananlar nedeniyle yıkılan devletlerimizi hatırlatmalı. Bir zamanlar yaşananların, bu gün yaşananların, gelecek zamanlarda yaşanacaklara ders niteliğine olması gerektiğini akılımızdan çıkarmamalıyız. Türkiye'de yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde; demokrasiden, adil yargıdan, insan haklarından taviz vermeden, kişisel hakları çiğnemeden, vatandaşların kendilerini aydınlık bir geleceğe taşıyacak adayı ve ekibini belirlemesine gölge düşürmeden ilerlemek gerekir. “Bir Zamanlar” kafesindeki yaşlı adamın kararlılığı, bu umudun güçlü bir ifadesi; geleceğe dair bir teminat niteliğinde. Türkiye'nin tarihi, tekrar eden hatalardan değil, geçmişten alınan derslerle şekillenen bir gelecekle yazılmalıdır. Bu süreçte iddialar, karalamalar değil, milleti her alanda refaha kavuşturacak projeler yarışmalıdır. 
Bir zamanların, bu zamanların siyasetinden gelecek zamanın Türkiye Cumhuriyeti'nin gücü kudreti doğacaktır; dünden gelen rüzgârda, siyasetin fırtınalı denizinde yol alan gemi, bugünün dalgalarında sınanırken, yarınların Türkiye'sinin gücü ve kudreti, bu tecrübelerden doğacaktır. Bugün ve geçmişin izleri, geleceğin haritasını çizecektir.