Son yıllarda sofralarımızda yeni bir şüpheli var: glüten. Birçok kişi ekmek yediğinde şişkinlik hissedince hemen “Bende glüten intoleransı var galiba” demeye başladı. Peki gerçekten öyle mi, yoksa biraz acele mi karar veriyoruz? Glüten; buğday, arpa ve çavdarda bulunan bir protein. Yani simitte, makarnada, poğaçada… Kısacası mutfağımızın baş köşesinde. Ama herkes için sorun değil. Hatta çoğu insan için tamamen normal ve zararsız. İşin aslı üç farklı durum var. Birincisi Çölyak hastalığı. Bu ciddi bir rahatsızlık. Glüten alındığında bağırsak zarar görüyor ve mutlaka sıkı bir diyet gerekiyor. Ama toplumda görülme oranı sanıldığı kadar yüksek değil. İkincisi “glüten hassasiyeti” dediğimiz durum. Kişi glüten yediğinde şişkinlik, gaz, halsizlik hissedebiliyor ama çölyak testi negatif çıkıyor. Burada işler biraz daha karmaşık; çünkü bazen sorun glüten değil, ekmekle birlikte alınan başka maddeler olabiliyor. Üçüncü ve en sık durum ise… aslında hiçbir hastalık olmaması. Evet, yanlış duymadınız. Hızlı yemek, fazla karbonhidrat tüketmek, stres, hatta uykusuzluk bile sindirim sistemini bozup benzer şikâyetler yaratabiliyor. Şunu unutmamak lazım: Her şişkinlik “glüten” değildir. Bir anda tüm ekmeği kesmek çözüm gibi görünse de, bu sefer de gereksiz bir kısıtlamaya girilmiş oluyor. Üstelik glütensiz ürünler çoğu zaman daha pahalı ve bazen daha işlenmiş. Peki ne yapmalı? Önce kendimizi gözlemlemeliyiz. Hangi gıdadan sonra rahatsızlık artıyor? Sürekli mi oluyor yoksa dönem dönem mi? Sonra gerekiyorsa bir doktora başvurup basit testlerle durumu netleştirmek en sağlıklısı. Unutmayalım, bedenimiz bize sinyal verir ama o sinyalleri doğru okumak önemli. Her trend sağlıklı değildir, her moda diyet de bize uygun olmayabilir. Belki de mesele glüten değil… biraz yavaşlamak, biraz daha dengeli beslenmek ve vücudumuzu dinlemek. Çünkü bazen en iyi tedavi, tabakta değil; alışkanlıklarımızda gizlidir.