Özellikle iklim kriziyle birlikte afetler daha sık, daha yıkıcı ve daha öngörülemez hale gelirken, özel sektörün de iş sürekliliğini, çalışan güvenliğini ve toplumsal dayanışmayı esas alan bir afet yönetimi vizyonuna sahip olması gerekiyor
6 Şubat 2023 sabahı saat 04.17'de Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı. Kahramanmaraş merkezli depremler 11 ili etkiledi, binlerce can kaybına ve milyarlarca dolarlık ekonomik zarara yol açtı. Ancak bu yıkım sadece binaları ve altyapıyı değil, kurumların kriz anındaki reflekslerini de açığa çıkardı. Afetlere hazırlığın sadece kamu kurumlarının görevi olmadığını, özel sektörün de bu zincirin önemli bir halkası olduğunu acı bir şekilde öğrendik. Afet yönetimi artık sadece devletin sorumluluğunda değil. Özellikle iklim kriziyle birlikte afetler daha sık, daha yıkıcı ve daha öngörülemez hale gelirken, özel sektörün de iş sürekliliğini, çalışan güvenliğini ve toplumsal dayanışmayı esas alan bir afet yönetimi vizyonuna sahip olması gerekiyor. Bu noktada, Mercer Türkiye tarafından hazırlanan 2024 tarihli "Afet Yönetiminde Kurumsal Hazırlık Araştırması" önemli veriler sunuyor. 200’den fazla şirkete dayanan bu araştırma, kurumsal hazırlığın geldiği noktayı ve atılması gereken adımları ortaya koyuyor.

NE ÖLÇÜDE HAZIRLAR?
Araştırma sonuçlarına göre, şirketlerin yüzde 51’i acil durum iletişim planına sahip olduğunu belirtse de, %64’ü çalışanlarına deprem çantası dahi sağlamamış. Ofis taşıma planına sahip şirket oranı sadece yüzde 1. Yani şirketlerin yüzde 99’u riskli bölgelerde faaliyet göstermeye devam ediyor. Ayrıca şirketlerin büyük bölümü, çalışanlarının yaşadığı konutların dayanıklılığına dair herhangi bir destek sunmuyor.
İlk bakışta tablo karamsar görünse de, bu verileri “başarısızlık” olarak değil, “fırsata çevrilmesi gereken bir farkındalık seviyesi” olarak değerlendirmek daha doğru olur. Çünkü bu anket sayesinde eksikler artık somut verilerle elimizde. Bu da çözüm için ilk adımdır. Bu noktada bazı sektör temsilcileri, yaşanan tecrübelerin ardından iç prosedürlerini gözden geçirdiklerini ifade ediyor. Özellikle çok uluslu şirketler, grup genel merkezlerinden gelen zorunluluklarla Türkiye’deki ofislerinde de risk senaryolarına dayalı tatbikatlar, iş sürekliliği planları ve uzaktan çalışma senaryoları gibi önlemleri artırmaya başladı. Ne var ki bu gelişmeler hâlâ belli bir kurumsal elitlikle sınırlı; KOBİ’ler ve yerel düzeyde faaliyet gösteren işletmeler açısından durum daha geride.
İyi uygulamalar umut veriyor
Aynı araştırma içinde yer alan bazı şirket uygulamaları ise yol gösterici nitelikte. Alarm sistemlerinin kurulması, acil durum tatbikatlarının yapılması, arama-kurtarma ekiplerinin eğitilmesi gibi adımlar doğru yönde atılmış adımlar. Ayrıca bazı firmalar, çalışanlarının yaşadığı evlerin depreme dayanıklılığına dair danışmanlık ve finansman desteği sunmaya başlamış.

Özellikle yapı denetim firmaları, sigorta şirketleri ve mühendislik ofisleriyle yapılan iş birlikleri aracılığıyla çalışanların evlerinin incelenmesi, yapı sağlamlığına göre teşvik sistemleri oluşturulması gibi uygulamalar dikkat çekiyor. Bu tip çözümler sadece kurum içi değil, toplumun geneline yayılabilecek modeller yaratma potansiyeline sahip.
