Türkiye ekonomisi bir süredir, küresel şartların daraldığı, iç maliyet baskılarının arttığı ve üretim modelinin sorunlarının daha görünür hale geldiği bir dönemden geçiyor. Dünyada ekonomik aktivite belirgin biçimde yavaşlarken, özellikle Avrupa pazarında talep daralması dikkat çekiyor. Buna karşılık, içeride yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamı işletme sermayesi maliyetlerini artırıyor; işçilik ve enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ise üretim maliyetlerinde birikimli bir baskı yaratıyor.

Türkiye uzunca yıllar düşük işçilik maliyetleri, esnek üretim yapısı ve rekabetçi kur politikası sayesinde dış pazarlarda güçlü bir konumdaydı. Ancak bugün tablo farklı: Üretim maliyetleri pek çok rakip ülkenin üzerine çıktı, kur politikası sebebi ile Türk Lirası reel anlamda değerli kaldı ve finansmana erişim koşulları sıkılaştı. Tüm bu gelişmeler, ihracatçıların fiyat tutturma kabiliyetini zayıflatırken, uluslararası rekabet gücünde belirgin bir düşüşe yol açıyor.

Eylül ayı dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisindeki konumunu ve içerde karşı karşıya olduğu maliyet baskılarını bir kez daha görünür kılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu ve Ticaret Bakanlığı’nın paylaştığı geçici verilere göre Eylül ayında ihracat yıllık bazda yüzde 2,8 artarak 22,6 milyar dolar olurken, ithalat daha hızlı bir artışla yüzde 8,7 yükseldi ve 29,5 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu tablo, dış ticaret açığının Eylül ayında bir önceki yıla göre yüzde 33,8 artarak 6,9 milyar dolara yükselmesine neden oldu. Yılın ilk dokuz ayında ise dış ticaret açığı 67 milyar dolara yaklaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,8’lik bir artış gösterdi. Rakamlar ilk bakışta ihracatın arttığını gösterse de asıl dikkat edilmesi gereken nokta ihracat artış hızının ithalatın gerisinde kalmasıveihracatın ithalatı karşılama oranındaki gerileme. 2024 yılının Eylül ayında yüzde 81 olan bu oran, 2025 Eylül ayında yüzde 76,6’ya düştü. Bu tablo, Türkiye’nin dış ticaret pozisyonunda ciddi bir kayıp olduğunu işaret ediyor.

Ortaya çıkan rekabet kaybı, geçici bir dalgalanma değil; Türkiye’nin üretim anlayışını, verimliliğini ve değer yaratma kapasitesini yeniden ele alması gerektiğini hatırlatan yapısal bir uyarıdır. Zira veriler gösteriyor ki, ihracatın yüzde 94,5’i imalat sanayiinden oluşurken, ithalatın yaklaşık yüzde 69’u ara mallarından oluşuyor. Yani Türkiye üretiyor; fakat üretmek için yüksek oranda ithalata bağımlı bir üretim modeline sahip. Tam da bu nedenle Türkiye’de üretim devam ettikçe, ithalat da kaçınılmaz olarak artıyor. Kur hareketleri, iç talep veya ekonomik yavaşlama koşulları dış ticaret açığını yalnızca kısa vadeli dalgalanmalara uğratıyor; yapısal tablo ise değişmiyor.

Buradaki temel sorunlardan biri, artan üretim maliyetleri: Son iki yılda Türkiye’de işçilik maliyetleri yüksek enflasyon nedeniyle rekabeti zorlaştıracak seviyelere yükseldi. Enerji fiyatları ve vergisel yükler ise sanayici üzerinde kalıcı baskı yaratıyor. Bunun üzerine Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı yüksek faiz politikası eklenince işletme sermayesi ihtiyacı finansman maliyetleri nedeniyle ağırlaşıyor. Kurun uzun süredir reel olarak baskılı seyretmesi ise Türkiye’nin ihracatta yıllar boyunca sahip olduğu fiyat avantajını önemli ölçüde etkiliyor. Kısacası, Türkiye bugün üretmeye devam ediyor ama pahalıya ve ithalata bağımlı üretiyor.

