2025 yılının son iki ayına gireceğimiz bugünlerde, yalnızca Türkiye değil, dünya ekonomisi de adeta yorgun bir döngünün içinde ilerliyor. Jeopolitik gerilimler, küresel tedarik zincirlerinde kalıcı hale gelen kırılmalar ve enflasyonla mücadele adına uygulanan sıkı para politikaları, üretimden tüketime kadar tüm ekonomik dengeleri yeniden şekillendiriyor. Türkiye açısından tabloyu daha da zorlu kılan ise, iki yılı aşkın süredir devam eden yüksek faiz ve yüksek maliyet yapısının reel sektörde yarattığı baskı. Özellikle sanayi kesimi için bu durum, yalnızca maliyet artışı anlamına gelmiyor; aynı zamanda kapasite kullanım oranlarının düşmesi, yatırım iştahının zayıflaması ve istihdamda daralma riskinin de artması demek oluyor. Üretici artık yalnızca maliyetleri değil, belirsizliği de finanse etmek zorunda kalıyor.
Geçtiğimiz iki yılda sanayi üretim endeksi, önceki dönemlere kıyasla zayıf ve dalgalı bir seyir izledi. İç pazarda talebin zayıflaması, ihracat tarafında ise küresel durgunluğa bağlı sipariş kayıpları bu görünümün başlıca nedenleri oldu. Buna ek olarak enerji, işçilik, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki artış; birim üretim maliyetlerini sürekli yukarı çekerek firmaların rekabet gücünü zayıflattı. Enflasyonist ortam nedeniyle fiyatlara tam olarak yansıtılamayan bu maliyet yükü, kârlılık alanını giderek daraltmaya devam ediyor.
İŞLETME SERMAYESİ
Aynı dönemde bankacılık sektöründe ticari kredi faizleri yüzde 50’nin üzerinde seyrederken, işletme sermayesini döndürmek dahi firmalar için önemli bir sınav haline geldi. Sıkı para politikası çerçevesinde kredi büyümesinin sınırlandırılması, kredi kullanan kesimlerde selektif koşulların güçlenmesi ve teminat gerekliliklerinin ağırlaşması, sanayi kesiminin planlarını doğrudan etkiliyor. Sanayici artık: yeni fabrika yatırımı yapmayı, kapasite artırmayı, teknoloji dönüşümünü, enerji verimliliği projelerini ertelemek zorunda kalıyor. Birçok firma için 2026 yılı planlamaları artık yatırım değil, mevcut üretimi koruma ve nakit akışını yönetme üzerine şekilleniyor. TCMB’nin faiz indirimlerine başlamasıyla 2026 yılına ilişkin finansal koşullarda bir miktar rahatlama beklentisi oluşmuştu; ancak Ağustos ve Eylül aylarında açıklanan TÜFE verileri sonrasında bu beklentiler belirgin şekilde zayıfladı. Daha gevşek bir finansal ortam öngörüleri 2026’nın ilk yarısından ikinci yarısına ötelenmiş durumda. Öte yandan iş dünyasına üç yıllık çerçeve sunan 2026-2028 Orta Vadeli Programı (OVP), 2026 yılı için büyümeyi yüzde 3,8, yıl sonu TÜFE’yi yüzde 16 ve ortalama Dolar/TL’yi 46,6 seviyesinde öngörüyor. Ancak piyasa beklentileri bu resmi tahminlerin üzerinde seyrediyor. 2025 yılı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi kapsamında, 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,26 olarak ölçüldü. TCMB’nin Eylül ayı sektörel enflasyon beklentileri verileri de benzer bir ayrışmayı ortaya koyuyor: Piyasa katılımcıları 12 ay sonrası için enflasyonu yüzde 22,25, reel sektör yüzde 36,80, hane halkı ise yüzde 53 düzeyinde bekliyor. Bu tablo, enflasyon beklentilerinin henüz istikrara kavuşmadığını ve fiyatlama davranışlarındaki belirsizliğin devam ettiğini gösteriyor.
Birçok işletme için 2026 yılına yönelik planlamalar, yeni yatırım kararlarından ziyade mevcut üretim kapasitesinin korunması ve nakit akışının yönetilmesi üzerine kuruluyor. Başka bir ifadeyle şirketler, büyüme odaklı stratejilerden geçici olarak uzaklaşarak operasyonel sürdürülebilirliği önceleyen daha temkinli bir pozisyona geçmiş durumda. Bu eğilim, yalnızca yatırım ve kapasite kullanım kararlarını değil; üretim hacimlerini ve buna bağlı olarak istihdam düzeylerini de doğrudan etkilemeye başladı.
