Türkiye’deki göller alarm veriyor. Eğirdir, Beyşehir, Uluabat ve İznik başta olmak üzere birçok gölde kuruma, kirlilik ve ekosistem çöküşü hızlanıyor. Uzmanlar, Tarımsal su kullanımının azaltılması, doğal su kaynaklarının korunması ve bilim temelli su politikalarının uygulanması yönünde çağrı yapıyor
Üç yılda bir her Dünya Su Forumu’ndan bir yıl önce gerçekleştirilen 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu (5. İUSF), Türkiye’nin ev sahipliğinde küresel su gündemine katkı sağlayan bir etkinlik olma özelliği taşımakta, uluslararası su camiasını İstanbul'da bir araya getirerek küresel ölçekte etki yaratmak amacını taşıyan, 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu 5-6 Mayıs 2026 İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. Türkiye'nin su yönetimi konusundaki en prestijli uluslararası etkinliklerinden biri olarak öne çıkan forumda, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı kuruluşlar, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), İslam İşbirliği Teşkilatı ve Dünya Bankası gibi 20’ye yakın uluslararası kuruluş ve 72 ülkeden katılımcının yer aldığı belirtilmekte. Forumdan elde edilecek çıktıların, 2026 Birleşmiş Milletler Su Konferansı,2-4 Aralık'ta yapılacak BM Su Konferansı, COP31, Mart 2027'de gerçekleştirilecek 11. Dünya Su Forumu ve Ekim 2027'de yine İstanbul'da düzenlenecek IWRA 20. Dünya Su Kongreleri gibi önemli küresel süreçlere somut ve politika odaklı katkılar sunması hedeflediği belirtilmektedir. Bu yılki forum "Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme" temasıyla düzenlenecek forum, politika yapıcılar, uluslararası kuruluşlar, finans kuruluşları, akademi, özel sektör ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren üst düzey ve çok paydaşlı bir platform niteliği taşıyacağı.
5. İUSF kapsamında ele alınacak başlıca alt temalar: Dirençlilik için Su Diyaloğu, İklim Dirençli Su Yönetimi için Finansman Mobilizasyonu ve İnovasyon, Tek Su, Tek Sağlık: Entegre Risk Yönetimi, Çatışan Çıkarların Ötesine Geçmek: Su–Enerji–Gıda–Ekosistem (WEFE) Bağıntısını İleriye Taşımak. Forumun; 2026 Birleşmiş Milletler Su Konferansı, COP31, 11. Dünya Su Forumu ve 2027 IWRA 20. Dünya Su Kongresi gibi önemli küresel süreçlere somut ve politika odaklı katkılar sunması hedeflenmektedir.
5.İUSF katılan hemşehrimiz SDÜ ESÜF Em. Öğr. Üyesi, göl uzmanı Dr.Erol Kesici, yıllardır yerel, bölgesel ve ulusal basında ülkemizin en önemli su kaynaklarından olan Göller Bölgesi’nde suyun iyi yönetilememesi sonucunda adeta su kaynaklarımızın “iflas ettiğini” sıklıkla dile getirmiştim. Forumda Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün (UNU INWEH) 2026 yılı raporunda belirtiği “su iflası” açıklaması bence günün en önemli ve insanların bu konuda aklını başına almaları ve bilimin ışığında acil yerel, bölgesel, küresel önlemler alması ve uygulamaya başlamasını belki de son kez uyarmamaktaydı.
SU İFLASI NEDİR?