Tüm bu gelişmelere küresel talep koşullarının zayıflığı da eklenince risk daha yönetilemez hale geliyor. Türkiye’nin ihracat pazarlarının başında gelen Avrupa’da büyüme ivmesi tarihi düşük seviyelerde. ABD ve İngiltere’de para politikası halen sıkı, yani dünyada pazarlar genişlemiyor ve genişleme süreci yavaş ilerliyor. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin dış ticaret stratejisinin odağını nicelikten nitelik tarafına kaydırması gerekiyor. Bugün artık ihracatın sadece artması değil, ihracatın katma değeri de çok daha kritik hale gelmiş durumda. Ara malı ithalatı yoğun, düşük ve orta teknolojili ürün ağırlıklı bir ihracat yapısı küresel rekabetin güçlü olduğu bu dönemde sürdürülebilir değil. Bu nedenle çözüm kur hareketlerinde ya da kısa vadeli teşviklerde değil. Çözüm; enerji maliyetlerinde ihracatçıya yönelik özel tarife yapısında, selektif kredi desteklerinin güçlendirilmesinde, ara malları üretimini artıracak yatırımların teşvikinde, dijital dönüşüm ve verimlilik artışı sağlayacak modernizasyon programlarında yatıyor. Türkiye dış ticaret açığını azaltmak istiyorsa, daha fazla üretmek değil, daha değerli üretmek zorunda.

Sonuç olarak, Eylül ayı dış ticaret verileri Türkiye’nin üretim gücünün devam ettiğini, ancak bu üretimin giderek daha yüksek maliyetlerle ve hala ithalata bağımlı bir yapıda sürdüğünü gösteriyor. Küresel koşulların zayıf seyrettiği, içeride finansman ve maliyet baskılarının arttığı bu dönemde dış ticarette kalıcı bir iyileşme sağlamak, ancak üretim modelinin verimlilik, teknoloji ve katma değer ekseninde güçlendirilmesiyle mümkün olabilir. Türkiye’nin önünde hâlâ önemli fırsatlar bulunuyor; genç ve dinamik iş gücü, güçlü sanayi altyapısı ve geniş dış ticaret ağı, doğru politikalarla birlikte stratejik bir avantaja dönüşebilir. Bu sebeple önümüzdeki dönemde temel öncelik, ihracatı sadece büyütmek değil, ihracatın niteliğini geliştirmekolmalıdır. Ekonomik dengelerin yeniden kurulacağı bu süreçte, rekabet gücünü koruyan ve üretim kapasitesini daha yüksek değer zincirlerine taşıyan bir yaklaşım, Türkiye’nin dış ticaret performansını sürdürülebilir bir zemine oturtacaktır.

Ekonomik veri takvimi

10 Kasım2025, Pazartesi Türkiye Sanayi Üretimi

10 Kasım 2025, Pazartesi Çin TÜFE (Aylık-Yıllık)

11 Kasım 2025, Salı Japonya Cari İşlemler Dengesi

11 Kasım 2025, Salı İngiltere işsizlik Oranı

12 Kasım 2025, Çarşamba Almanya TÜFE (Aylık-Yıllık)

12 Kasım 2025, Çarşamba Türkiye Cari İşlemler Dengesi

13 Kasım 2025, Perşembe Japonya ÜFE (Aylık-Yıllık)

13 Kasım 2025, Perşembe İngiltere GSYH (Aylık-Yıllık)

13 Kasım 2025, Perşembe İngiltere Sanayi Üretimi

13 Kasım 2025, Perşembe İngiltere Dış Ticaret Dengesi

13 Kasım 2025, Perşembe Euro Bölgesi Sanayi Üretimi

13 Kasım 2025, Perşembe ABD TÜFE (Aylık-Yıllık)

14 Kasım 2025, Cuma Çin Sanayi Üretimi

14 Kasım 2025, Cuma Çin Perakende Satışlar

14 Kasım 2025, Cuma Çin İşsizlik Oranı

14 Kasım 2025, Cuma Euro Bölgesi Dış Ticaret Dengesi

14 Kasım 2025, Cuma ABD ÜFE (Aylık-Yıllık)

14 Kasım 2025, Cuma ABD Perakende Satışlar

Ekonomi ve finans sözlüğü

Reel Efektif Döviz Kuru (REK / REDK): Bir ülkenin para biriminin diğer ülke para birimleri karşısındaki gerçek (reel) değerini gösteren göstergedir. Nominal kurun aksine, ülkeler arasındaki enflasyon farklarını da hesaba katar.

  • REK yükseldiğinde; yerli para reel olarak değer kazanmış olur.Bu durum, ihracatçı açısından maliyetleri artırır ve uluslararası fiyat rekabetini zorlaştırır.
  • REK düştüğünde; yerli para reel olarak değer kaybetmiş olur.Bu ise ihracatçı için fiyat rekabetini güçlendirir, ancak ithalat maliyetlerini artırabilir.