“Kendini yok etmek değil, kendini var etmek sevgidir.”
Pazar sabahı… Elinde kahve, pencere aralık, sokaktan sessiz bir rüzgâr geçiyor.
Bir yerlerden tanıdık bir cümle yankılanıyor kulağında:
“Ben senin için saçımı süpürge yaptım.”
Ne kadar tanıdık bir serzeniş, ne kadar derin bir yorgunluk gizli bu sözde.
Yıllarca sevmenin, vermenin, susmanın, kendini ikinci plana atmanın sembolü olmuş bir cümle.
Ama belki de artık sorgulama zamanı geldi:
Neden hep biz süpürge oluyoruz da kimse halı olmuyor altımıza?
Bizim kuşağa hep öğrettiler:
“Önce başkaları, sen sonra.”
“Yeter ki onlar iyi olsun.”
Ama kimse demedi ki,
“Sen iyi olmazsan kimseyi iyi edemezsin.”

GEÇMİŞ GİTMİŞLER

Zamanla anlıyorsun…
Saçını süpürge ettiğin insanlar, o saçın telini bile fark etmemiş.
Sen kendini yormuşsun, onlar sadece tertemiz bir zeminde yürümüş.
Teşekkür bile etmeden geçmiş gitmişler üzerinden.
Bir gün aynaya bakıyorsun.
Yorgunsun, ama içindeki kadın hâlâ güçlü.
Ve o an fark ediyorsun:
Gerçek sevgi, kendini silmek değil.
Kendini var etmek, kendini sevmek.

Artık kimse için saçını süpürge etme.
Saçını dalgalandır, rüzgârda savur, özgürlüğün kokusunu duy.
Ev değil, kalbin temiz kalsın.
Süpürge değil, sen merkezde ol.

Çünkü hayat, sen kendine kıymet verdiğinde güzelleşiyor.
Fedakârlık, tükenmek değil; paylaşmakla anlam buluyor.
Ve en çok kendine şefkat gösterebildiğinde,
başkalarına verecek en güzel sevgiyi buluyorsun içinde.

Belki de bu pazarın mesajı bu:
Biraz dur, derin bir nefes al…
Ve kendine şunu söyle:
“Ben artık saçımı süpürge etmiyorum.
Kendim için parlıyorum.”