Bir bölgede, ülkede, yer altı ve yer üstü (göl-dere vb) su kaynaklarının yenileme kapasitesinin kalıcı olarak aşılması sonucu geri dönüşü olmayacak şekilde tükenmesi durumudur. Kesici, başta Eğirdir ve Beyşehir göllerimiz aşırı su alımları, ekosistemin su ihtiyacını karşılayamaz hale gelmeleri, aşırı kirlilik, göl canlı çeşitliliğine yapılan müdahaleler (balıklandırma) aşırı gölet ve sondaj kuyu açımları sonucunda hidrolojik ve ekolojik kayıpları yaşaması. Bu bize ülkemizin en büyük içme -kullanma su kaynağının iyi yönetilemediğinin göstergesidir. Şimdiye kadar sorunu yağmurun yağmamasına – kuraklığa bağlandı, yağmur yağmasına rağmen göl hala “entübe” durumundadır!
UNESCO’nun raporlarında aşırı kuraklıktan şikayet eden ülkelerde sorun iklim krizi değil, %80 oranında insanın suyu iyi yönetemediğinden kaynakladığını da defalarca belirtmiştim. Sorun doğayla uyumlu yaşamayan, bilimin sesini kulak vermeyen insanda. Bu forumda insan kaynaklı krizin yaşanması, UNU INWEH raporlarında “su iflası” konusunda göstergeler arasında, Konya çevresinde aşırı su kullanımıyla yapılan, sondajla su çekilmeleri sonucu 70 olan obruk sayısının 700’e ulaşmasının yer alması insanların su konusunda yaptıklarını tekrar tekrar gözden geçirip, ortak hareket etmesi ve bilimsel uyarıları göz ardı etmemesini tekrar hatırlatmaktadır.
Su iflası, kalıcı hasar demektir. Göller, kaynaklar ekosistemlerini geri kazanamayacak şekilde bozulmaktadır. Eğirdir Gölü’nün yok edilen balıklarını, içilemez hale gelen, gittikçe kirlenen, tuzlanan suyunu ve gün sineklerinin kalıcı olması gibi. Geri dönüş, kaynakların yenilenebilir sınırları aşmaması gerekirdi. İnsanlar gölün dinlenmesine izin verdiler mi? Yönetimsel Sorun, çok önemli. Örneğin gölün canı çıkarken, gölden can suyu almak, “Isparta’nın plakası kaç 32, o zaman 32 gölet yapalım” demek, sondaja göz yummak!
Su iflası, doğanın – doğadaki canlı yaşamının, düzenin yıkımı, tarımsal üretimde düşüş, sosyo-ekonomik krizler. Su iflası ve önümüzdeki çağın “Küresel Su İflası Çağı” olmaması yine insanın elinde. Dünyanın her yerinde su iflası yaşanmamaktadır, ülkelere ait lokal sorun değildir ama daha öncesinde belirtiğimiz gibi kuraklık Kovid gibi bulaşıcı ve salgın haline gelebilen sınırları aşan küresel sorundur.
İnsanların su sistemindeki başarısızlığının sonuçları yaşanmaktadır ve bedeli çok ağırdır. Dünya nüfusunun yüzde 75’i su güvensizliğinde ya da kritik düzeyde, yüzde 25’nin ise su iflasını yaşadığı bildirilmekte.
Kesici suyun sömürülmesine, suyu kirletmeye (tarım -sanayi zehiri), ekosistemin göçmesine son vererek ortak amaca uyan ekip, siyaset, kurumların iş birliği içerisinde, rastgele değil, planlı ve belirli disiplin-sıra ve sistemde düzenli, sorunları etkili ve hızlı şekilde çözümleyen verimlilik çalışmaları, dönüşüm içerisinde olmak yaşanmakta olan ve yaşanacak krizlerin önlenmesi için çok kritik ve değerli öneme sahip düzenleme ve uygulamalara geçilmelidir.
Türkiye’deki göllerin neredeyse hepsi şiddetli hasta!
Ne yazık ki doğal göllerimizi su deposu olarak görmekle, göllerimizin doğal özellikleri kalmadı, suları iflas ettirildi. Uzun yıllardır göllerimizin kuruduğunu, günümüzden milyonlarca yıl önce oluşan birçok doğal gölümüzde ne yazık ki, son 60 yıl içinde aşırı şekilde kurumalar ve ekosistem yıkımları meydana gelmiştir. Bu bakımdan ülkemizdeki irili ufaklı 240’a yakın sulak alanın -gölün neredeyse 186’sı kurumuş, geri kalanları ise göl olma özelliğini tamamen kaybetmektedir.
