Etrafına cömertlik saçan hümanist ruhlu antik bir şair gibi, bu sistem insani olan hiçbir şeyi kendine yabancı saymaz. Kar için çıktığı avda her mesafeyi kat edebilir, en aşağılık yol arkadaşlarıyla düşüp kalkabilir. İçinde tatminsiz bir arzu ve uçsuz bucaksız bir boşluk vardır” Terry Eagleton
Düşünün ki, iki ülke tüm dünyadaki ülkeleri hegemonyası altına almış; çeşitli sosyoekonomik kavramları kullanarak kedinin fareyle oynadığı gibi istediğini yapıyor. Amerika ve İsrail… Ve tüm dünya adeta hipnoz olmuş gibi seyrediyor!

1965 yılında psikolojide bir deney gerçekleştirildi. Bu deneyin şaşırtıcı bir başlangıç noktası vardı. Robert Rosenthal‘ın okul müdürü öğrencileriyle başlattığı majör deney bugün milyonların davranışı üzerinde rol almıştır. Deney şöyle; rastgele seçtikleri öğrenci seçtiler ve bu çocuklara yıl boyunca olağanüstü bir gelişim gösterecekler dediler. Ama bu çocukların diğer öğrencilerden zeka veya yaratıcı olma konusunda hiçbir özel yanı yok. Sadece öğretmenlere söylenen bir beklenti söz konusu olmuştur. Aylar sonra sonuçlar açıklanır. Ve seçilen öğrenciler sınıfın en çok gelişen öğrencileri oluyor. Başarıları, özgüvenleri ve davranışları hızlı değişen bu öğrenciler oluyor. Yıllar sonra bu deney yetişkinler üzerinde de yapılıyor. Ve sonuç değişmiyor. İnsanlara dayatılan beklentiler, değişmelerine neden oluyor.

SÖZLERİN GÜCÜ

Gerçekten de her alanda yapılan dünya rekorları insanlık üzerinde bu konuyu ispatlıyor. Her sene bir öncekinin rekoru, yapılabilirlik inancıyla diğerini geçiyor. Tikelden tümele geçecek olursak beklentiler, toplum yapısını ve davranışlarını etkiler mi? Peki sözlerin gücü, titreşimlerin gücü insanoğlunu etkileyebilir mi? ‘Kendini gerçekleştiren kehanet’ tam da bu konunun göstergesi. Public Speaking diye bir kavram vardır. Sahne ve kamera karşısında kitleye hitap etme disiplinidir. Bu kavramda; kitleye hitap ederken hipnotik sözler kullanılır. İşte tam da burada kelimelerin gücü kullanılır. Sadece kelimeler değil beden hareketleri de bu kavramı içine alır. Kürsülerin yüksek yerlerde olmasından tutun da ışıklandırmaya kadar uzanıyor bu yöntemin unsurları. Çocukluğumuzdaki masallardan, toplumlardaki totaliter kuralların ruhumuza işlemesine kadar…
Batının emperyalist güçleri tüm kitleleri bu psikolojiyle adeta hipnoz altına alıyor. Tarihte Adolf Hitler’in konuşma tarzı, insan kitlelerini büyük katliamlara yöneltmesi ve istediklerini yaptırması, Rosenthal’i doğruluyor…
Günümüze gelecek olursak subliminal mesajlar altında küresel güçlerin halklara dayattıkları tüketim toplumu yaratmaları; liderlerin manipülasyonları, insanların ahlaktan eğitime, alışkanlıklarından, yalnızlaştırılmasına ana sebeplerinden biridir. İşin açıkçası teknolojiyi de bu yönde kullanmaları işlerini oldukça kolaylaştırıyor.
Beynimizi yapay zekanın ellerine teslim ettikçe de yeni dünya düzeninde, robotik hayatlarımız yaşamın gerçek değerlerini unutturuyor…
Max Horkheimer demiş ki “Bugünkü aşamasında kapitalist sistem dünya çapında örgütlenmiş sömürüdür. İdamesi tarifsiz acılara yol açar.”
Ve inanın bu sistem insan psikolojisini temel alıyor… Bir gün zayıflıklarımızı ve egolarımızı fark edebilirsek uyanacağız! Belki de o zaman insanlığın gerçek amacını tekrar hatırlayacağız…