Ahmet Buğra TOKMAKOĞLU - EGE TELGRAF/ İzmir’de, Urla ilçesine bağlı Gülbahçe Mahallesi’nin güneyinde, Tatar Deresi’nin denize ulaştığı noktada yer alan Gülbahçe Ilıcası, Türkiye’de benzerine az rastlanan doğal bir şifa kaynağıdır. Neredeyse denizin içine inşa edilmiş olan bu taş yapı, ilk bakışta sade görünümüyle dikkat çekse de, taşıdığı tarih ve doğallıkla ziyaretçisini derinden etkiler. Gülbahçe Köyü’nün yaklaşık bir kilometre güneydoğusunda, deniz kenarında bulunan ılıca, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün arazisi içerisinde, kısmen ana kaya üzerine oturtulmuştur.
HELENİSTİK DÖNEME AİT
Halk arasında Roma Hamamı ya da Kleopatra Hamamı olarak anılan Gülbahçe Ilıcası’nın ne zaman inşa edildiğine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Yapının Roma dönemine ait olduğu yönünde güçlü bir inanış olsa da günümüze ulaşan kısımlarında bu dönemi net şekilde kanıtlayan mimari bulgulara rastlanmamıştır. Buna karşın, kaplıcanın çevresinde yer alan yaklaşık 5 bin yıllık Değirmen Höyük ve Helenistik döneme ait olduğu düşünülen kalıntılar, bu alanın çok eski çağlardan beri kullanıldığını açıkça göstermektedir. Ayrıca Gülbahçe Körfezi’nin doğu kıyısındaki Özbek Köyü’nde bulunan geç dönem Roma villasına ait mozaik taban kalıntıları, ılıcanın Roma döneminde de aktif olarak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir.
HEM HAMAM HEM ŞİFA
Dikdörtgen planlı ve kuzeybatı–güneydoğu doğrultusunda inşa edilmiş olan yapı, halk arasında “hamam” olarak anılsa da, içindeki sürekli kaynayan doğal sıcak su ve kapalı mekan yapısı nedeniyle aslında bir ılıca ya da kaplıca niteliği taşımaktadır. Kaba yonu taş, moloz taş ve yer yer tuğla kullanılarak inşa edilen yapının tek açıklığı, batı cephesinin güney kesimine kaydırılmış kemerli girişidir. İç mekanda yer alan havuzun uzun kenarları boyunca uzanan sekiler, geçmişte buranın yıkanma ve dinlenme amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Havuzun kuzeydoğu kenarındaki girintili bölümden kaynayan sıcak su, yapının güneybatısındaki başka bir açıklıktan tahliye edilerek denize ulaşmaktadır. Yapının üzeri beşik tonozla örtülüdür ve inşa kitabesi bulunmamaktadır. Her dönem kullanıldığı anlaşılan bu tarihi yapı, 2022 yılında restore edilerek yenilenmiştir.
BİLİMSEL YÖNÜYLE GÜLBAHÇE ILICASI
Gülbahçe Ilıcası, Urla jeotermal sahası olarak bilinen İçmeler çöküntü sahası içerisinde yer almaktadır. Derinlere sızan deniz suları ve meteorik suların, magmatik sokulumların etkisiyle 100 - 107 derece sıcaklığa kadar ısınarak yüzeye çıkmasıyla oluşan bu kaynak, yüzeye ulaşırken az oranda soğuk yeraltı ve deniz suyuyla karışmaktadır. Bu nedenle ılıca suyundaki deniz suyu oranı yüzde 76 ile 82 arasında değişmektedir. Kaynağın yüzey sıcaklığı ise 35–37 derece civarındadır. Sodyumlu klorlu sular sınıfında yer alan bu termal su, litrede yüksek oranda klor, sodyum, sülfat, kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat içermektedir. Debisi saniyede 10 litre olan suyun pH değeri 6,8 ile 7,2 arasında değişmekte olup, Dünya Sağlık Örgütü sınırları içerisindedir. Ancak yüksek sertlik derecesi ve içerdiği arsenik nedeniyle içme suyu olarak kullanıma uygun değildir.
YÜZYILLARDIR DEĞİŞMEYEN ADRES
Deniz kıyısından çıkarak tekrar denize karışan bu ılıca, özellikle romatizma ve cilt hastalıklarının tedavisinde alternatif bir şifa kaynağı olarak bilinmektedir. Yöre halkı, yaralara iyi geldiğine inanarak uzun yıllar boyunca burada yıkanmayı tercih etmiştir. Antik çağlardan bu yana ılıcaların önemine dikkat çeken Hippokrates’ten, Avicenna adıyla Batı’da tanınan İbn-i Sina’ya kadar pek çok büyük hekim, sıcak su kaynaklarının insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamıştır. İbn-i Sina’nın “Ağrıları keser, sinirlere kuvvet verir, ciltteki yaraları iyileştirir” sözleri, Gülbahçe Ilıcası’nın yüzyıllardır neden değerli olduğunu adeta özetler niteliktedir.

SAHİPSİZ GİBİ AMA ÇOK KIYMETLİ
Etrafında herhangi bir turistik tesis bulunmayan nadir ılıcalardan biri olan Gülbahçe Ilıcası, uzun yıllar boyunca ziyaretçiler tarafından münferit olarak kullanılmıştır. Günümüzde İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü arazisi içerisinde kaldığı için çevresi tel örgüyle çevrilmiş olup resmî olarak ziyaretçi kabul edilmemektedir. Buna rağmen, şifalı suların cazibesine kapılan bazı ziyaretçilerin kendi imkanlarıyla bu eşsiz noktaya ulaşmaya çalıştığı bilinmektedir.
TARİHE VE ŞİFAYA KULAK VERİN!
Geçmişten günümüze varlığını sürdüren Gülbahçe Ilıcası, yalnızca bir kaplıca değil; aynı zamanda insanlık tarihinin, tıbbın ve doğanın ortak mirasıdır. Eğer yolunuz Urla’ya düşerse, Helenistik dönemden Roma’ya uzanan izleri taşıyan, Kleopatra’nın adıyla anılan bu gizemli ılıcayı mutlaka görmeli ve denizle kucaklaşan şifalı sularının hikayesine tanıklık etmelisiniz.



