Son zamanlarda anneler babalar arasında sık duyulan bir cümle var: “Benim çocuk hiç durmuyor, acaba hiperaktif mi?” Parkta koşan, evde koltukların tepesine çıkan, sorulara yetişemeyen çocuklar hemen etiketleniveriyor. Oysa işin gerçeği çoğu zaman biraz daha farklı. Her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Çocuk dediğin zaten hareketlidir.

Dünyayı koşarak, dokunarak, düşerek öğrenir. Ama bazı çocuklarda bu hareketlilik, yaşıtlarına göre daha yoğun, daha kontrolsüz ve günlük hayatı zorlayacak kadar fazladır. İşte burada dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu dediğimiz durumdan söz edebiliriz. Bu çocuklar genelde yerinde durmakta zorlanır. Söz keser, sabırsızdır, sırada beklemek onlar için zordur. Ama bu sadece “yaramazlık” değildir. Beynin dikkat ve dürtü kontrolünü yöneten kısmı biraz daha farklı çalışır. Yani çocuk “istemediği için” değil, “kontrol etmekte zorlandığı için” böyle davranır. En sık yapılan hata ise bu çocukları sürekli azarlamak ya da “uslu dur” demektir. Oysa bu yaklaşım çoğu zaman işe yaramaz, hatta çocuğun özgüvenini zedeler. Bunun yerine net kurallar, sabırlı yaklaşım ve gerektiğinde uzman desteği çok daha faydalıdır. Bir de işin şu tarafı var: Her hareketli çocuk için hemen “hiperaktif” demek de doğru değildir. Bazen çocuk sadece ilgisini çeken bir dünyada yaşıyordur. Yeterince uyumamış olabilir, fazla ekran maruziyeti olabilir ya da sadece enerjisi yüksektir.

Kısacası mesele etiket koymak değil, çocuğu doğru anlamaktır. Çünkü her çocuk farklıdır; kimisi sakin bir göl gibidir, kimisi coşkun bir nehir. Önemli olan o nehrin yönünü doğru kanala çevirebilmektir.