Doğal göl demek sadece su demek değildir. Göllerde dip çamurları ve kimyasal atıklar alabildiğince fazlalaştığı için suyu azalan göller bu kirliliği artık tolere edemiyor. Balık popülasyonunun giderek azalmasıyla göllerde makro ve mikro su bitkilerinin aşırı artışı bataklıklaşma, biyoçeşitliliğin giderek azalması- yok olması, farklı istilacı türlerin göl havzasına göç etmeleri, balıklandırma ve buna bağlı olarak tüm sulak alanlarımızda artan buharlaşmayla- hala devam eden sayıları neredeyse milyonları aşan sondaj açmalar, göllerin kuruma süreci çok hızlı şekilde devam etmesine neden olmaktadır. Yağan yağışlar suyu adeta iflas eden göllerin yaşamsal su seviyelerine gelmesini sağlayamamaktadır.
Bilimsel olarak hidrolojik kuraklığın iklimsel kuraklığa neden olduğu, o da tarımsal ve sosyal kuraklığın artmasına neden olur. Suya, gıdaya ulaşım daha da zorlaşacağı için kirli sular çeşitli hastalıklara neden olabilmekte, tarımsal ürünlerde verimlilik düşmektedir. Bu açıdan yaşanan susuzluğun nedeni, kesinlikle iklim krizi değildir. İklimi krize sokan yer altı, yer üstü kaynaklarımızın kurumasıdır.
Suyumuz ne kadar bolsa ormanlarımızla birlikte yağışlar da o kadar çok olacaktır. Kurumanın nedeni de insandır. Elmasız, domatessiz, avokadosuz, sığır etsiz yaşayabiliriz ama asla susuz yaşayamayız. Suyun yerine bugüne kadar hiçbir şeyin konulamayacağı bilinmektedir. Su iflas ederse yaşam da iflas eder.
Su iflas ederken, selleri yaşamak: İklim değişimi insan etkisinden çok daha masumdur, yaşananlarda suçu veya sorumluluğu olmadığı halde, insanın- başkalarının yaptığı hata ve kusurların üzerine yıkıldığı, haksız yere suçlanan ve işin kolayına kaçılan “iklim krizi var” ne yapalım yaklaşımı. Genellikle bir durumu kurtarmak veya öfkeyi yönlendirmek için seçilen masum tarafı ifade ederek “günah keçisi olan iklim krizi”. İklim krizi neden, sonuçtur.
Olay iklim krizine neden olan ve önlem almayan insan çıkarı ve insanın doğaya uyumsuz yaşaması. Yaşanan olayları “doğal afet” diye geçiştirmek, selleri afete dönüştüren müdahaleleri, “bu “afete” neden olan etkenleri ve dünü unutmamak gerekir. İnsanın karbon salınımını, küresel ısınmayı artırmasına neden olarak iklim değişmesinin önüne geçilmezse seller daha da artacaktır
NEDENİ: Seller sonrası doğa restorasyonu (ağaçlandırma, biyolojik koruma) için hangi acil adımlar atılmalı? Yanlış şehirleşmeyi düzeltmek için ne tür politikalar uygulanmalı ve merkezi hükümet ve yerel yönetimler arasında koordinasyon nasıl sağlanmalı?
Öncelikle şehirlerde öncelik altyapı tesislerinin ve yeşil alanların, yamaçların, dere ve su yataklarının havza bütünlüğünde korunması ve sel ve benzeri olaylar karşısında “risk yönetimi” risk yaşanmadan önce gerekli önlemleri almalıdır. Bölgede, arazinin engebeli ve dağlık yapısı, su kaynaklarının bolluğu, nemli iklim ve tarım alanlarının parçalı olması “dağınık yerleşimin” nedenidir. Bu yapının bozulmaması gerekir.