Sanayi üretimindeki yavaşlama istihdam üzerinde hem eş zamanlı hem de gecikmeli etkiler yaratıyor. Son dönemde pek çok işletme, üretim hacmindeki gerilemeye uyum sağlamak amacıyla vardiya sayısını düşürmekte, fazla mesai uygulamalarını sonlandırmakta ve bazı durumlarda kapasite kullanım oranlarını aşağı yönlü revize etmektedir. Kamuoyunda dikkati pek çekmeyen bu adımlar, işgücü piyasası açısından öncü göstergeler niteliği taşımaktadır.
Üretimdeki daralma eğiliminin devam etmesi, sipariş hacimlerinde belirgin bir toparlanmanın görülmemesi ve finansman maliyetlerinde anlamlı bir gevşemenin gerçekleşmemesi durumunda, 2026 yılı boyunca kademeli bir istihdam kaybı ve işsizlik oranlarında artış riskinin güçlenmesi beklenmektedir. Bu dinamik, sadece işgücü piyasasını etkilemekle kalmayıp; hane halkı gelirleri üzerinden tüketim talebini, dolayısıyla genel ekonomik aktiviteyi baskı altına alabilecek yeni bir risk alanı oluşturmaktadır.
Tüm bu tablo, 2026 yılının sanayi kesimi ve genel ekonomik yapı açısından kolay bir yıl olmayacağını gösteriyor. Ancak zor dönemler aynı zamanda yeniden yapılanma, verimlilik artışı ve stratejik dönüşüm için önemli fırsatları da beraberinde getirir. Üretim gücünün korunması, istihdamın sürdürülebilmesi ve rekabetçiliğin geliştirilmesi için; finansmana erişimde rasyonelleşme, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve özellikle KOBİ’lerin desteklenmesi kritik öneme sahip. Politikaların ve iş dünyasının ortak paydası; en azından mevcut kapasiteninkorunması ve verimliliğin artırılması olmalıdır. Türkiye’nin üretim tecrübesi, girişimcilik dinamizmi ve ihracat kabiliyeti güçlü bir temel oluşturuyor. Önemli olan, bu gücü istikrarlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ekonomik çerçeve ile destekleyebilmek. Bugün alınacak her temkinli ama kararlı adım, yarının daha sağlam ve dirençli ekonomik yapısını şekillendirecektir.
Ekonomik veri takvimi
03 Kasım2025, Pazartesi Çin İmalat Sektörü PMI
03 Kasım 2025, Pazartesi Türkiye İmalat Sektörü PMI
03 Kasım 2025, Pazartesi Türkiye TÜFE (Aylık-Yıllık)
03 Kasım 2025, Pazartesi Almanya İmalat Sektörü PMI
03 Kasım 2025, Pazartesi ABD İmalat Sektörü PMI
04 Kasım2025, Salı Japonyaİmalat Sektörü PMI
04 Kasım2025, Salı ABD Dış Ticaret Dengesi
05 Kasım 2025, Çarşamba Çin Hizmet/Bileşik PMI
05 Kasım 2025, Çarşamba Almanya Hizmet/Bileşik PMI
05 Kasım 2025, Çarşamba Euro Bölgesi Hizmet/Bileşik PMI
05 Kasım 2025, Çarşamba Euro Bölgesi ÜFE (Aylık-Yıllık)
05 Kasım 2025, Çarşamba OECD TÜFE (Aylık-Yıllık)
05 Kasım 2025, Çarşamba ABD Hizmet/Bileşik PMI
06 Kasım 2025, Perşembe JaponyaHizmet/Bileşik PMI
06 Kasım 2025, Perşembe Almanya Sanayi Üretimi
06 Kasım 2025, Perşembe Euro Bölgesi Perakende Satışlar
06 Kasım 2025, Perşembe İngiltere Faiz Oranı
07 Kasım 2025, Cuma Çin Dış Ticaret Dengesi
07 Kasım 2025, Cuma Almanya Dış Ticaret Dengesi
07 Kasım 2025, Cuma Türkiye Enflasyon Hedefi
07 Kasım 2025, Cuma ABD Tarım Dışı İstihdam
07 Kasım 2025, Cuma ABD İşsizlik Oranı
Ekonomi ve finans sözlüğü
Selektif kredi politikası:Merkez bankasının kredi büyümesini tüm kesimlerde eşit şekilde teşvik etmek yerine, ekonomik önceliklere göre belirli sektörlerde sınırlaması veya yönlendirmesi uygulamasıdır. Amaç, kredi kaynaklarının verimlilik, ihracat ve stratejik üretim alanlarına yönelmesini sağlamak ve makroekonomik dengeleri korumaktır.