"Beni hiç anlamıyorsun!"Diyor muyuz? Evet diyoruz. Hatta bazen biraz kırılıyoruz, biraz da sitem ediyoruz.
Peki, bu cümleleri duyuyor muyuz? Evet duyuyoruz. Ne diyeceğimizi bilemeden sessizce bakarak. Gerçekten anlamıyor, anlaşılmıyor muyuz? Yoksa dinlemiyor muyuz? Belki de sorun tam burada:Dinlemek ile anlamak, anlamakla hissettirmek arasında bir köprü eksik.İşte o köprünün adı empati. Yani başka birinin duygularını, düşüncelerini, bakış açılarını anlamak için atılan bir gönül köprüsü. Peki, biz bu köprüyü kuruyor muyuz? Yoksa vaz mı geçtik? Bence vazgeçmedik. Ama yavaş yavaş, sessizce uzaklaştık empatiden.Hızlı yaşamaya başladık. Sabahları koşturarak kalktık, akşamları yorgun düştük. “Zamanım yok” dedik. Zaman mıydı sorun? Değildi;sorun önceliklerimizdi ve empati son sıradaydı. Dijital dünyaya daldık. Ekranlara baktık, yüzlere değil. Sosyal medyada yüzlerce arkadaşımız oldu ama hiçbiriningözlerine bakamadık, mesajlarına, fotoğraflarına emojilerle tepki verdik, gerçek duygularımızı paylaşmadık. Rekabetçi olduk, kutuplaştık, yargıladık, ötekileştirdik. Neredeyse empati yoksulu olmaya başladık. Biraz acımasız mı oldu? Belki de haklısınız. Biz bu değiliz mi diyorsunuz. İyi ki değiliz. Eğer empati yoksulu olsaydık; şiddet normalleşmez miydi? Kadın, çocuk cinayetleri, istismarlar, tecavüzler, artmaz mıydı? Ev içi şiddet, sokak kavgaları, zorbalıklar, savaşlar, açlık alışıldık olmaz mıydı? İnsanlığımızın en temel bağı kopmaz mıydı?
İYİ Kİ DEĞİLİZ DEĞİL Mİ?
Empati sadece başkalarını anlamak değil; kendi dünyamızı da genişletmektir: hem düşünsel hem de duygusal olarak. Peki, diğer kişinin yerine kendimizi koyduğumuzda ne düşündüğünü ne hissettiğini anladığımızda beynimizde neler oluyor dersiniz?
Birinin üzgün olduğunu gördüğümüzde anterior singulat korteks dediğimiz bölge devreye girer. Bu bölge hem kendi duygusal acımızı hem de başkalarının acısını algılar. İnsular korteks ise duyguları deneyimlememizi sağlar. Birinin tiksintiyle yüzünü buruşturduğunu gördüğümüzde, kendi insulamız da aktifleşir ve biz de o tiksinti hissini yaşarız. Prefrontal korteks, bilişsel empatiyle ilgilenir. “Acaba neden böyle hissediyor?” diye düşündüğümüzde, “Onun yerinde olsaydım ne hissederdim?” diye sorduğumuzda bu bölge çalışır. Tüm bu işleyiş de ayna nöronlar temelinde şekillenir. Beynimiz iki farklı şekilde empati kuruyor: Duygusal empati- otomatik, hızlı ve içgüdüsel. Bir bebek ağladığında annenin içinin sızlaması gibi. Ve bilişsel empati. Başkasının bakış açısını anlamaya çalışmak gibi. İdeali ise hem hissetmek hem de anlamak.
İyi haber, empati bir kas gibidir, kullandıkça güçlenir ve öğrenilebilir.İşte öğrenme yöntemleri:
1.Önce dinleyin, sonra konuşun, göz teması kurun
2.Yargılamayın. “Keşke”, “ben olsam…” gibi cümlelerden kaçının, “bu senin için nasıl bir duygu?” diye sorun.
3.Kendi bakış açınızdan çıkın. Kendinizi o kişinin yerine koyun.
4.Merak edin. İnsanlara gerçekten merakla yaklaşın.
5.Farklı hikayeler okuyun, farklı insanlarla konuşun. Empatiniz genişledikçe, farklı bakış açılarını anlama yeteneğiniz de gelişir.
6.Her gün bir arkadaşınızla, ailenizle, iş yerinde pratik yapın.
Bugün birine gerçekten kulak verin. Yargılamadan, çözüm üretmeye çalışmadan, sadece anlayın, gönül köprüsünü kurun. Ve görün: İlişkileriniz nasıl değişiyor hayatınız nasıl zenginleşiyor. Çünkü empati, bizi insan yapan en güzel şeydir.