Yaşanan “sel gibi felaketlerin” ardından imarına, heyelan ve sel riskini göz önüne almak; çarpık yerleşime izin verilmemeli, ağaçlık alanların kesilerek çay bahçesine dönüştürülmemesi ve kent içlerinde sünger şehir alt yapısı oluşturulmalıdır. Gelişen teknolojinin ışığında, bilinen afet risklerinin önceden belirlenmesini sağlayacak “ Afet Bilgi Sistemi” oluşturulmalı, sera gazı emisyonlarını azaltmak, küresel ısınmayla mücadele etmek ve sürdürülebilir bir gelecek için yasal çerçeve oluşturan, karbon salınımı, yenilenebilir enerji ve yeşil kalkınma hedeflerini içeren kurumsal ve hukuki düzenlemeler uygulanmalıdır.
SIFIR GÜN DURUMU!
İnsanlar yanlış tutumları ve “para hırsları” sonucunda su ile ilgili doğal sermayeyi tüketmekte (iflas ettirmekte). Yerelde, ülkede, dünyada yaşanan içme suyuna ulaşma sorunu, insanların evlerine- iş yerlerine gibi su arıtma cihazı taktırma zorunda kalmaları (milli servet kaybı-ana kaynağa ileri arıtma sistemi ve alt yapı düzenlemesi yapılmalı) ve şişelenmiş suya bağımlı hale getirilmesi günün teknolojisine uymamaktaolup, su kaynaklarımızı koruyamaz isek kentlerde içme- kullanmada, tarım ve sanayi vb. suyun tamamen tükendiği sıfır gün durumuyla karşılaşmamak dileklerimle… Göllerimizi, suyumuz “iflas “etmesin, çürümesin! Çünkü su hayattır.
Forum boyunca su dirençliliği için kapasitenin güçlendirilmesi, afet risk yönetimi için entegre çerçeveler, su, sanitasyon ve hijyen hizmetlerinin iklim zorluklarına uyumu ile atık sudan kaynağa su yönetiminde döngüsel yaklaşımlar, su krizi, iklim değişikliği ve su yönetimi konuları çok boyutlu ele alınırken, bölgesel ve küresel su sorunları tartışıldı.
VAHŞİ SULAMA BİTMELİ
Çözüm için su seviyelerinin korunması için öncelikle tarımsal sulamada kullanılan suyun yüzde 60 oranında azaltılması, vahşi tarımsal sulamanın sona erdirilmesi gerektiğini belirten Dr. Kesici, “İkincisi göllerin mutlaka dip çamurlarının temizliği yapılmalı, ağır metal ve diğer pisliklerden arındırılmalıdır. Yer altı suları çok önemli, kesinlikle sondajlara izin verilmemeli. Kentlerin iklimine göre bitki dokusu ve tarımsal üretimler günün bilimsel koşullarına göre düzenlenmeli. Türkiye’de şu an iyi denilebilecek, parmakla gösterebileceğimiz bir tane dahi gölümüz yok.
Balıkesir ve çevresinde, İstanbul’da Terkos, Büyükçekmece, Küçükçekmece kirlilik tehdidi altında yapısal değişime uğradı. Balıkesir’de Büyükgöl, Manyas ve Uzungöl şiddetli kirlilik ve kuruma tehdidi yaşıyor. Bursa’da Dalyan, Arapçiftliği, Uluabat, Zirvetepe, İznik gölleri kurumakta ve aşırı kirli. Diğer bölgelerde sorun aynı. Plansız göleler açmaktan daha çok doğal su kaynakları korunmalıdır.
Kaynak: SDÜ ESÜF Em. Öğr. Üyesi, göl uzmanı Dr. Erol Kesici