Yaşam, hayat çok değişik. Her an da değişim halinde, bu kesin. 'Görüşürüz, geleceğim, ordayım, mutlaka, kesin, tamamdır' gibi kelimecikler çok lüks. Hele ki günümüz için de gereksiz, boş laflar. Nerden biliyorsun ki. 'Görüşmek üzere, gelmek istiyorum, nasipse, kısmetse, istiyorum, umarım' gibi kelimeler daha uygun olmaz mı ? Garantisi var mı bu alemin, bu işlerin. Sabah çıkıyoruz, akşam döneceğimiz ne malum. Hemen içinize baygınlık gelmesin. Kadercilik değil benimkisi. Oturduğum yerden ahkam kesmek, her şey ayağıma gelsin diye de beklemek hiç değil. Yaşanmışlık, görmüşlük o kadar. Çalışmak çaba sarf etmek şart. Bir de ahde vefa, unutmama, hakkını verme iyi gider. Kine, nefrete hiç gerek yok. Belki de sizin için de öyle kötü kötü düşünenleriniz, atıp tutanlarınız vardır. Spor aleminde çok insan tanıdık, hepsi değişik huy ve karakterde haliyle.

Robot değiller, yapay zekâ da. Tek tip olmak daha zor. Tavır, jest, mimik başka başka. Spor eğitimi görenler için tez konusu olur, doçent olurlar garanti. Mesela o kulübe emek veren, müzesindeki kupalarda söz sahibi olan, emek veren, ter döken bir efsane sporcuyu, futbolcuyla girin içeriye ya da takip edin. Tanıyan çıkarsa ben bu işi bilmiyorum demektir.  İstanbullu olanları, yurtdışındaki Fizan'daki yedi kat yabancıyı şak diye tanırlar oysa. Medyatikler ya. Tanımak, hatırlamak zorundalar mı ? Evet, evet zorundalar. Yıllar geçiyor tanımak da güçlük çekebilirler. Merak, ilgi, yaptığın işin hakkını vermek de gerekmez mi Gitsinler kesin 'buyur amca, buyur teyze' derler, adres soran birine benzetirler. Eskiden basın sözcüsü diye bir kavram vardı, ne iş yaparlardı o da belli değildi. Yazılmasını istediklerini söylerler, istenmeyenleri saklarlardı. Sonra da 'yalan haber' der, geçerlerdi. Bu zemini hazırlayan da onlar, şayet rekabet var bir şekilde o haber verilmek zorunda. Koca kamyon, baskı, bobinler daktilodan çıkacak yazıyı, dizgiyi bekler. Artık hata olduysa da affola.

Naim Bardakçı

MAÇINIZA DAVET EDİYOR MUSUNUZ ?

Karşıyaka'yı süper lige çıkartan, şampiyon isim Hüseyin Hamamcı hocama acil şifalar diliyorum, seviyorum. Menfaatsiz, şartsız, koşulsuz. Şimdi modern çağda, teknolojik dünyada yaşıyoruz, yazıyoruz ama birbirimizden haberimiz yok. Vefat eden oluyor, oynadığı kulüplerden tıs yok. Tanımıyorlar ki, bilmiyorlar ki. Bağlar kopmuş, ara açılmış. Kimi 'Vakti zamanında pek havalıydı, sertti' der, yargılar, yaftalar. Sanki kendisi bir melek, peri. Ne yapacak ya, herkesle sarmaş dolaş yallı yollu mu olacak. İçimde hem uhde oldu hem de ukde kaldı.  Şimdi çıkıyor ortaya. Çocukluğum, gençliğim bu insanlarla geçti. Aramızdaki yaş farkı kapanmıyor ki haliyle, o sabit. Herkes yaş alıyor. Bir telefon, bir ses bir nefes, ziyaret bekliyorlar. İlk akıldan geçen doğrudur. Karşıyaka'da İlyas Sazalan abimle, kaptanımla karşılaştım görev gereği yıllar önce, yıllar sonra. Maçını bile yönettim, çok yardımcı olmuştu sağ olsun. Gerçekten kaptanlık, ağabeylik yaptı. Topunu da oynadı, iki yüzlülük yapmadı. Gel de unut. Otobüs durağında gördüm, ağır rahatsızlık geçirdiğini duymuş, haber de yapmıştım. Göz göze geldik. Hemen tanıması, hatırlaması mümkün mü? Dalgın olabilir, aklı başka yerde olabilir. Gözler görebilme olgusu, algı, ilaç düzeyi, ışık, yansıma onlarca faktör. Bir aralar çekinir, selam veremezdim. 'Ya tanımazsa' diye. Olsun hatırlamazsa hatırlamasın, ne çıkar. Ben unutmadım ya. O yeter. Kendimi tanıttım ipuçları verdim, hemen tanıdı iyi mi İlyas abim. Derin nefes aldım, çok mutlu oldum, ama O benden daha çok mutlu oldu. Fotoğraftaki büyüklerim değil sadece, çok var. Hepsi başımın tacıdır. Bir iki isim hariç olacak o kadar. O isimler de hakem zaten, geçiniz. Kötülüklerini istemem ama, asla. Naim Bardakçı, Hasan Eryiğit, İlyas Sazalan, Turgay Meto, Nihat Yayöz, büyüklerim hocalarım bu isimlerden sadece beşi değil. Çoğunluk zaten, gönül koymaz, bu sütunlara sığmaz, yetmez. Sevgim, saygım da bundan. O kadar kaliteli insanlar ki, gönül koymazlar küsmezler. Bozulmadılar, zamana karşı. Ben onların 'Meto'suyum her daim. Onlar da başımın tacı. Çevrenizde efsanelerimiz var. Vakit var iken kıymetlerini bilelim. Ne zaman ne olacağı hiç değil. Tribünlere davet edin, bırakın parayı passoyu filan. Evinden aldırın, izlettirin, evine bırakın. Ne olur ki, masraflı mı olur. Kaç kişi kaldılar ki. Kaldı ki maçlara, kendi maçlarına giremiyorlar, tribünden izleyemiyorlar. Ya tanıyan çıkmaz ya da davet eden. Ha bu arada bir gün sizler de unutulabilirsiniz, haberiniz ola. Bugün ona, yarın sana, bu böyle. Hayat fani, son nefes ani. Yaniii...