İleri yaşlarda yaşanan basit bir düşme, kalça kırığına bağlı olarak kişinin yaşamında önemli değişikliklere neden olabiliyor. Kalça kırığının yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmediğini belirten uzmanlar, hareketlilik, bağımsızlık ve yaşam kalitesinin de bu durumdan ciddi şekilde etkilenebileceğine dikkat çekti.
Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ile Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığı riskinin azaltılması ve kırık sonrasında uygulanması gereken tedavilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uzmanlar, yaşlanmanın kaçınılmaz olmasına rağmen kırık riskini azaltmak için çeşitli adımlar atılabileceğini ifade etti.

Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğunun dikkate alınmaması gerektiğini belirtti. Kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge, beslenme, kullanılan ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme risklerinin de birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Özalp, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi.
Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını söyledi. Ertürer, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.
"KEMİKLERİNİZİ KONTROL ETTİRMEYİ ERTELEMEYİN"
Osteoporozun uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebileceğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunda azalma bulunabileceğini söyledi. Osteoporozun bazı durumlarda ilk kez basit bir düşme sonrasında oluşan kırıkla fark edilebildiğini ifade eden Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi.
"KÜÇÜK BİR DÜŞMEYDİ' DEYİP GEÇMEYİN"
Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kırıkların, özellikle ileri yaşlarda kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Özalp, kırığın yalnızca düşmenin sonucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Özalp: "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi.
Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma sonucunda meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu.
"DÜŞMELERİ ÖNLEYİN"
Kalça kırığının oluşumunda çoğu zaman zayıf kemik ve düşmenin bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, özellikle daha önce düşme öyküsü bulunan yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskini azaltacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
Kaygan halıların ve yerde bulunan kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatma sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti.
Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık riski açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ertürer, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi.
"KASLARINIZI GÜÇLÜ TUTUN"
Kalça kırığından korunmada yalnızca kemik sağlığına odaklanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında önemli olduğunu ifade etti.
Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Özalp: "Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyerek, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak olmadığını, ilerleyen yaşlarda ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı.
"PROTEİN VE YETERLİ BESLENMEYİ İHMAL ETMEYİN"
Kemik sağlığı denildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, yaşlı bireylerde kasların korunmasının da kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu söyledi. Yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini ifade etti.
İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini belirten Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
"D VİTAMİNİ VE KALSİYUMU BİLİNÇLİ KULLANIN"
D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Özalp: "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin önemine dikkat çekti.
Ertürer: "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi.
"'BİR KEZ DÜŞTÜM AMA BİR ŞEY OLMADI' DEMEYİN"
Özellikle ileri yaşta meydana gelen düşmelerin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin yalnızca yaşlılığa bağlanmaması gerektiğini söyledi.
Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.
"KALÇA KIRIĞI SONRASINDA AMAÇ HASTAYI YENİDEN HAYATA KAZANDIRMAK"
Kalça kırığı meydana geldiğinde tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğini ve yeniden yürümeyi zorlaştırabileceğini söyledi.
Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi.
Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti.
"KALÇA KIRIĞINI ÖNLEMEK, TEDAVİ ETMEKTEN ÖNCE GELİYOR"
Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi.
Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı.
Uzmanlar, sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirten uzmanlar, kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunmasıyla kırık riskinin azaltılabileceğini vurguladı.