Kurumsal afet hazırlığı sadece hayatta kalmak için değil, iş sürekliliğini, çalışan bağlılığını ve markaya olan güveni artırmak için de önem taşıyor. Afet sonrası hızlı toparlanma sağlayabilen kurumlar, hem iç paydaşları hem de toplumsal algı açısından daha güçlü konuma geliyor.
Afet yönetiminde özel sektörün rolü
Sendai Afet Risklerini Azaltma Çerçevesi (2015-2030), afet yönetiminin yalnızca kamu kurumlarının değil, özel sektörün de sorumluluğunda olduğunu vurguluyor. Bu belge, afet riskinin anlaşılması, yönetişim kapasitesinin artırılması, risk azaltıcı yatırımların teşvik edilmesi ve afet sonrası daha iyiye hazırlanmayı dört temel öncelik olarak belirliyor. Şirketlerin bu dört maddeyi rehber alarak kurumsal stratejilerini yeniden düzenlemeleri gerekiyor.
Bu çerçevede şirketler yalnızca çalışanlarını değil, paydaş ilişkilerini de afetlere karşı dirençli hale getirmeli. Tedarik zinciri güvenliği, dijital altyapının korunması, veri merkezlerinin yedeklenmesi, finansal esnekliğin sağlanması gibi alanlar, afet yönetimi planlarının ayrılmaz bir parçası olmalı.
Örneğin ISO 22301 İş Sürekliliği Yönetim Sistemi standardı, bir şirketin kriz anında nasıl ayakta kalabileceğini belirleyen uluslararası bir çerçeve sunuyor. Bu tür sistemlerin kurulması, hem iç düzenlemeler hem de tedarik zinciri yönetimi açısından kritik öneme sahip. Türkiye'de henüz yaygın olmayan bu sertifikasyon sistemi, gelecekte kamu ihalelerine katılım, müşteri güveni ve yatırımcı ilişkileri açısından önem kazanacak.
Şirketler için 10 adımda afet hazırlığı
Acil durum planları hazırlanmalı: Her şirket yazılı ve güncel bir kriz yönetimi planına sahip olmalı. Her şirketin bir afet yönetim planı olmalı. Bu plan sadece binadan tahliye senaryosu değil; iletişim stratejisi, acil müdahale görev dağılımı, iş sürekliliği planı ve alternatif çalışma senaryolarını içermelidir. Plan, yılda en az bir kez güncellenmeli ve tüm çalışanlarla paylaşılmalıdır.

Çalışanlara yönelik tatbikatlar düzenleyin: Yazılı planın bir anlam kazanabilmesi için uygulanması gerekir. Yangın, deprem, sel, siber saldırı gibi farklı senaryolara karşı düzenli tatbikatlar yapılmalı. Gerçek tatbikatlarla refleks kazandırılmadıkça planlar yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Çalışanların konut güvenliğini gündeme alın: Kurumların sosyal sorumluluğu sadece ofis duvarlarıyla sınırlı olmamalı. Çalışanların yaşadığı konutların depreme dayanıklılığına dair bilgilendirme, risk ölçüm desteği veya finansal teşvik gibi uygulamalar geliştirilebilir.
Afet çantaları ve tahliye ekipmanları sağlanmalı: Fiziksel önlemler çalışanların güvenliği için temel unsurlardır. Çalışanların kolay erişebileceği konumlara temel malzemeleri içeren afet çantaları yerleştirilmeli. Su, düdük, el feneri, temel tıbbi malzeme, battaniye gibi eşyaları içermeli. Ayrıca ofislerde acil durum çıkış planları ve toplanma alanları açıkça gösterilmelidir.
Ofis ve tesis risk analizleri yapılmalı: Yapıların depreme, sele veya yangına dayanıklılığı gözden geçirilmeli. Faaliyet gösterilen alanların hangi risklere açık olduğunu (fay hattı, sel havzası, ormanlık alan, yoğun nüfus) belirlemek ilk adımdır. Bu haritalama sonucunda bina güçlendirme, taşınma, sigorta gibi kararlar alınabilir.
