Bu söz, bir yapıyı dışarıdan gelen saldırıların değil, içeriden başlayan çürümenin yıkacağını anlatır. Bir ağacı baltayla devirmek zaman alabilir ama içine düşen kurt, sessizce gövdeyi kemirir; dışarıdan bakıldığında dimdik görünen yapı, bir gün ansızın çöker. Bugün CHP’de yaşanan tartışmalar da tam olarak böyle bir tabloyu andırıyor.
Yerel seçimlerin ardından “Türkiye’nin birinci partisi” söylemiyle moral üstünlüğünü ele geçirdiği düşünülen CHP’de, aradan geçen kısa sürede belediye başkanlarının parti değiştirmesi, bazı isimlerin itirafçı konumuna düşmesi, genel merkez yöneticilerini hedef alan açıklamalar ve kulislerden sızan iddialar, parti içinde ciddi bir güven krizinin varlığını ortaya koydu.

Siyasette parti değiştirmek yeni bir durum değil. Dün başka partilerden CHP’ye geçenler olduğu gibi bugün CHP’den ayrılan isimler de var. Ancak dikkat çeken nokta, ayrılıkların sıradan bir siyasi tercih görüntüsünün ötesine geçmiş olması. Çünkü birçok belediye başkanı, istifa ederken ya da başka bir siyasi çizgiye yönelirken sadece “fikir ayrılığı” demiyor; aynı zamanda parti yönetimini suçlayan, aday belirleme süreçlerini eleştiren, baskı ve dışlanmışlık hissettiklerini anlatan açıklamalar yapıyor.

GÜVEN MESELESİ

Bu durum, CHP açısından yalnızca sayısal bir kayıp değil; aynı zamanda siyasi güvenilirlik meselesine dönüşüyor. Çünkü seçmen şunu soruyor: “Daha birkaç ay önce birlikte yol yürüdüğünüz insanlar bugün neden birbirini suçluyor?”

Asıl yıpratıcı olan ise “itirafçı siyaset” görüntüsü. Dün aynı masada oturan, aynı kampanyada fotoğraf veren isimlerin bugün kamuoyu önünde birbirleri hakkında iddialarda bulunması, sadece bireysel kriz değil, kurumsal bir çözülme hissi yaratıyor. Üstelik bu açıklamaların bir kısmı doğrudan belediye yönetimleri, ihale süreçleri, parti içi pazarlıklar ve adaylık hesapları üzerine yoğunlaşıyor.

Muhalefet uzun yıllardır iktidarı “şeffaf olmamakla” eleştirirken, bugün kendi içinden yükselen suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Ve burada ortaya çıkan çelişki, dışarıdan gelen eleştirilerden çok daha fazla zarar veriyor. Çünkü seçmen, rakibin suçlamasını “siyasi propaganda” olarak görebilir; ancak içeriden gelen eleştiriyi daha inandırıcı bulur.
CHP’nin temel problemi belki de tam burada başlıyor. Parti içinde uzun süredir devam eden “değişim” tartışmaları, sadece liderlik yarışı olarak görülüyordu. Oysa mesele artık koltuk kavgasının ötesinde; aidiyet, güven ve ortak siyasi hedef meselesine dönüşmüş durumda. Bir tarafta “yenilik” söylemi, diğer tarafta “tasfiye” hissi oluşunca, parti içindeki kırılmalar daha görünür hale geliyor.

YARA ALIYOR

Özellikle yerel yönetimlerde yaşanan gerilimler, CHP’nin en güçlü olduğu alanda yara almasına neden oluyor. Çünkü CHP’nin son seçim başarısının temelinde belediyeler vardı. Büyükşehirlerde elde edilen başarı, partinin vitrinini oluşturdu. Şimdi ise aynı vitrin içerisinden yükselen çatlak sesler, başarı hikâyesinin gölgelenmesine yol açıyor.
Siyasette algı çoğu zaman gerçeklerden daha güçlüdür. Bugün kamuoyunda oluşan görüntü şu: CHP, iktidarı eleştirmekten çok kendi iç hesaplaşmasıyla meşgul. Parti yönetiminin bir yandan birlik mesajı vermeye çalışırken diğer yandan eski-yeni kadrolar arasındaki gerilimleri kontrol etmekte zorlanması da bu algıyı güçlendiriyor.
Üstelik sorun sadece parti içi tartışmalarla sınırlı değil. CHP’den ayrılan veya yönetime tepki gösteren bazı isimlerin açıklamaları, muhalefetin yıllardır savunduğu “temiz siyaset” söylemini de tartışmaya açıyor. İddiaların doğruluğu kadar, bu iddiaların kamuoyu önünde dillendiriliyor olması bile büyük bir siyasi hasar oluşturuyor.
Çünkü siyaset güven işidir. Seçmen, sadece projeye değil, kadroya da oy verir. Eğer aynı kadrolar kısa süre içinde birbirini hedef almaya başlıyorsa, seçmenin zihninde doğal olarak şu soru oluşur: “Hangisi doğru söylüyor?”

“Ağacın kurdu içinde olur” sözü tam da burada anlam kazanıyor. CHP’ye bugün en büyük zararı, rakip partilerin sert muhalefeti değil; kendi içinden yükselen güvensizlik, kırgınlık ve hesaplaşmalar veriyor. Dışarıdan gelen eleştiriler belli bir noktaya kadar etkili olabilir ama içeriden gelen suçlamalar, partinin taşıyıcı kolonlarını sarsar.
Elbette her siyasi partide krizler yaşanır. Küskünler olur, ayrılıklar yaşanır, sert açıklamalar yapılır. Ancak önemli olan, bu süreçlerin nasıl yönetildiğidir. Krizi yönetemeyen partilerde tartışmalar büyür, büyüyen tartışmalar ise zamanla siyasi kimliği aşındırır.
Bugün CHP’nin önündeki en büyük sınav da budur. Parti, ya iç hesaplaşmaların girdabında daha fazla yıpranacak ya da ortak bir siyasi dil oluşturarak dağınık görüntüyü toparlayacak. Çünkü seçmen sürekli kavga eden değil, ülke yönetimine talip olan bir muhalefet görmek istiyor.
Aksi halde, dışarıdan bakıldığında hâlâ güçlü görünen o ağacın, içten içe çürüdüğü gerçeği daha fazla gizlenemez.

ADRESE TESLİM SÖZ:

“Çatlak duvarda değilse sorun yoktur; mesele, çatlağın temelde başlamasıdır.”