İlayda ŞAHİN-EGETELGRAF/ Dünya son yılların en sıcak yazlarından birini yaşıyor. Haziran ayının son günlerinden itibaren kıtanın büyük bölümünü etkisi altına alan aşırı sıcaklar günlük yaşamı sekteye uğrattı, sağlık sistemlerini zorladı ve can kayıplarını da beraberinde getirdi. Fransa'dan İspanya'ya, Belçika'dan Hollanda'ya kadar birçok ülkede sıcaklığa bağlı vefat edenlerin sayısı binleri bulurken, "Omega blokajı", "ejderha sıcakları" ve iklim krizinin etkileri yeniden dünya gündemine oturdu. Avrupa'nın birçok ülkesinde sıcak hava nedeniyle acil durum planları devreye alınırken, gözler Türkiye’ye çevrildi. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi, iklim bilim uzmanı Prof. Dr. Doğan Yaşar, Avrupa'daki sıcak hava dalgasının perde arkasını anlatarak “Biz Avrupa gibi değiliz. Sıcakla yaşamayı bilen bir ülkeyiz yani korkulacak bir şey yok. Bizim asıl konuşmamız gereken tek bir şey var. Suyumuzu çok dikkatli kullanmak” uyarısında bulundu.

"AVRUPA HAZIRLIKSIZ YAKALANDI"
Avrupa'da yaşanan can kayıplarının yalnızca hava sıcaklığıyla açıklanamayacağını söyleyen Yaşar, "Avrupa'da insanlar bu sıcaklıklara alışık değil. Kuzey Avrupa ülkelerinde evlerde, toplu taşıma araçlarında klima yok, hatta birçok hastanede bile klima sistemi bulunmuyor. Çünkü normal şartlarda buna ihtiyaç duyulmuyor. Yaz sıcaklıkları genellikle 28-30 derece civarında seyrediyor, akşam olduğunda hava serinliyor. Şimdi ise Omega blokajı nedeniyle sıcak hava yaklaşık on gün boyunca aynı bölgenin üzerinde kaldı. İnsanlar da şehirler de buna hazırlıksız yakalandı" dedi. Sıcaklıkların etkisini arttıran bu Omega blokajının Türkiye'ye çok zayıflamış şekilde ulaştığını söyleyen Yaşar, "Biz bunu neredeyse hissetmedik bile. Avrupa'da ise günlerce aynı bölgede kaldığı için çok ciddi sorunlara yol açtı" ifadelerini kullandı.
“BİZ AVRUPA GİBİ DEĞİLİZ”
"Biz Avrupa gibi değiliz” diyen Yaşar, “Bugün Belçika'da 34 derece rekor olarak konuşuluyor. Oysa 34 derece bizim için mayıs ayı sıcaklığı sayılır. Almanya'da 41 derece görüldü diye konuşuluyor. Biz İzmir'de 41 dereceyi temmuz sonu, ağustos başında neredeyse her yıl görüyoruz. İzmir'in sıcaklık rekoru zaten 43 derece civarında. Şu anda biz 30-35 derecelerde seyrediyoruz. Dolayısıyla Avrupa'da yaşanan tabloyu Türkiye ile aynı şekilde değerlendirmek doğru olmaz. Şu an için Türkiye tarafında paniğe neden olacak bir durum görmüyorum" dedi.

“İKLİM DEĞİŞMEDİ”
“Bu olaylar iklimin tamamen değiştiği anlamına gelmez” vurgusu yapan Yaşar, "Bunlar meteorolojik olaylardır. Anlık gelişirler. Rekor sıcaklık olur, rekor soğuk da olur. Örneğin bu yıl mart, nisan ve mayıs ayları Türkiye genelinde ortalamaların altında geçti. Bu durum nasıl küresel soğuma anlamına gelmiyorsa, Avrupa'daki bu sıcak hava dalgası da tek başına iklimi açıklamaz. İklim, uzun yılların ortalamasıdır" diye konuştu.
"BİR FELAKET DEĞİL"
Son günlerde kamuoyunda sıkça kullanılan "ejderha sıcakları" ifadesini de değerlendiren Yaşar, Türkiye açısından bu söylemin bilimsel olarak abartılı kullanıldığını söyledi. Yaşar, “Şimdi 'ejderha sıcakları geliyor' deniyor. Termometre 37 dereceyi gösterdi diye büyük başlıklar atılıyor. Oysa bizim İzmir'de temmuz ayı rekorumuz 43 derece. Bugün 37 dereceyi konuşuyoruz. Bu bizim için olağanüstü bir sıcaklık değil. Eğer 42-43 dereceleri konuşuyor olsaydık bunu anlayabilirdim. Ama şu anda öyle bir tablo yok. Mart, nisan ve mayıs ayları zaten ortalamaların altında geçti. Haziranda sıcaklık arttı diye her şeyi felaket olarak değerlendirmek doğru olmaz" dedi.

“BETONLAŞMA TERLETİYOR”
Son olarak vatandaşların son yıllarda sıcaklığı daha yoğun hissetmesinin nedenlerinden birinin de kentleşme olduğunu belirten Yaşar, İzmir'de giderek büyüyen betonlaşmanın "ısı adası" etkisini artırdığını söyledi. TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi, iklim bilim uzmanı Prof. Dr. Doğan Yaşar, plansız yapılaşmanın sıcaklık hissini yükselttiğini belirterek "Bugün insanlar eskisine göre daha sıcak hissediyor çünkü şehir değişti. İzmir artık nefes alacak alanlarını kaybetmeye başladı. Ben 1968 yılında Şirinyer'e geldiğimde yalnızca Adnan Menderes Caddesi'nde beton vardı. Bugün ise neredeyse her yer beton. Yüksek binalar arttı, yeşil alanlar azaldı. İşte bu nedenle meteorolojik sıcaklığın üzerinde bir sıcaklık hissediyoruz. Bu doğrudan şehirleşmenin sonucudur" diyerek sözlerini tamamladı.
EL NİNO NEDİR?
Kamuoyunda sıkça gündeme gelen El Nino tartışmalarına da açıklık getiren Yaşar, bu kavramların çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyledi. Yaşar, “İklimleri kontrol eden en büyük mekanizma okyanuslardır. El Nino dediğimiz olay Pasifik Okyanusu'nun ısınmasıdır. Deniz suyu sıcaklığı ortalamaların yaklaşık bir derece üzerine çıktığında normal El Nino'dan söz ederiz. Bir derecenin üzerine çıktığında Süper El Nino, iki derecenin üzerine çıktığında ise Mega El Nino oluşur. El Nino sadece sıcaklık değildir. Aynı zamanda buharlaşmanın artması ve yağışların artması anlamına gelir. Sıcaklık arttıkça buharlaşma artar, buharlaşma arttıkça bulut oluşur ve bunun sonucu yağış olarak geri döner" dedi. 2023 yılında yaşanan Süper El Nino'nun etkilerine de değinen Yaşar, "Türkiye'de yağışlar yaklaşık yüzde 13 arttı. Avrupa'da ise çok ciddi seller yaşandı. Şimdi de temmuz ve ağustosta zaman zaman sıcaklıklar biraz daha yükselebilir ancak sonbaharın ikinci yarısında güzel yağışlar bekliyorum. Bana göre 2026 yılı, kayıtların tutulmaya başladığı dönemden bu yana Türkiye'nin en yağışlı yıllarından biri olabilir. Barajlarımız doldu, doğuda kar çok yağdı. O karlar eridikçe su kaynaklarımız da beslenmeye devam edecek" ifadelerini kullandı.