Psikolojik dayanıklılık programları başlatın: Afet sadece fiziksel değil, ruhsal bir krizdir. Çalışanlar için stres yönetimi, travma sonrası destek ve kriz sonrası dönüş sürecini kolaylaştıracak psikolojik destek sistemleri hayati önemdedir. Bu aynı zamanda çalışan bağlılığını da artırır.
Kurumsal gönüllü ekipler kurulmalı: Afet sonrası destek ekipleri oluşturulmalı.
Afet sonrası sahaya inebilecek, ilk yardım eğitimi almış çalışanlardan oluşan gönüllü ekipler oluşturulmalı. Ayrıca toplum destekli kampanyalar, bağış koordinasyonu gibi süreçlerde gönüllü altyapısı önemlidir.
Uluslararası standartlara yönelin (ISO 22301): Kurumsal olarak afet yönetimi sürecinizi uluslararası tanınırlığa kavuşturmak için ISO 22301 İş Sürekliliği Yönetim Sistemi gibi standartlara yönelin. Bu sertifikalar sadece güven yaratmaz, aynı zamanda yatırımcı ve iş ortakları açısından da rekabet avantajı sağlar.
Tedarik zincirinizin afet dayanıklılığını değerlendirin:Tedarikçilerinizin afet planları olup olmadığını sorun. Kritik ürün ve hizmetlerde alternatif tedarikçiler belirleyin. Özellikle iklim krizinden etkilenen bölgelerdeki üreticilerle çalışıyorsanız, bu bölgelerdeki riskler analiz edilmelidir.
Dijital altyapınızı yedekleyin ve güçlendirin: Afet anında dijital sistemler en çok ihtiyaç duyulan, ama en kırılgan yapılardır. Veri yedekleme, Iletişim,bulut çözümleri, mobil çalışma altyapısı ve siber güvenlik sistemleri gözden geçirilmeli ve güçlendirilmelidir.
Bu 10 adım, şirketlerin sadece yasal yükümlülükleri yerine getirmesi için değil, aynı zamanda kurumsal etik, itibar ve sürdürülebilirlik için bir temel oluşturur. Afetler kaçınılmaz olabilir ama hazırlıklı olmak bizim elimizde.
HAZIRLIK BAŞARIDIR
Afet yönetimi artık sadece kamu otoritesinin değil, tüm toplumun – özellikle de kurumsal yapıların – ortak sorumluluğudur. Şirketler için bu alan, sadece risk yönetimi değil aynı zamanda marka değeri, çalışan bağlılığı ve toplumsal itibar konularını da kapsar.
Kurumsal dünyada "başarı" artık sadece finansal göstergelerle değil, kriz anına ne kadar hazırlıklı olunduğuyla da ölçülüyor.
Şirketler ister büyük ölçekli sanayi devi olsun, ister küçük bir aile işletmesi, afetlere karşı hazırlıklı olmak bir lüks değil, zorunluluktur. Ve her geçen gün bu zorunluluğun bedeli daha da artmaktadır.
Hazırlıklı olan kazanır. Geciken ise sadece işini değil, güveni ve itibarı da kaybeder.
Sektörel farklılıklar dikkat çekiyor
Araştırma verileri, kurumsal afet hazırlığı konusunda sektörler arasında ciddi farklılıklar olduğunu da ortaya koyuyor. Özellikle bankacılık, finans, telekomünikasyon ve enerji sektörleri afet risklerini daha fazla ciddiye alırken, inşaat, turizm, gıda ve tekstil gibi sektörlerde hazırlık düzeyinin oldukça düşük olduğu gözlemleniyor.
İnşaat sektöründe yapı güvenliği konusunda teknik uzmanlık bulunmasına rağmen, kurumsal afet planlarının eksikliği dikkat çekiyor. Turizm ve hizmet sektörleri ise afet anında hızlı tahliye, yabancı dilde bilgilendirme ve müşteri güvenliği gibi konularda ciddi boşluklara sahip. Tarım ve gıda tedarik zincirlerinde ise iklim kaynaklı afetlerin etkisi doğrudan hissedilmesine rağmen, bu etkilere karşı kurumsal strateji oluşturma oranı oldukça düşük.
Sektörel iyi uygulama örnekleri kurumsal öncüler yol gösteriyor
Bazı şirketler sektörel bazda fark yaratmaya başlamış durumda. Örneğin:
Bankacılık sektörü: Afet anında hizmet sürekliliği sağlamak amacıyla yedek veri merkezleri oluşturan, çalışanlarının konut güvenliğini analiz ettiren ve her yıl düzenli tatbikat yapan kurumlar bulunuyor.
Perakende zincirleri: Müşteri ve çalışan güvenliğini artırmak için mağazalarda afet yönlendirme sistemleri kuruyor, merkezi uyarı sistemleri ve tahliye planları oluşturuyor.
Enerji şirketleri: Deprem riski yüksek bölgelerde bulunan trafo merkezlerini güçlendiriyor, kritik altyapılarda afet senaryolarına uygun yedek enerji planları geliştiriyor.
Bu iyi örnekler, sektörel farkındalık seviyesinin artırılmasında kaldıraç görevi görebilir.
Saha gerçekliği ile politika arasında köprü kurulmalı
Yerel düzeyde yapılan bazı saha çalışmaları, özellikle KOBİ'lerin afetlere karşı hazırlıksız olduğunu somut biçimde ortaya koyuyor. Örneğin Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya'daki OSB’lerde yapılan saha ziyaretlerinde, birçok işletmenin ne iş sürekliliği planı ne de dijital yedekleme altyapısı bulunduğu tespit edildi. Çalışanların büyük kısmı afet sonrası işe dönüş süreciyle ilgili yeterince bilgilendirilmemişti.
Ayrıca, bu bölgelerde küçük işletmelerin afet sonrası yeniden açılma oranı oldukça düşük kaldı. Bu durum, yalnızca ekonomik kayıplara değil, istihdamda da ciddi dalgalanmalara yol açtı. Saha çalışmaları; sigortasızlık, bilgi eksikliği ve finansal kırılganlık gibi çok katmanlı sorunlara işaret ediyor.
Yapı denetim kuruluşları kurumsal güvenlikte stratejik ortak olmalı
Kurumsal afet hazırlığında yapı denetim firmalarıyla yapılacak iş birlikleri kilit önem taşıyor. Sadece ofis binaları değil, üretim tesisleri, depo alanları ve çalışan konutları da bu kapsamda değerlendirilmeli.
Bazı öncü firmalar, yapı denetim şirketleriyle protokoller imzalayarak, hem kendi tesislerinin hem de çalışanlarının ikamet ettiği yapıların depreme karşı dayanıklılığını test ettirmeye başladı. Bu kapsamda:
Riskli binalar için güçlendirme önerileri alınmakta,
Güvenli konutlarda oturan çalışanlara kira teşviki sunulmakta,
Yeni kiralamalarda teknik inceleme zorunlu hale getirilmektedir.
Bu adımlar, kurumun hem fiziksel güvenliğini artırmakta hem de çalışan memnuniyetine doğrudan katkı sağlamaktadır. Ayrıca bu tür risk analizleri, sigorta primlerini azaltmak ve uluslararası sertifikasyon süreçlerinde avantaj elde etmek açısından da değerlidir.
Afetlere hazırlık: Devletin yanında şirketler ve vatandaşlar da sorumlu
Türkiye, 6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli büyük depremlerle sarsıldı. Bu felaket, yalnızca kamu kurumlarının değil, özel sektörün ve bireylerin de afetlere karşı hazırlıklı olması gerektiğini acı bir şekilde gösterdi. Afetlere hazırlık, artık sadece devletin sorumluluğunda değil; şirketler ve vatandaşlar da bu sorumluluğu paylaşmalı.
Şirketlerin afet hazırlığı durumu
Mercer tarafından yapılan 2024 tarihli araştırma, Türkiye'deki şirketlerin afet yönetimine dair hazırlıklarının büyük ölçüde yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre, firmaların yalnızca yüzde 51'inin kriz anlarında kullanılmak üzere bir iletişim planı bulunuyor. Ofiste bulundurmak üzere çalışanlarına deprem çantası dağıtmayan firmaların oranı ise yüzde 64. Ayrıca, çalışanların yaşadığı binaların güvenliği konusunda da yeterli destek sağlanmıyor; çürük raporu bulunan binalarda oturan çalışanlara taşınma desteği vermeyen firmaların oranı yüzde 64.
Hep birlikte daha güçlü bir gelecek için
Afetlere karşı hazırlıklı olmak, sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Devlet, şirketler ve vatandaşlar olarak hep birlikte hareket ederek, afetlere karşı daha güçlü ve dirençli bir toplum inşa edebiliriz. Bu süreçte, afet yönetimini sadece bir kriz anı refleksi olarak değil, kurumsal kültürün ve bireysel bilincin bir parçası olarak benimsemek büyük önem taşımaktadır.
Unutmayalım ki, afetlere hazırlık bir kez yapılıp unutulacak bir prosedür değil, sürekli gözden geçirilmesi ve güncellenmesi gereken dinamik bir süreçtir. Bu sürecin başarısı, sadece yazılı planların varlığına değil, bu planların kültür haline gelmesine bağlıdır.
Afetlere karşı hazırlıklı olmak, sadece hayatta kalmak için değil, aynı zamanda iş sürekliliğini, çalışan bağlılığını ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek için de kritik öneme sahiptir. Hazırlıklı olan kazanır; geciken ise sadece işini değil, güveni ve itibarı da kaybeder.
SONUÇ: Afetlere hazırlık bir toplum sözleşmesidir
Türkiye, son yıllarda yaşanan büyük afetlerle birlikte, afetlere karşı sadece kamu kurumlarının değil tüm toplum kesimlerinin hazırlıklı olması gerektiğini acı tecrübelerle öğrenmiştir. Depremler, seller, yangınlar ve diğer afetler karşısında yalnızca devletin müdahalesiyle sonuç alınamayacağı artık çok nettir. Afet yönetimi, sadece bir kamu görevi değil; bireylerin, işletmelerin ve sivil toplumun ortak sorumluluğudur.
Vatandaşlar, yaşadıkları konutların güvenliğinden emin olmalı, afet çantalarını hazırlamalı ve aile içi tahliye planlarını oluşturmalıdır. Şirketler ise, faaliyet gösterdikleri sektör fark etmeksizin, afete hazırlık konusunu stratejik öncelik haline getirmelidir. Bu yalnızca bir risk yönetimi meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam hakkına ve toplumsal dayanışmaya saygı göstergesidir.
Kurumsal düzeyde afet hazırlığı; yapı denetiminden dijital yedeklemeye, çalışan güvenliğinden tedarik zinciri dayanıklılığına kadar pek çok alanı kapsar. Şirketler mutlaka haftalık yedekleme (back-up) sistemlerini çalıştırmalı, verilerini farklı lokasyonlarda güvenle saklamalıdır. Bu sadece bilgi güvenliği açısından değil, kriz sonrası hizmet sürekliliği açısından da hayati önemdedir.
İletişim teknolojileri ise kriz anında bilgi akışının sürekliliği için artık vazgeçilmezdir. Şirketler ve kurumlar, kriz sırasında kullanılacak iletişim zincirlerini önceden kurmalı, SMS, uygulama bildirimi, e-posta gibi farklı kanalları entegre etmelidir. Tatbikatlar ve simülasyonlar, bu iletişim kanallarının işlerliğini test etmenin etkili yollarıdır.
Unutulmamalıdır ki, afetlere hazırlık bir kez yapılıp unutulacak bir prosedür değil, sürekli gözden geçirilmesi ve güncellenmesi gereken dinamik bir süreçtir. Bu sürecin başarısı, sadece yazılı planların varlığına değil, bu planların kültür haline gelmesine bağlıdır.
Sonuç olarak; afetlere dayanıklı bir toplum, ancak bilinçli bireyler, sorumluluk sahibi şirketler ve kapsayıcı kamu politikalarının birlikte ve eşgüdüm içinde çalışmasıyla mümkün olabilir. Afet sonrası değil, afet öncesi seferberlik esas olmalı; hazırlık, her kesimin gündelik yaşamının bir parçası haline getirilmelidir.